MAKALELER

"O Gece" Yeniden Yazılıyor!

2019.03.09 00:00
| | |
2570

Sizce Nasıl?
AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu, tiyatromuza yeni metinler kazandırmaya ve yeni yazarlara sahip çıkmaya devam ediyor.

AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu, tiyatromuza yeni metinler kazandırmaya ve yeni yazarlara sahip çıkmaya devam ediyor. Yaptığı ve hemen hemen Türkiye’nin her yerinde seyircilerle buluşturduğu başarılı prodüksiyonlarla Türk tiyatrosuna yıllardır değer de katıyor. Bu sezon da kast ettiğim yapımlarından biri olan ‘O Gece’ oyununu tiyatroseverlerle buluşturuyor. 


 
O gece, Sıla-Ulaş ve Ahu-Erdem çifti ile Erdem’in arkadaşı Aydın’ın yolları kesişir. Fakat o gecenin bir öncesine bakalım. Bu iki çiftin, esasında birbirleriyle hiçbir münasebetleri bulunmamaktadır. Sıla ve Ulaş, ekonomik olarak ortanın altı diye addedebileceğimiz bir düzeydedir. Sıla, devamlı işten eve evden işe gidip gelirken, eve geldiğinde de evinin dertleriyle uğraşıp, bir de kendi kişisel gelişimine ve olabildiğince bakımına özen göstermeye çalışırken; eşi Ulaş ise havaî, biraz umursamaz ve serkeş bir modda tavırlar sergilemektedir. Aile bütçesine de katkıda bulunmayan, girdiği işten herhangi bir nedenden dolayı ayrılan Ulaş’ın bu hâlleri Sıla’yı daha da yormaktadır. İlişkileri de gitgide yıpranmaktadır. Çoğu zaman aynı evde birbirinden çok kopuk ve uzak yaşamaktadırlar. Ulaş, kimi zaman düşüncesizce sayılabilecek ve şık olmayan bir şekilde ilişkiyi kurtarmaya çalışıp, sorunlar konuşulduğu vakit hemen cinsel ilişki başlatmaya çabasıyla konuyu o an için kapattırsa da çoğu ilişkide erkeğin kadına sergilediği “abartma, ne var ilişkimizde, büyütüyorsun bence, geçer, takıntı yapma” ifadeleriyle kendini belli eden bir tavırla Sıla’ya yaklaştığından dolayı, ne sorun tam anlamıyla keşfedilip giderilebiliyor ne de Sıla’nın bu ilişkiden beklentileri karşılanabiliyor.

 Üstüne Sıla’nın üzüntüsü ve yıpranma durumu gitgide artmaktadır. Nihayet Sıla, yorgun düştüğü evliliğinde Ulaş ile yolları ayırmaya karar verir. Kararını Ulaş’a açıklar ve fakat Ulaş abartılı ve sert tepkiler göstermekten başka neredeyse anlamlı hiçbir adım atmaz. Diğer yandan Ahu ve Erdem çifti ise ‘menfaat ve kariyer evliliği’ için hazırlık yapmaktadır. Ahu her ne kadar Erdem’e nazaran daha samimî sayılabilecek duygular içinde olsa da Erdem’in tek maksadı kendi maddî geleceğidir. Bu uğurda Ahu’yu kullanmaktadır. Nikâha az bir vakit kala, Ahu’nun evlilik sözleşmesini getirip Erdem’in önüne koymasıyla Erdem, büyük bir kızgınlık yaşayacaktır. Ahu’nun Erdem’e evlilik sözleşmesi teklif ettiği gece, Sıla da Ulaş’a boşanma evraklarını getirmiştir. İşte tam da burası iki çift için de dönüm noktasıdır. Sıla, birkaç gün sonra, garsonluk yaptığı kulüpte Erdem’le tanışır. Sorunlu ilişkilerinden kaçarak bir araya gelen Sıla ve Erdem, umudu geçici de olsa birbirlerinde ararlar. Ancak Erdem’in evinde geçirdikleri ilk gecede henüz aralarında bir şey yaşanmadan Sıla’ya birdenbire rahatsızlanır. Hastalığından dolayı aniden nefesi kesilir, olduğu yere yığılır kalır. Erdem, ilk etapta ne yapacağını bilemez ancak şoku atlattıktan sonra ortağı ve yakın arkadaşı Aydın'ı arar ve acilen evine gelmesini ister. Aydın eve gelince şoke olacaktır. Çünkü ortada bir ölü vardır ve işin içinden sıyrılmak o kadar da kolay olmayacaktır. Aydın,  o gece o eve geldiğinden dolayı Erdem tarafından türlü tehditler ve şantajlarla olaya ortak edilir. Sonunda Ahu'yu aramaya ve eve çağırmaya karar verirler. 

Büyük ve köklü bir ailenin kızı olan Ahu, eve gelip de her şeyi öğrenince ilk etapta çok büyük tepki verir ancak evlenmek üzere olduğu sevgilisinin böyle bir skandala karışmasının duyulması üzerine, kendisinin ve ailesinin çok ciddi şekilde zarar görebileceği düşüncesinden; Aydın ise eşine söylediği yalanların ortaya çıkmasından ve Erdem’le ortaklığının bozulup işlerinin daha da kötüye gitmesinden korktuğundan dolayı bu olayı gizlemeye karar verirler. Üçlü arasında bir suç ortaklığı kurulur ve üçü o geceyi yeniden yazarlar. Eşinin ölümünü çarpıtılmış hikâyesiyle öğrenen Ulaş, önceleri bir yıkım içinde gözükse de daha sonra o da bu suç ortaklığını kendi lehine çevirme gayretine düşer. Herkes, büyük bir suç ve yalan üzerine hayatlarına yeniden yön verirler. Ancak bir parça itibar için çabalarken, seçimlerinin kendilerini itibarsızlaştırdığının farkında bile olmazlar. Veya olurlar da artık girdikleri bu yoldan dönemeyecek konuma düşerler.

Özlem Saraç’ın yazdığı oyun, genel olarak duygusal ilişkilerde, aşkın ve sevginin değil de daha çok menfaatlerin kesiştiği zaman insanların ne kadar çirkinleşip çamura bulanabileceklerinin resmini yansıtıyor. Ayrıca itibar, kariyer, gurur gibi kavramların abartılmasının insanı nasıl da acımasız bir köle hâline çevirebileceğini gösteriyor. Bununla beraber, çiftler arasında fikir ve tutum ayrılıklarının çok olmasının ve sosyokültürel ve ekonomik düzey bağlamında bir farkın olmasının da ciddi ve onulmaz yaralar açabileceğini bizlere hatırlatıyor. Oyun, kurgusu, hikâyesi, ana fikri ve desteklediği yan fikirleriyle muntazam bir metin ancak Sıla’nın birdenbire oyunun tam ortasında çıkıp çok didaktik bir dille konuşmalar yapmasının nedenini bir türlü anlayamadım. Anlamlı olmadığı gibi gereğini de çözemedim. O an oyunun akışı ve büyüsü bir an için dağıldı maalesef. Burada, keşke oyunun dramaturgisini yapan Günay Ertekin müdahale etmiş olsaydı.  En azından sahneye aktarılırken bu müdahaleyi gerçekleştirmesi faydalı olurdu. 

Yönetmen Bilge Emin, zekice bir kurguyla iki çiftin hikâyesini aynı anda seyirciye sunuyor. Farklı mekânlarda geçen olayları, eş zamanlı olarak sahnede tutuyor. Bu da oyunun dinamik kalmasını sağlıyor. Yönetmenin oluşturduğu bu dinamik kurgu, yer yer oluşan eslerin bile kendi içinde enerjisinin olmasını ve oyun içindeki anlamlılığını da beraberinde getiriyor. Bunda tasarım dehası Nurullah Tuncer’in sahne tasarımının katkısı yadsınamaz. Ancak yönetmenin, iki çift arasındaki sosyoekonomik düzey farkını görebileceğimiz ayrıntıları da ortamlara ekleyebilmiş veya eklettirebilmiş olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Zira biri işsiz bir erkekle garson bir kadının evi ve ortamı, diğeri ise büyük şirketlerin sahibi olan bir çiftin ortamı… İkisi arasında doğal olarak bir fark bulunmalı. Aynı farkı Senem Gelgi imzası taşıyan kostümlerde de görmeliyiz diye düşünüyorum. Tasarım diye nitelendirebileceğimiz bir şey görmemekle beraber kıyafet tercihleri bağlamında genel olarak kostümler iyi olsa da iki çift arasında az da olsa nüanslar verilirse daha doğru olacaktır. Sahne tasarımıyla beraber ışıkları da yapan Nurullah Tuncer’in ışık tasarımında daha flu bir tercihte bulunması, sahnede gördüğümüz ilişkilerin kasvetini vermesi açısından gayet başarılı.

Oyunun kahramanlarına can veren oyuncular Begüm Birgören, Cahit Gök, Gözde Çığacı, Şencan Güleryüz ve Tolga Güleç, oyunun başından sonuna dek değişen duygu durumlarının hepsini çok dozunda ve lâyıkıyla üzerlerine giydiler. Daha açık ve net seyirde başlayan hikâye, birdenbire gizemli ve muğlak bir hâle bürünmeye başlayınca, oyuncuların da tedrici bir biçimde karakterlerin gerçek yüzlerini göstermeleri çok başarılıydı.

AYSA Prodüksiyon Tiyatrosunun ‘O Gece’si, İstanbul ve diğer kentlerde sahne almaya devam ediyor. Tiyatro izleyicilerinin oyun ararken gönül rahatlığıyla gidip, hem sıkılmadan izleyebilecekleri hem de oyundan çıktıktan sonra üzerine düşünebilecekleri bir oyun… 

Anahtar Kelimeler: o gece, aysa prodüksiyon, aysa, aysa prodüksiyon tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir