MAKALELER

Provakatör Tavşan

2020.02.18 00:00
| | |
8224

Sokak ve Performans Sanatçısının görevi nedir diye sorgularım her zaman.

Sokak ve Performans Sanatçısının görevi  nedir diye sorgularım her zaman.

Sanatçı; Sokağı ve sanatın sokakta olan halini önemser ve benimser

Anarşist sanat felsefesinden beslenir ve Gerilla sanat tekniklerini kullanır.

Seyircisini beklemez, ayağına gider.

Geleneksel Türk Tiyatrosunun Ortada oynama kültüründen, Anadolu köy seyirlik oyunlarının bin yıllık birikiminden ve hayalilerin usta çırak ilişkisinden beslenir.

Var olan bütün ‘Yapılmalı’ sözcüklerini reddedilip, ‘Denersen Mutlu Olursun’ bakış açısı kabul edilir.

Sokağa soyunmaya hazır bireylere sanat nedir, sanatçı kimdir, topluma olan borcu nedir hatırlatılır.

Dört duvar arasında olan üretime saygı duyulur ve sonrasında  adabına uygun bir şekilde kötü ve özensiz üretimlere sövülür.

Sanatın bir meta olmadığı ve alınıp satılamaz olduğu yaşantılar ekseninde gösterilir.

Hiç kimsenin bir başkasının hayallerine sponsor olması beklenmez.

Geleceğin sanatını sokaktan başlayarak kente yayma telasında tiyatrolar için seyirci yetiştirir.

Dost biriktirmeyi hedefler.

Toplumun genel sorunları yerel bağlamda irdeler ve evrensel değerlere ulaşmaya çabalar.
 
Gümüldür de üç saat süren bir canlı heykel performansının hemen sonrasında gece iki gibi girdiğim  evimden sabah yedide yola çıktık.

Dostlarımız bizi araçlarıyla alıp Burhaniye'de bulunan Tarla Zanat imece çocuk festivaline götürdü. Bir kaç saat sonra tekrar kanguru bacak performansına çıktım ve güzel bir kortej ile açılışı yaptık. 

Üç gün boyunca bir çok güzel gösteri izleyip son gece Kaz Dağlarındaki etkinliğe katılmaya karar verdik. 

Festivalde bulunan dostları da ikna edip sabah yedi buçukta buluşmak üzere sözleştik.

Samsun Sanat Tiyatrosu kurucusu Yaşar Gündem ağabey asistanım Esra Akkuzu ve beni minibüsü ile götürmeyi seve seve kabul etti. 

Ankara sokak sanatları atölyesinin yönetmeni Pantomim sanatçısı Onur Kaya 

Urla Toprak Sahne kurucularından Serkan Baştürk , Nehir Günce Daşçı  ve Bulgur

Tarla Zanat ekibinden İlayda Evgin

İstanbul'dan dostlarimiz Ümit Deniz ve Öteki Tiyatrodan Murat Karahuseyinoğlu ve Özge Öztürk ile ekip tamamlandı.

Festivalin son günü olması nedeni ile gün doğumuna kadar Türkiye'nin dört bir tarafından gelen dostlarla sanat konuştuk. En son, gün doğarken çadırıma gidip iki saat uyuyabildim.

Arabalara binip hazırlanmamız baya sürdü çünkü herkes benim gibi günlerin getirdiği yorgunlukla uyanamamıştı.

Burhaniye'den Kaz dağlarında bulunan Kirazlı'ya gidebilmemiz baya sürdü.

Yolda bir jandarma bizi durdurdu ve nereye ne yapmaya gittiğimizi sordu Yaşar Gündem ağabey o güzel sesi ve doğaçlaması ile Bayramiç'e oyun oynamaya giden bir tiyatro ekibi olduğumuzu söyledi. Tehlike atlatıldı ve yola devam edebildik.

Etkinlik 11:00 için planlanmıştı fakat biz saat 12:00 de alana ulaşabildik.

Serkan ve Günce korkuluk kostümleri ile tahta bacak olacak bende Tavşan kostümümle Kanguru Bacak performansına çıkacaktım.

Alana vardığımızda araç sıraları beni oldukça şaşırttı. Binlerce araç on binlerce insan ülkenin her yerinden Kaz dağlarını savunmaya gelmişti.

Hızlı bir şekilde hazırlandık, makyaj yapmam ve giyinmem meşakkatli olduğundan o sıcakta dostları biraz beklettim.

Akabinde kortej yürüyüşü ile alana girdik. Ana yoldan yan yolla çadırların kurulduğu ve konuşmaların yapıldığı sahnenin olduğu alana geçtik.

Ses sistemimizden Bandista grubunun Haydi Barikata şarkısı çalıyordu.

Bizi gören eylemcilerin yüzünde kocaman bir gülümseme oluyordu.

O esnada nereden geldiğini bilmediğim kocaman bir tavşanı tutuşturdular elime. 

Doğa bizim annemizdi ve biz onu savunmaya gelmiştik.

Binlerce insan bizi kucakladı ve alkışlar arasında alanın merkezine girdik.

Tahta bacak ve kanguru bacak aparatları ile o alanda gösteri yapmayı bırakın yürümek bile oldukça zordu.

Konuşmalar esnasında öğrencim performans sanatçısı Mehmet Regaip Göktaş ile uzaktan selamlaştık.

 O da kendi gösterisine devam ediyordu.

O dakikadan sonra kortej yürüyüşü ile maden alanına gidileceği duyuruldu. 

Bizim pek bir şey yapmamıza zaten gerek kalmadı çünkü kalabalık bizi istemsiz bir şekilde beş yüz metre ötedeki kortejin en başına bir dalga gibi attı sürüdü.

Biz basa geçerken herkes bize dokunup tebrik ediyordu.

Kortejin başında arkama dönüp baktığımda sonu olmayan bir kalabalık gördüm.

İçimden evet şimdi dedim ve Serkan ile Günce ile bakışlarla anlaştık.

Uzun bir rota ve sıcak bir öğlen saati olmasına rağmen çadır alanından maden bölgesinin başlangıç kısmına kadar gayet eğlenceli bir performans gerçekleştirdik.

Ana yoldan madene çıkan yan yol oldukça dik ve Performans sanatı açısından tehlikeli bir alandı. 

Tahta Bacak ile kaygan taşların olduğu açılı alanlarda yürümenin imkansız olacağı için Tahta bacak arkadaşlarla orada ayrıldık.

Ben yola tek devam ettim.

Kalabalıkla birlikte dağ yoluna saptık.

Gecenin yorgunluğu, sıcaklık ve kortejin içinde susuz kalmak beni nefes nefese bıraktı.

Ayağımda on kiloya yakın aparatlar üstümde oldukça kalın ve ağır kostümler ve ağır bir makyaj ile bir dağa tırmanmaya çalışıyordum.

Ayaklarım önceki gösteriler yüzünden yara bere ile kaplıydı ve zıpladıkça ve yürüdükçe eski yaralar tekrar canımı yakıyordu.

Kemiğe kadar inen bir sızı anlatılmaz bir ızdıraba dönüşüyordu.

Sanırım üç yüz metre sonra bir gölgede yol kenarına oturdum.

Gelen geçenlerle fotoğraf çektirmeye başladım.

Yaşlı bir teyze bir şişe suyunu bana verdi.

Konuşamadığım için tavşanca teşekkür ettim.

O da dağa tırmanıyordu ve son suyuydu.

Hayır diyebilmeyi çok isterdim ama o su sayesinde kendime geldim.

Biraz dinlenip yola tekrar devam ettim.

 İnsanlar kendi yorgunluklarını beni de ekleyip imece usulü elimden tutarak yukarıya taşımaya başladılar.

Bir şekilde ağaçların kesildiği alana ulaşmak istiyordum.

Yorgunluktan ve sıcaktan bunalmış haldeyken bir yandan da insanları eğlendirmeye çabalıyordum. Onlar benim yüküme ortak olurken bende onların yükünü kolaylaştırıyordum.

Ne kadar yol yürüdüm bilmiyorum ama arkamdan bir ses Erdal diye seslendi. 

Asistanım Esra koşarak tüm yolu gelmiş ve aracın aşağıda beni beklediğini söylemişti.

Elimden tuttu ve geldiğim yolu yokuş aşağı bilinçsiz bir şekilde inmeye başladık. 

Sanırım on adım sonra olayın farkına vardım ve ben yukarıya çıkacağım diyip dağa doğru yönelip kaçtım elinden.

Koşa koşa yaklaşık iki yüz metre gittim ve Altın Madeninin iki yüz bin ağacı katlettiği alana ulaştım.

Halk zincirleri kırmış ve alana girmişti.

Bende peşlerinden girdim ve alanda üzüntülü bir şekilde dolaşmaya başladım.

Manzara gerçekten içler acısı idi.

Bir evlat annesine bunu nasıl yapar diye düşündüm.

Göz alabildiğine kırmızı toprak ve kulaklarımda kesilen ağaçların yaprak sesleri ile ayağımdaki sızlama beynime ulaştı.

Altın madenine ulaşana kadar insanları gülümsetmek ve çabalarında yanlarında olmak için mutlu etmeye çalışan bir rol oynuyordum.

Fakat madende iken tüylerim diken diken oldu.

İçimden oturup ağlamak geçti.

İnsanlar o manzarada gelip benimle fotoğraf çektirirken olaya ve mekâna yabancılaştım.

Bu duygunun bir benzerini Nazilerin soykırım yaptığı Krakow şehrinde bulunan Auschwitz-Birkenau toplama kampında yaşamıştım.

Bir süre daha alanda kaldım ve iniş yoluna geçtim. 

İçimde utanma duygusu vardı.

İnsan denilen canlının yapabileceği kötülüklerin sınırından tavşan olarak utanıyordum.

İniş yolu daha zorlu geçti.

Bu kez yanımda Asistanım ve eski öğrencim ile bebek adımları ile kaygan taşlı yoldan indik.

Dönüş yolu boyunca da insanlara gülümseme oldum.

Dostlarım beni yolun başında bekliyorlardı.

Kostümü çıkardım üzerinde kilolarca ter birikmişti.

Botlarımı çıkarttığımda  ayağımın bir çok yerden kanadığını ve su topladığını gördüm.

Bir şişe su verdiler içtim.

O anda bilinçsiz bir şekilde gülümsediğimi fark ettim.

Sonra dostlarıma baktım onlarda gülümsüyordu


Not: O gün Kaz dağlarındaki altın madenine gelen binlerce yurt sever vatandaşın çabaları sayesinde Türkiye gündemi bir anda değişti ve kamuoyu baskısı sayesinde altın madeninin geçici ruhsatı yenilenmedi.

Öncesinde ve sonrasında doğaya sahip çıkan bireyler ve yapılan güzel etkinlikler sayesinde Çanakkale kentine su sağlayan havza korunabildi.

Performans sonrasında hem Türkiye hem yurt dışındaki bir çok haber kanalı ve gazete görsellerimizi kullandı.

 Yandaş medya ‘Provokatör Tavşan’ yakıştırmasıyla haberler yapıp beni ve o gün orada bulunan sanatçı dostlarımızı açık hedefler haline getirdi.

Süreç içinde bir çok tehtit mesajı ve arkadaşça(aman ha) diyen mesaj ve aramalar aldık.

Sanat bizler için cesarettir diye düşünüp gülüp geçtik…

Anahtar Kelimeler: sokak tiyatrosu, sokak oyunları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir