MAKALELER

Panopticon - Şermola Performans

2018.02.22 00:00
| | |
4269

Sizce Nasıl?
Kırmızı balonlarla dolu oyun alanı üzerinde beş beyaz sandalye, arka duvarı tümüyle kaplayan projeksiyonda art arda akan görüntüler...


Gözün iktidarı,  ölüm ve özgürlük:  Şermola Performans’ın “Panopticon” sahnelemesi üzerine…

Kırmızı balonlarla dolu oyun alanı üzerinde beş beyaz sandalye, arka duvarı tümüyle kaplayan projeksiyonda art arda akan görüntüler; seyirciye bakan bir göz, oyun alanının, seyir alanının ve seyircilerin projeksiyona yansıyan görüntüsü, ritmik elektronik müzik, seyircilerin arasına oturmuş pantolon ceketli, bıyıklı kadın oyuncular... 


Mirza Metin’in proje tasarımını ve yönetmenliği yaptığı “Panopticon” böyle bir resim ile başlıyor. İlk gösterimlerini 2017 İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan oyun ismini Sosyolog Michael Foucault’nun Jeremy Bentham’ın kurduğu hapishane modelinden yola çıkarak kuramsallaştığı bir iktidar modellemesinden alıyor. İç içe geçmiş halkalardan oluşan, ortasında gözlem kulesi bulunan bu mimari yapı, tutuklular arasındaki ilişkiyi engelleyen, onlarda her an gözetleniyor olma fikri uyandıran ve bu sayede onları iktidarın içinde tutan bir sürekli iktidar yaratım mekanizması olarak tasvir ediliyor Foucault’nun “Hapishanenin Doğuşu” kitabında. Tektipleştirici, bedenleri ve ruhları baskı altında tutan bu tertibat oyunda hem görsel, hem işitsel göstergelerle sahneye taşınmış.

 
Kıyafetleri, duruşları ve eylemleri ile erkekleştirilmiş kadın bedenleri iktidar makinesinin yaratımları olarak sahnede yer alırken seyirci, sahne ve oyuncuların arka perdeye yansıyan görüntüsü her yeri saran ama nerede olduğunu bilmediğimiz gözetleyen ama gözetlenemeyen bu makinenin oluşturduğu belirsiz, kaygan, tekinsiz hali görselleştiriyor. 

Oyun, Türkiye’de son yıllarda yaşanan toplumsal olayların,  iktidarın nesnesi olmuş, kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmış, seslerini kaybetmiş bedenlerde yarattığı dürtüler üzerinden hareket etmiş. Zaman içinde oyuncuların bu olayların da etkisiyle artan farkındalıkları sayesinde bedenen ve ruhen özgürleştiklerini ve seyirciyi de bu özgürleşme haline davet ettiklerini seziyoruz. 

Panopticon soyut bir düzlemede bedensel devinimler, sahnedeki bedenleri ortaklaştıran dilsizlik, ses çıkaramama hali ile öne çıksa da bugünün Türkiye’sinde yaşanan, kadın cinayetlerine, acılara, katliamlara, şiddet görüntülerine, toplumsal olaylara ve travmalara dair görüntüleriyle bellek tazeleyici bir işleve de sahip. Mirza Metin sessizlikten sese, tek tip mekanik bedenlerden devinen, hisseden bedenlere doğru evrilen sahnelemesiyle, bu dönüşüm hali üzerinden Foucault’nun yaygınlaşan, dağılarak etkisini arttıran mekanizmaya karşı oluşması muhtemel mikro direniş alanlarını sahneye taşımış. 

Teknolojik olanaklardan sıklıkla faydalanan oyunda oyuncu /oyun kişisi, erkek/ kadın, seyreden/ seyredilen ayrımı ve oyuncuların arafta kalma halleri yıkılıp yeniden yaratılıyor. Gözetlenme ve gözetleme hali sahne arkasındaki projeksiyon ile hakim bir biçimde ortaya çıkarılırken oyuncuların bedenlerinin kırılganlığı, tedirgin duruşları, birbirleri ile olan iletişimsizlikleri, korku, kaygı, huzursuzluk gibi ifadeleri ile görünür kılınıyor. Gösterimde teknolojik öğelere sıklıkla yer verilmesi gün geçtikçe yaygınlaşan teknolojik olanakların toplumun gözetim altında tutulmasında artan etkisine bir karşı duruş olarak karşımıza çıkıyor. 

Oyuncular Ayşegül Tekin, Esra Yıldırım, Gamze Çelik, Melisa Akman, Nagihan Gürkan, yazılı bir metnin taşıyıcısı olmadan sahne üzerinde bedensel varlıkları ve fiziksel eylemleri ile var olurken oyun alanını eylemleri ile doldurmaktalar. Bu eylemler oyun süresince zaman zaman parçalı, eş zamanlı olamayan ancak seyircinin belleğindeki izlere de dokunan ortaklıklar kurduracak görsel bir malzeme sunuyor. Projeksiyon ile yansıtılan görüntüler (Rojava, Gezi, Kadına Şiddet, Cumartesi Anneleri, Özgecan Cinayeti) ve oyuncuların öznel görüntüleri ile bu ortaklıklar belirginleştirilmiş ve farklı gerçeklik katmanları oluşturulmuş. Bununla birlikte oyuncuların gösterimin her anında farklı bir malzemeyi değişik biçimlerde kullanmalarıyla (gaz maskeleri / mataralar/ siyah çöp poşetleri/ sandalyeler / yerden aldıkları balonlar vs.) geniş bir çağrışım düzlemi yaratılmış.   
Mirza Metin gösterim esnasında oyuncularla birlikte seyirciye de sözün yerine geçecek farklı ses kullanım biçimlerini keşfettirmiş. Nefes sesleri, koro olarak kesik kesik kelimelerle söylenen, balon şişirilirken ve bırakılırken çıkan sesler, ıslak zeminde balonların üzerinde koşma sesleri, sandalye arkasından gitgide uyumlulaşarak devam eden tempo tutma sesleri;  tüm oyunda kullanılan müziklerle birlikte oyunda dilden ayrışan sessel düzlemi oluşturuyor. Bu düzlem ses teknolojilerinin kullanımı ile yankılara dönüşürken, arkada çalan yükselip alçalan elektronik/ tekno müzik de sahne ritmini yükseltiyor.


Projeksiyondaki görüntüde oyun gününün ve saatin kamera kaydı üzerinden gösteriliyor olması ile şimdi ve burada olan, tekrarı mümkün olamayacak eylem anı, sahne üzerindeki mevcudiyet halini sağlamlaştırılıyor. Oyuncuların kesintiye uğratılmış, gündelik hareketlerin dışına çıkan, rutini kıran, bolca tekrar kullanan ritmik hareketleri de ile sahnede devinen “enerjetik bedenler”i (Lichte: 2017) seyirciyi bu anlık mevcudiyet halinin içine çekiyor.

Yaklaşık 70 dk. süren seyir hali boyunca sahne üzerinde baskı altına alınmış erkekleşmiş kadın bedenlerinin birbirleri ve kendi bedenleriyle çatışmasına, kavga edişine ve toplumsal olaylar, travmalarla dönüşümüne ve oyun sonunda bir uzlaşıya, bütünlüğe varıldığına şahit oluyoruz. Gösterimin başından sonunda performans estetiğinin ikilikleri kıran, sınır aşıcı, deneyimsel, anlık hali kesintili ve yer yer de olsa kendini gösterirken, en yoğun biçimiyle ses öğesi performans mekanında eylemsel bir hal almıştır. Sonuç olan, “Panopticon”  medya çağına yaptığı göndermeleri, eylemden çok bedensel itkilere eşlik eden yoğun ve kimi zaman eş zamanlı bir biçimde kullandığı göstergeleri art arda sıralaması (ışık ses, müzik vs), çok katmanlı gerçekliği sahne üzerine taşıması, seyirciye görsel bir dramaturji ile zenginleştirilmiş bir performans metni sunması ile farklı bir deneyim alanı yaratıyor. 

Panopticon bu sezon Kumbaracı50 sahnesinde ve Sahne Pulchérie’de sahnelenmeye devam ediyor. Bu farklı deneyimin çok sayıda seyirciye ulaşabilmesi dileğiyle… 

Fischer- Lichte, E. ( 2016). Performatif Estetik, İstanbul: Ayrıntı Yayınları
Foucault, M. (2015). Hapishanenin Doğuşu, Ankara: İmge Yayınları

Oyun tarihleri: 
23 Şubat Cuma 20.30 Sahne Pulchérie 
26 Şubat Pazartesi 20.30 Kumbaracı50 

Oyunun Künyesi: 
Tasarlayan ve Yöneten: Mirza Metin
Ses ve Müzik Tasarımı: Başar Ünder / Cast: Doğukan Özpınar
Işık Tasarımı: Alev Topal
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Sahne Tasarımı: Mirza Metin
Video Operatörü ve Yapım Koordinatörü: Hazni Demir
Fotoğraflar: Nazım Serhat Fırat
Oyuncular: Ayşegül Tekin, Esra Yıldırım, Gamze Çelik, Melisa Akman, Nagihan Gürkan
Reji Asistanları: Baran Yılmaz, Berkan Rodi, Merve Akpınar, Talip Şahin, Kerime Obenik

Anahtar Kelimeler: panopticon, Şermola Performans



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir