MAKALELER

Özdemir Hoca Tanımak ve Hayatı Güzel Yaşama Sanatı

2019.11.17 00:00
| | |
1620

Sizce Nasıl?
Kaç yaşında olursanız olun, hayatı güzel yaşamak, zamanı doğru ve verimli kullanmak insanı her daim canlı ve diri tutuyor.

Kaç yaşında olursanız olun, hayatı güzel yaşamak, zamanı doğru ve verimli kullanmak insanı her daim canlı ve diri tutuyor. O nedenle Özdemir Hoca hep genç kaldı. Bizim yüreği güzel, aklı güzel, yakışıklı Özdemir Hocamız, 8 Kasım günü bizi bırakıp gittiğinde bir türlü inanamadık. Hiç ara vermeden çalışan, üreten 13 Kasım’da yeni gelecek gözlüğünün hayaliyle yazılar yazma, çeviriler yapma heyecanıyla yerinde duramayan Özdemir Hocanın gidişine bir türlü inanamadık. Yoğun bakıma girene kadar yazmaya çalışan, hastaneye yatmadan önce sürekli NASA’nın uzay çalışmalarını takip eden, uzayla, en son teknolojiyle, sanatla, tarihle, bilimle, tiyatroyla, çevirilerle, dünyada sahneye konan son oyunlarla ilgilenen, cep telefonunu sürekli değiştiren, her yıl arabasını yenileyen bu genç delikanlıya hayran olmamak mümkün mü? İçimizden kaç kişi bu kadar hayat dolu olabilir? Kaç kişi dünyadaki son teknolojiyi bu kadar heyecanla yakından takip edebilir? Bilimle bu kadar yakından ilgilenebilir? Aynı anda yazılar yazar, araştırmalar yapar ve çevirileriyle dilimize kazandırdığı eserlerle düşün dünyamızı zenginleştirir? Kaç kişi bu kadar genç, bu kadar üretken kalabilir? Hayatın her dakikasını dolu dolu, günlerin hakkını vererek yaşayabilmek kaç kişinin harcıdır? 

Özdemir Hocanın öğrencisi olalım olmayalım hayatına dokunduğu her insanı değiştirdi, dönüştürdü. Işığını insanların üzerine belli etmeden bırakırdı. O güzelim aydınlık gülüşüyle, tatlı sohbetiyle insanları nefessiz bırakırdı. Müthiş bir hayranlıkla, büyülenmişçesine, ağzından çıkan her kelimeyi içercesine dinlerdik sevgili Özdemir Hocamızı. Mesela bir tiyatro oyunundan hemen önce, ayaküstü sohbet ederken, “biliyor musun?” diye başlayan sohbetlerde kesinlikle şaşıracağımızı biliyorduk. Çünkü daha önce hiç dikkat etmediğimiz, merak edip de araştırmadığımız konulardan bahseder, ağzımıza bir parmak bal çalar ve bizi müthiş bir merak duygusuyla bırakırdı. Ondan öğrendiğimiz her şey bize ışıklı bir yolun ipuçlarını verirdi. Tiyatroya, sanata, bilime, teknolojiye dair son gelişmeleri nasıl bu kadar güzel takip edebiliyordu? Hayrete düşerdik. Merakımızı ustaca kaşırdı. Eve gelince bilgisayarın başına oturup bahsettiği konuları araştırmaktan kendimizi alamazdık.
Annemi kaybettiğimde tıpkı şimdi olduğu gibi acıdan boğulmuş gibiydim. Tek kelimeyle kaybolmuştum. Sokaklarda acıdan oluşan bir sıvının içinde yüzercesine dolaşıyordum. Tıpkı şu anda olduğu gibi. Özdemir Hocaya, “ölüm acısıyla nasıl başa çıkarız hocam?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Yüzüme baktı. “Merak” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Merak duygusu seni canlı tutar, hayata duyduğun ilgiyi kaybetme, antenlerin hep açık olsun, sürekli araştır, çalış, üret. Çalışmak, araştırmak en güzel ilaçtır.” Ben hala anneme ağlıyorum. Beni yanına çağırdı. Bilgisayar ekranını gösterdi. “Bak, Kuveyt’te bir gökdelende, binanın bir katına döner restoran yapmışlar. Bak bunlar da binanın mekanik çizimleri.” Gözlerime inanamadım. Özdemir Hoca binanın mekanik çizimlerini nereden buldu? diye düşündüm. O kadar şaşırmıştım ki, ben de ağlama filan kalmadı. Kısaca bana belli etmeden kendimi “güncellememi” öğretti. Bunu çok büyük bir zarafetle ve incelikle yaptı. Ona göre, insanın “kendini güncelleyebilmesi” hayatta kalması ve devam edebilmesi için en büyük anahtardı.

 İşte bu, sanatın ve bilimin insanı “durdurma gücüdür”. Hayatın sıkıcı rutininde sürüklenirken bir anda bir sanat, edebiyat yapıtının ya da bilimsel bir buluşun insanı “durdurma gücü” vardır. O anda çevremizi kuşatan gündelik dertlerin hiçbir önemi kalmaz. Bir anlığına da olsa acılarımızı unuturuz. Hayat gözümüze daha ışıltılı görünür. Bu çılgın fare koşusundan azade sanki hayat daha yaşanılası, daha değerli gibi gelir. Yaşadığımız o andan zevk aldığımızı hissederiz. Çünkü yaşanan o an “değerlidir”. O anın hakkını vererek yaşadığımızı hissederiz. Bu his kıymetlidir. Bu hissi yaratan ve bizlere yaşatan özel insanlara paha biçilemez. Onlar yeri doldurulamayacak, çağlarını aydınlatan çok özel insanlardır. İşte Prof. Dr. Özdemir Nutku böylesine özel, böylesine ender bulunan, çağlarının ötesine geçecek, ışığı gelecek nesilleri aydınlatacak çok zarif bir İstanbul Beyefendisiydi.

Yediden yetmiş yediye herkesi kucaklayan, içtenlikle gülümseyen, sıcacık, sevgi dolu bir tavrı vardı. Son derece dürüst, sahici, doğru olduğuna inandığı değerler için sonuna kadar mücadele eden, son derecede mütevazı bir bilim insanıydı. Onu benzersiz kılan “çok iyi bir insan” olmasıydı. Okulda derslerden önce öğrencilerine “iyi insan olmayı” öğretti. Onun yanına yaklaştığınızda hocadan yayılan “iyilik duygusunu” fark etmemek mümkün değildi. Değerli bir dostumuzun da dediği gibi “seni sevmeyenler hocam, sonuna kadar sevmeyecek”. Çünkü iyiliği, nezaketi, mütevazılığı, bilgisi, görgüsü, hayatını “akıl ve vicdan birlikteliği” esasına göre yaşıyor oluşu ve bu tavrını hayatı boyunca özenle koruması, bu “eksikli insanların yüzüne ayna tutmak” gibiydi. 

O nedenle, Özdemir Hocaya adanan Özdemir Nutku Sahnesini yıkarak yok etmeye çalışıyorlar. Özdemir Hocanın dişiyle tırnağıyla kurduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesini sudan sebeplerle yerinden ederek tamamen yok etmek istiyorlar. Sabancı Kültür Merkezi o gün insan almadı. Özdemir Hocanın sevgisiyle bir araya gelen bu insan seli sevgili hocalarına olan son görevlerinde onu yalnız bırakmadılar. Cenazesinde ne kadar çok insana dokunmuş ve ne kadar çok sevilmiş olduğunu gördük. Maalesef bizzat kendi elleriyle kurduğu üniversitenin rektörü cenazesine katılmadı. Sabancı Kültür Merkezinin yapımında çok büyük emeği geçmiş olan hocanın cenazesine, “yüksek dereceli yetkililer” katılmadıkları gibi bir başsağlığı bile dilemediler. Böylesine bir düşmanlık ve hainlik neden yapılır? Şu anda bile isimlerini bilmediğimiz ve kuvvetle muhtemel gelecekte de hiç birini hatırlamayacağımız bu şahısların Özdemir Hocayla ne alıp veremediği var? Üstelik sonsuza uğurladığımız böylesine acılı bir günde…
Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun yarattığı zengin dünyanın, yaşayan ideallerinin, ardından bıraktığı zengin mirasın karşısında kendilerini sonsuza kadar “eksikli hissedecek” olan insanların unuttuğu bir şey var. Özdemir Hoca bize hayal etmeyi, hayallerin peşinden koşmayı, yarınlara dair beslediğimiz umutlarımızı ve inançlarımızı hep diri tutmayı öğretti. Yani Özdemir Hoca sihirli dokunuşuyla bizleri değiştirdi.

Farklı bir dünyanın “mümkün olabileceğini” bizzat yaşayarak ve çevresindekilere örnek olarak gösterdi. Bize ilham kaynağı oldu. İşte dayanamadıkları konu bu. Başka bir dünyanın “mümkün olabileceği” fikrinden deli gibi korkuyorlar. O zaman kitlelere dayatılan “öğretilmiş çaresizlik duygusunun” ne kadar boş ve kırılgan olduğu anlaşılacak. O nedenle, Özdemir Hocanın mirasını yok etmek istiyorlar! Bu mümkün değil. Çünkü Özdemir Hocanın ışığıyla, düşünceleriyle, inançlarıyla, hayalleriyle, ilkeleriyle yoğurarak yetiştirdiği çok sayıda öğrencisi var. Bugün tiyatro sahnelerinde gördüğünüz çok sayıda usta sanatçının üzerinde Özdemir Hocanın emeği vardır. Kısaca buna Özdemir Nutku imzası deniyor.   

  
Canım Hocam hayallerin peşinde koşmayı biz sizden öğrendik. Ağlamayı bırakıp merak etmeyi, çaresizlik yerine çalışmayı, umutsuzluğun ataletinden sıyrılıp araştırmayı, araştırmaktan zevk almayı, üretirken yaşadığımız anın ne kadar değerli olduğunu hep biz sizden öğrendik. Yeni şeyler öğrenmenin keyfini yaşamayı, merakı diri tutmanın verdiği tazelik duygusunu, son gelişmeleri takip etmenin heyecanını hep Özdemir Hocayla birlikte keşfettik. 

Canım hocam iyi ki hayatlarımıza dokundunuz, bize düşünen ve sorgulayan insanlar olarak ne kadar “değerli” olduğumuzu hissettirdiniz. Üstelik değersizleştirme politikalarının insanları açlıkla terbiye etmeye çalıştığı bir ülkede yaptığınız iş paha biçilemeyecek kadar önemli. Özdemir Hoca yediden yetmişe, dersine girin girmeyin, öğrencisi olun olmayın herkesin hocasıydı. Dokunduğu hayatlara ışığını bıraktı, hoşgörülü yaşam anlayışıyla insanları değiştirip dönüştürdü, sevgiyle yetiştirdiği öğrencilerine “iyi insan olma” mirasını bıraktı, onlara farkındalık kazandırarak kendi imzasını attı. 

Onu bu kadar özel kılan hayata olan bağlılığı, yaşama sevinci, çalışma ve üretmeye olan tutkusuydu. Yeniliklere duyduğu sonsuz merak ve ilgi onu daima canlı ve diri tutuyordu. Bu nedenle sürekli NASA’nın yayınlarını büyük bir merakla izlerdi. Uzay çalışmalarını yakından takip ederdi. Prof. Dr. Özdemir Nutku Türkiye’nin en büyük tiyatro ustası, hocaların hocasıydı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatlarını tek başına kurmuştu. Beş yaşında anneannesinin götürdüğü çocuk oyunuyla başlayan tiyatro aşkı hayatı boyunca devam etti. Özdemir Hoca tiyatroyu gönülden seven çok sayıda insana ilham kaynağı oldu. Tiyatronun bir eğlence aracı değil bir “ihtiyaç olduğu” fikrinden yola çıkarak, sokaktaki insana ulaşmaya çalışan kamyon tiyatronun Türkiye’deki ilk uygulayıcılarından biri oldu. 

İnsanca, onuruyla yaşamayı ilke edinen Özdemir Hoca, hayatı boyunca haksızlıklarla mücadele etti. Zor zamanlarda, haksızlığa ve zorbalığa karşı tek başına kalsa bile doğru bildiği değerlerden asla şaşmadı. Kişisel çıkarlar uğruna tiyatro, bilim, sanat ve okulu adına emek verilerek elde edilen kazanımlardan asla taviz vermedi. Hayatının merkezinde hep insan, hep tiyatro, hep öğrencileri, hep okulu, hep doğruluk oldu. Öğrencileri ondan sadece tiyatro eğitimi almadılar. Hoca duruşuyla, paylaşımlarıyla öğrencileri ve çevresindekiler için bir hayat okulu oldu. Doğruyla yanlışın birbirine karıştığı zor zamanlarda, Özdemir Hoca akıl ve vicdan birlikteliğiyle yürümenin değerini ve önemini öğretti. 

Kabalığın, vahşiliğin, bencilliğin, gösterişin ve şişkin egoların çok marifetmiş gibi sunulduğu, ucuzluğun ve bayağılığın göklere çıkarıldığı garip zamanlardan geçiyoruz. Özdemir Hoca bu garip çağda, unutulduğunu düşündüğümüz yüksek değerlerin, insana yaraşır şekilde yaşamanın, insan onuru ve şerefinin önemini asil duruşunu hayatı boyunca koruyarak gösterdi. Nezaketi, mütevazı tavrı, herkese gösterdiği saygıyla “iyi insan olma” konusunda çevresine hep örnek oldu. Gülen yüzüyle, sıcak, dürüst tavrıyla, samimi, içten yaklaşımıyla çevresindeki herkesin kalbini kazandı. Hayatı boyunca ışık ve sevgi kaynağı olmayı başaran çok yönlü, özel insanlardan biriydi ve onu tanımak başlı başına bir şans ve büyük bir ayrıcalıktı. 

William Shakespeare ve Christopher Marlowe’un bütün eserlerini dilimize kazandıran Prof. Dr. Özdemir Nutku yazdığı kitaplarla çağları aydınlatacak. Türkiye bir tiyatro hocasını değil son anına kadar üreten, yazan, aralıksız çalışan bir bilim insanını kaybetti. Yüzyılda bir gelen, yeri asla doldurulamayacak ve çağlarını aydınlatan ender insanlardan biri olan Prof. Dr. Özdemir Nutku ardında bıraktığı zengin mirasla yolumuza ışık tutmaya devam edecek. Kaybımız ve acımız çok büyük. Bu topraklar çok değerli bir aydınını kaybetti. Türk Milletinin başı sağ olsun.   

 

Anahtar Kelimeler: özdemir nutku, Prof. Dr. Özdemir Nutku



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir