MAKALELER

Ortadoğu’dan Avrupa’ya Değişmeyen Bir "Kargaşa"

2011.12.03 00:00
| | |
2064

Sizce Nasıl?
"Kadınlık" tarif edilmesi zor bir kavram olduğu kadar Türkiye gibi gelişemeyen ülkelerde de üzerinden malzeme çıkarılan bir meta haline de geldi.

 

 

“ Yalnız ölmek istemiyorum.Yalnız kalmak istemiyorum. Korkuyorum. Anne, baba, kız kardeş..bir erkek istiyorum.Vursun, kırsın, öldürsün. Sabah, öğle, akşam yemek yaparım ben ona.”

 

ORTADOĞU’DAN AVRUPA’YA DEĞİŞMEYEN BİR “KARGAŞA”

     “Kadınlık” tarif edilmesi zor bir kavram olduğu kadar Türkiye gibi gelişemeyen ülkelerde de üzerinden malzeme çıkarılan bir meta haline de geldi. Azalması beklenirken yüzde 1400 artan kadın cinayetleri, işyerindeki kadına yönelik bitmek bilmeyen taciz olayları, kız çocuklarının okuması için hala yapılan kampanyalar, çocuk gelinler ve son olarak hafızalarımızdan silinmeyen N.Ç’ye yönelik cinsel istismara adaletin sessiz kalması gibi pek çok olay artık bizim için “sıradan” olmaya başladı. Gazeteler, dergiler, en önemlisi televizyon kadının cinsel kimliği üzerinden ekmek yiyen ve kadını anne, eş, fahişe gibi dar kalıplara sokmayı başarı sayan kurumların başında geliyor.
Kendi hakkımızın bile zor arandığı ülkemizde sanatın eğitici, öğretici ve büyütücü yönü sessiz kalan kadınların sesi olmayı başarıyor.

     İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni sezon oyunlarından “Kargaşa” , Suriyeli oyuncu, yazar ve yönetmen yani kısacası her şeyiyle Tiyatro İnsanı “Abdul Mounem Amayri’nin” kadın dünyası üzerine yazılmış şiirsel ve öğretici bir oyunu. Suriyeli oyun yazarı ve yönetmenini ülkemizde davet ederek oyun yönetmesi, tiyatronun sınırlarının kalkması açısından mutluluk verici. Hep tanımaya çalıştığımız Batı tiyatrosundan ziyade aslında özellikle Orta Doğu’da da sanatsal olarak bizi bekleyen kimbilir ne cevherler var. Bu yüzden İ.B.Ş.T Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’na teşekkür etmek gerekiyor.


Abdul Mounem Amayri; oyunun hem yazarı, hem yönetmeni hem de sahne tasarımcısı. Ama tüm bunlar Amayri’nin dünyasını rahatlıkla görebileceğimiz anlamına gelmiyor. Anlatmak istediklerini açık biçem bir şekilde direkt seyirciye söyleyen bir oyun olmasına rağmen aslında anlatmak istedikleri hikayelerin görünmeyen taraflarında saklı. Feodal toplumdan kaçma isteği ve şikayet, kadının hor görülmesi, kadının nesne haline gelerek ikinci plana atılması pek çok kez sanat eserlerine konu olmasına rağmen yazarın dili şiirsel olduğu kadar kullandığı yöntemlerle de matematiksel. Oyun metninde 6 kadın karakter olmasına rağmen 5 kadın kullanılmış, 5 kadın karakterin kendi hikayelerini monologlarla doğrudan anlatması; bunu yaparkende olay örgüsünü de bırakmaması üstünde durduğum kısım. Amayri’nin oyunda çok sevdiğim derdini anlatma stili baskın gibi görünse de oyuncunun hareket alanını ve yaratıcılığına özgürlükte sağlıyor. Bu yüzden oyunu iki kez seyretmeme rağmen her iki seferde de büyük farklılıklar gördüğümü söyleyebilirim. 5 kadının kendi içinde yok gibi görünen dialogu kullanılan simgelerle seyircilere derin bir bağ çizgisine hareket ediyor. 

 

   Simgesel bir eski evde (gerçekte kafeste) geçen hikayenin başlamasıyla 5 kadının dramına tanıklık ediyoruz. Hem bedeni hem ruhu engelli bir annenin kendi mutluluğu yakalayamadığı için kızları üzerindeki hakimiyeti, Mısır Tarlası’nda aşkı bulup hemen kaybeden bir diğer kadının feryadı, 9 yaşındayken tecavüze uğramış ve hep 9 yaşında kalacak bir kızın korkuları, korkularından dolayı konuşamayan ve hep dans etmeyi hayal eden bir kızın rüyaları ve Freud’un her kız 5 yaşında babasına aşıktır tezinin örneği 5 yaşındaki büyümeyecek bir başka kızın istekleri. Hepsinin en büyük sorunu “korkmak” ve en büyük eksikliği “aşk” olan bu kadınlar belkide bir bedenin parçalarını temsil ediyor yazarın dünyasında. Bu yüzden 5 kadın saç ve makyajla aynı kişi gibi gösterilmeye çalışılmış. Oyun Suriyeli birinin elinden çıkmasına rağmen çevirmeni “Ezgi Sümer Yolcu” ve Dramaturg Dilek Tekintaş’ın katkılarıyla bizim topraklarımızdaki kadınların sesi olmuş. Kapalıçarşı, Taksim, Laleli Hikayesi bizim belleklerimizde olan çağrışımlar kullanılmış. Müzikler de Can Attila’nın değişen durumlara uygun müzik tasarımı, kostümlerde Duygu Türkekul’un Ortadoğu esintileri çok yerinde olmuş. Ama oyuncular kadar Amayri ve Murat Selçuk’un doğru ışık tasarımı da ön plan çıkıyor.

    İki kadın oyuncunun adeta ayna gibi aynı bedensel hareketleri yapması, müziğe uygun ritmik hareketler, sandalyelerin dizilişiyle sanki aynı bedensel forma dönüşen oyuncular adeta anatilik düzlem kullanılarak yedirilmiş. İki kadın oyuncunun çarşafla anlattıkları tecavüz sahnesi, hem medyada hem sanatta bu vahşetin dejenere edildiği ülkemizde diğerlerine güzel bir örnek teşkil eder umuyorum.

 

   5 kadının bir saatlik performansının dorukta olması gereken oyunda, oyunculuklar özellikle hafızama kazındı. Sahnenin açılışını yapan ve atmosfere seyirciyi hemen sokan Nergis Çorakçı’nın ses ve beden kullanımıyla her zamanki gibi çok etkileyici. İBŞT’de üçüncü oyununda seyrettiğim Ece Özdikici’yi en çok bu rolünde sevdim, her “Babam gelsin. “ deyişinde seyirciyle olan ilişkisi, sahnedeki elektiriği oldukça iyiydi. Bir oyuncunun konuşmadan da oynayabileceğinin en güzel kanıtlarından olan Zeynep Özyağcılar’da oyunda dansı, bedeni ve mimiklerini mükemmel kullanımıyla yerini başkasının dolduramayacağını kanıtladı. ‘Ortadoğu sanat elçisi’ Ezgi Sümer Yolcu iyiki Türkiye’de tiyatro yapıyor dedirtircesine karakterinin her saniyesinde var olmayı başarıyor. Tehlikeli İlişkiler’de kısacık rolünde bile çok beğendiğim, Kargaşa’da en çok akıllarda kalan, rolünün gereği hem rahatsız eden hem duygulandıran oyunculuğuyla İrem Arslan Aydın’ı ayrı bir yere koymak istiyorum. Daha büyük rolleride üstlenebileceğini bence Kargaşa’da göstermiş oldu.

 

    Alışılagelmiş rejilemelerin dışındaki sahnelemeriyle sizi şaşırtacağını, hatta rahatsız edeceğini düşündüğüm bir oyun Kargaşa. Sahnede hep güzel olanın gösterilmesini düşünenlere inatta bazı yerlerde avangardın da sınırlarını zorluyor. 5 kadının oyunda var olmayan ama aslında oyunun ana merkezi “erkeklerle” ve erkek olma durumuyla hesaplaşmaları hem tek perde oluşuyla vurucu hem de söyleyip sürprizini bozmak istemediğim son sahnesiyle de özel. Kadın ve erkek evrende oldukça "kargaşa" hep sürecek. Kadın ve erkek birbirini anlamaya çalışacak. Biz kadınları anlamak için Hollywood bile Kadınlar Ne İster? diye bir film yapmış, oysaki kadınların istekleri çok basit : varolmak ve katıksız sevgi !

 

“Kalbim kimseyi sevemez artık. O artık mutsuz ve ölmek isteyen bedenime kan pompalıyor. Sevmek çok güzeldir. Ama gerçekten sevgi var mı?”

 

Anahtar Kelimeler: kargaşa, istşeh, istanbul şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir