MAKALELER

Plastik Aşklar - Plastik Hayatlar

2020.01.25 00:00
| | |
2218

"İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı" oyununu seyredip, eleştirisini yazdığımdan beri, Ali Cüneyt Kılcıoğlu'nu takip ediyorum.
 
“İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” oyununu seyredip, eleştirisini yazdığımdan beri, Ali Cüneyt Kılcıoğlu’nu takip ediyorum. Güncel konuları çok iyi işleyen, özgün dili, sürükleyici olay dizisiyle son yılların en sevdiğim yazarlarından Ali Cüneyt, hiç durmuyor, üretiyor ve ben de bir oyun yazarı olarak ona imreniyorum. Son sahnelenen oyunu Plâstik Aşklar’ın, galadan kısa bir süre sonra Bandırma’ya geleceğini duyunca, sinemadan bozma tek salon olan Barış Manço Kültür Merkezi’nde oyunu seyretme şansı buldum. Ali Cüneyt’in en önemli bir özelliği olduğunu düşündüğüm; Plâstik Aşklar’da daha da güçlü bir şekilde ortaya çıkan, tiplemeleri ve onlara cuk oturan diyaloglardaki başarısıydı. İki farklı yaş ve karakterdeki kadını bu kadar iyi gözlemleyip, kadınsal özelliklere değinmesi gerçekten onun müthiş bir gözlem yeteneği olduğunu gösteriyor. Bir kadın olarak benim bile aklıma gelmeyecek türden ayrıntılar, bence oyunun başarısına imza attı. 
 
   
Gelelim oyunun konusuna; biri karısı biri sevgilisi aynı adama aşık iki kadının, onları terk eden adamın ortadan kaybolmasıyla, karşı kaşıya gelmeleri ve yüzleşmelerini anlatıyor. Oyun sevgili rolündeki Sezen’in (Begüm Birgören)  , Adamın eski karısı Alev’e ( Oya Başar)  döndüğünü düşünerek, merakını gidermek için evine gitmesiyle başlar. Alev bankadan emekli, çok titiz,  tutumlu, çocuğu olmadığı için eşine düşkün,  klasik bir ev hanımıdır. Titizliği ve tutumluluğunun en önemli göstergeleri de naylonlarla kaplı halı ve koltuk takımı, eski sutyenden yapılmış tutaç, eski kumaşlardan yapılmış kavanoz kapakları gibi zekice buluşlar.   Sezen ise güzelliğine düşkün, kilo almamak için yemek yapmayan, yemeyen oldukça rahat, biraz da saf tarafları olan yalnızlıktan bunalmış, evlenmek isteyen bir genç kızdır. Karşılaşınca önce birbirlerine olan kıskançlıkları ve kızgınlıkları ön plana çıkar, bir müddet sonra konuşmaları hayatın çok içinden hepimizinkine benzeyen samimi, gerçek diyaloglardan oluşmaya başlar. Ağırlığı kadın olan seyircilere, oyun bittikten sonra ‘Oyunu nasıl buldunuz?’ diye sorduğumda genelde cevaplar benim düşüncemle aynıydı. ‘Kadınların zaaflarını, korkularını, egolarını, neye üzülüp, neye ağladıklarını çok iyi anlatıyor bu oyun. Hepimizden bir şeyler var.’ Bu yönüyle de Bandırma seyircisi beğenisini, oyuncuları sık sık alkışlayarak gösterdi. 
 
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim başta da söylediğim gibi Bandırma tiyatro sahnesi konusunda sıkıntılı bir yer olmasına rağmen, neredeyse her hafta bir iki oyunun geldiği, tiyatroya meraklı ve hiçbir oyunu kaçırmayan bir kitlenin olduğu kenttir. Bu nedenle de de seyircinin kalite anlayışının gelişmiş olduğunu, oyun sonrası yaptıkları yorumlardan anlayabiliyoruz. 
 
Oya Başar’ı unutamadığımız “Olacak O kadar Televizyonu” ndan sonra tiyatro sahnesinde görmek gerçekten çok heyecan vericiydi. Salonun çok kalabalık olmasından mı, yoksa yol yorgunluğundan mı  bilemem ama Oya Başar’ın Begüm Birgören gelene kadarki replikleri biraz tutuktu. Ağırlığı, durum ve söz komikleriyle beslenmiş, Alev’in intihara teşebbüs oyunu, çok akıcı geçmedi ancak Begüm Birgören’in eve gelmesiyle aralarında paslaşarak gelişen oyun, yanlış anlamalar, laf vurmalar, üçüncü biri varmış gibi iç ses kullanmalar, Karagöz oyun tekniğine benzer diyaloglar, oyunun ritmini ve heyecanını artırdı. 
 
Yönetmen Orçun Ucal’ın iki perdelik bu oyunu tek perdeye düşürmesi akıllıca olmuş. Mekan ve  dekor oyun sonuna kadar aynı olduğuna göre tek perde,  seyircinin hiç sıkılmadan keyifle final sürprizini beklemelerini sağladı. Final sürprizi çok güzeldi. Buradan yazarsam seyretmeye gidecek olanlara haksızlık olacaktır bu yüzden şu kadarını söyleyebilirim. Sahnede tv ve bilgisayar görevini üslenen projeksiyonda çıkan, hepimizin yakından tanıdığı ünlü oyuncu o rol için çok iyi düşünülmüş. 
Yönetmenin rejisinde en çok dikkatimi çeken sahne, oyunun ortasında ışıkların kararıp,  iki kadının birbirlerine yükselip,  kavga ettikleri yerde, halılardaki naylon örtülerin başlarına geçip, bir müddet onlarla mücadelesi, plastik aşklara iyi bir gönderme olmuş.  Bu bana, Ayşenil Şamlıoğlu’nun rejisindeki Kozalar oyununda, başrol üç kadının örgü yaptıkları iplerin, oyun sonunda ağ gibi başlarına geçmesi sahnesini hatırlattı. 
 
Begüm Birgören’i tiyatroda ilk defa seyrettim.  Sade ve doğal oyunculuğuyla hem çok sempatik hem de sahnede çok güzel görünüyordu. Oya Başar ile aralarındaki usta çırak saygısını bize hissettiren Begüm Birgören, mimik ve jestlerini çok iyi kullanarak rolün gerçekçiliğini kuvvetlendiriyor. 
 
Dekor ve aksesuarlar, oyuna tam anlamıyla hizmet ediyor. İlk bakışta çok kalabalık gibi görünen sahnedeki her şey teker teker kullanılıyor ve birer simge olarak oyunda yerini alıyor. 
Bandırmanın çok küçük sahnesine bile sığdırılabilen dekor için Mete Yılmaz’ı kutlamak lazım.
 
Günümüz aşklarını, doğallıktan uzak ve kendini başka biriymiş gibi gösteren insanların yapaylığıyla özdeşleştiren Plâstik Aşklar oyunu, içimizden birilerini anlatıyor. En çok da tv. ünlülerinin camiasında gözler önüne serilen bu aşk kirliliği, kadını zekasıyla ve yeteneğiyle değil işvesi ve cilvesiyle var etmeye çalışan bir zihniyetin sonucudur.  Evlenmeyi kadına bir lütuf gibi gören, kadını sadece dış görünüşüyle değerlendiren bu tür erkeklerin çoğunlukta olması elbette onlara aşkla bağlanan kadınların onları böyle kabullenip, normalleştirmesinden de kaynaklanabilir. Bu yönüyle de oyunun erkek yazar ve yönetmeninin sadece kadınlara değil, erkeklere de ayna olma görevini başarıyla gerçekleştirdiğini düşünüyorum. 
 
Plâstik Aşklar sadece aşk ilişkilerinde değil, tüm ilişkilerde birbirlerine güvenini yitirmiş insanlara da Alev ve Sezen’in yalnızlaşan hayatları üzerinden vurgu yapmaktadır. Oyunun sonuna doğru Alev’in evindeki Mona Lisa tablosu her iki kadın için de ortak bir önem taşımaktadır. Dışarıya çıkarken Mona Lisa’nın sahte gülüşünü takınarak toplumla ilişki kurmaya çalışan bu kadınlar aslında hepimizi temsil etmektedir. Hayatımızdaki her şey ama her şey doğallığını kaybediyor ve plâstikleşiyor… 
Peki biz bunun ne kadar farkındayız? Bu hızla gelişen tehdit karşısında ne yapabiliriz?  En önemlisi bu durumdan şikâyetçi miyiz? Kaçımız memnun,  kaçımız mutsuzuz? 
 
Bizlere sırf bu soruları sordurduğu için bile, Oyunun Yazarı; Ali Cüneyt Kılcıoğlu’nun,  Yönetmeni; Orçun Ucal’ın, Oyuncular; Oya Başar ve Begüm Birgören’in, Sahne Tasarımcısı; Mete Yılmaz’ın, Kostüm Tasarımcısı; Pınar Demir’in, Işık Tasarımcısı; Şerif Tozlu’nun, Dramaturg; Ayşem Savaşçı’nın ve bu oyunu sahnelenmesine öncülük eden Genel Sanat Yönetmeni Fatih Küçük’ün emeklerine sağlık diyor, tiyatronun gülen ve ağlayan yüzünden ayrılmamanızı diliyorum. 
 
 
Yazan: Zeynep BAYRAKTUTAN
bayraktutanzeynep@gmail.com 

Anahtar Kelimeler: plastik aşklar



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir