MAKALELER

Oyun Sonu – Dostlar Tiyatrosu

2007.02.02 00:00
| | |
991

Sizce Nasıl?
2006 “Beckett Yılı” nedeniyle 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin programında yer alan ve festivalin en ilgi gören oyunlarından biri olan “Oyun Sonu”...

VAROLMANIN ÖZÜNE SAPLANAN MIZRAK GİBİ BİR OYUN: “OYUN SONU”


2006 “Beckett Yılı” nedeniyle 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin programında yer alan ve festivalin en ilgi gören oyunlarından biri olan “Oyun Sonu”; Genco Erkal, Bülent Emin Yarar, Hikmet Karagöz ve Meral Çetinkaya’lı kadrosuyla yeniden seyircisiyle buluşuyor. Pierre Chabert’in yönettiği “Oyun Sonu”, geçtiğimiz kasım ayının 19 ve 20’sinde Dostlar Tiyatrosu’nca Paris – Bouffes Du Nord Tiyatrosu’nda da oynandı. Bu sahneleniş, aynı zamanda Peter Brook’un kurduğu ünlü Bouffes du Nord Tiyatrosu’nda sahnelenen ilk Türk yapımı olmak özelliğini de taşıdı.

OYUNUN KONUSU VAR MI
Oyunun konusunu anlatmaya çalışayım: İki küçük penceresi olan boş bir odanın içinde, kör ve yürüyemez olan Hamm (Genco Erkal), tekerlekli sandalyesinde oturmakta; uşağı olan ve “oturamayan” Clov (Bülent Emin Yarar) ise onun buyruklarını yerine getirmektedir. Duvarın önünde iki varil durmaktadır; Hamm’in Sedan yolunda, iki kişilik bisikletleriyle Ardennes’den geçerken bir kaza sonucu bacaklarını yitirmiş annesi Nagg (Meral Çetinkaya) ve babası Nell (Hikmet Karagöz), bu iki varilin içinde yaşamaktadır. Dışarıda, anlaşıldığı kadarıyla yaşam izi yoktur. Hamm’e nefret dolu bir yakınlıkla bağlı olan Clov, hep kendisini terk edeceğini söylemekte, ancak bunu yapamamaktadır. Bu durum, bir oyun halinde kendisini yinelemekte ve oyunun sonu gelmemektedir.  

KONUYU ANLATMAK NE MÜMKÜN
Anlamışsınızdır, konuyu anlatmak, özetlemek olası değil. Samuel Beckett’le önce oyuncu, ardından da yönetmen olarak yaklaşık yirmi yıl beraber çalışan Uluslararası Paris-Beckett Festivali Genel Sanat Yönetmeni Pierre Chabert’in sahneye koyduğu “Oyun Sonu”, sonun gelmeyişi üstüne bir oyun. Beckett, 1957 yılında ilk kez sahnelenen bu oyununda da, insanın varoluşunun anlamsızlığı karşısındaki durumunu yine “Saçma Tiyatro” bağlamında örneklendirmekte. Ölüm kaygısı karşısında insan kör-kötürüm yaşamaya tutsaktır. Burada geçmiş (bilinçaltı) Nagg ile Nell’de kişiselleşmesini bulurken, sonu gelmez bir “ben” hesaplaşması da yapılır.

Beckett, bu duruma bilinçli olarak çözüm bulmuyor, ancak insanın varoluşunu bu çokanlamsallık içinde ortaya koyuyor. Bilinçli çabalar, kör kaygılar, yalnızlık ve yabancılaşma hali içinde insanın kendi varoluş deneyimini veriyor. Bunu da her türlü hazır kavram, çözüm yolu ve yanıttan uzakta, kendi başına, kendi somutluğu içinde yapıyor. Oyunun konusu bu işte. 

EPİK TİYATROYLA BİR YÜZLEŞME Mİ
Konusu bu olan oyun, bence Beckett’in epik tiyatroyla da bir yüzleşmesi. Trajedi ile komedinin buluşması hatta çatışması var oyunun içeriğinde. Metnin ve sahnenin olabildiğince sadeliği, vicdanın öne çıkması, ruhun sorgulanması, benzerlikler ve yinelemeler… Chabert, bütün bunları dikkate alarak ve de epik gömleğini de giyerek,  metni varolmanın özüne saplanan bir mızrak gibi yorumlamış. Hiç kuşku yok ki Chabert, Beckett’i çok iyi tanımakta, Beckett’in felsefeye, edebiyata ve insana dair tüm birikimini bilmekte.

Nerden anladın diye sual edecek olursanız, ilk bakışta anlaşılmaz ya da tanımsız görüneni, daha sonra dokunun yoğunluğunun simgesi olarak, yalnızca yansılayıcı olandan ayırt edilebilmiş. Eseri, gerçekten yaratıcı bir düş gücünden fırlayan bir çalışmanın olağanüstü kapsamlı yoğunlaşması olarak sahneye taşımış. Beckett’in anlattığını sadece özyaşamsal bir öykü olarak değil, çok daha derin bir yapı olarak algılamış.  

ARIKHA’NIN MÜKEMMEL SADELİKTEKİ DEKORU
Avigdor Arikha, klostrofobik iç alanı fevkalade veren bir dekor tasarımı yapmış. Kırmızı merdiven ve Clov’un son sahnedeki kırmızı ceketiyle başkaldırının simgeleştirilmesi de hayli ilginç geldi bana. Genevieve Soubirou’nun ışık tasarımı da  başarılı, ama başarısına benim oyunu seyrettiğim Beyoğlu’ndaki Muammer Karaca Tiyatrosu’nun “Beam-Lights”larından birinin pırpır yapması gölge düşürüyor. Barbara Hutt’un kostümleri de iyi. Oyunu dilimize kazandıran Genco Erkal’ın çevirisi de kusursuz denecek düzeyde. Belli ki titiz bir çalışma yapmış Erkal. Hele bir de “tercih” yerine “yeğleme” kullansaymış!

OYUNCULAR
Hikmet Karagöz, Nagg’e hiç abartmadan, dengeli bir biçimde can veriyor. Meral Çetinkaya, gene Meral Çetinkaya gibi Yani kusursuz ve gene olabildiğince titiz. Bülent Emin Yarar, Clov’u incelemiş, çözmüş, keşfetmiş, araştırmış, tartmış, tanımış, reddetmiş, onaylamış. Sorarım size, daha ne yapsaymış? 

Hamm’de Genco Erkal, her zaman olduğu gibi gene oyunun ve rolünün ana doğrultusunu ve düşüncesini, üstün yönelimini ve kesintisiz eylem çizgisini açığa çıkarmayı başarıyor. Allem ediyor kallem ediyor, imgelemesine, duygularına, düşüncelerine ve iradesine gene mükemmel malzeme çıkarıyor.  

Başka ne diyeyim ki! Size de bu oyunu ne yapıp edip bir yerlerde seyretme zorunluluğu kalıyor.

Anahtar Kelimeler: oyun sonu, dostlar tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir