MAKALELER

Nur Uzmen

2010.10.13 00:00
| | |
2854

Sizce Nasıl?
Sempatik, gülümsediği zaman gözlerinin içi gülen sıcacık bir insan Nur Uzmen.

   Sempatik, gülümsediği zaman gözlerinin içi gülen sıcacık bir insan Nur Uzmen. Hafif aksanlı ama cıvıl cıvıl Türkçesiyle, ona sıcaklık hissetmemeniz mümkün değil. Tatlı bir sohbete daldığınızda, duyduğunuz bu sempati bir anda saygıya dönüşüyor...

     Çünkü, Devlet Tiyatroları'na yıllarca kostüm tasarımcısı olarak emek veren Nur Uzmen, bu yıl sadece 'tiyatro sanatına yaşam boyu emek harcamış tiyatro ustalarına' verilen 'Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü'ne layık görüldü. 2000 yılından beri, Dokuz Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü tarafından verilen Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü, önceki yıllarda Duygu Sağıroğlu, Münir Özkul, Prof. Dr. Özdemir Nutku ve Melih Cevdet Anday gibi seçkin isimlere verilmişti.
 
    Uzmen'in çok renkli bir yaşam öyküsü var. Gerçek adı Audrey May Fance olan sanatçı, 1935 yılında İngiltere Romford Essex'de doğdu. Eğitimini burada tamamlayan Uzmen, çeşitli tiyatrolar için kostümler tasarladı. Bu arada, Shakespeare'in doğduğu kent olan Stratford -Upon-Avon'da, Shakespeare Memorial tiyatrosunun altın çağında, dünya tiyatrosunun efsane isimleriyle birlikte çalıştı. İşinde o kadar iyiydi ki, kısa sürede büyük başarı gösterdi ve sanatçıya New York Metropolitan Operası'nın kadın kostüm şefliği teklifi geldi. Sanatçı aynı dönemde tanıştığı, Shakespeare eserleri üzerine doktorasını yapan eşi Engin Uzmen'in evlenme teklifini kabul etti. Ve 1962 yılında evlenerek Türkiye'ye yerleşti ve Nur Uzmen adını aldı. O tarihten 1976 yılına kadar çok sayıda oyun ve müzikal için kostümler yarattı, Ankara Devlet Konservatuarı Bale Bölümü'nde kostüm koordinatörlüğü yaptı. 1978 yılında kostüm kreatörü olarak başladığı Ankara Devlet Tiyatroları'ndan 1995'te emekli oldu. Aslını ararsanız, insan bu kadar birikimli bir sanatçıyla karşılaştığında, söze nereden başlayacağını pek bilemiyor ama tüm sıcaklığıyla Nur Uzmen lafı benden kapıyor. Söze kendi bildiğince girerek 'tıpkı benim gibi tiyatroya aşık olan bir sanatçı adına verilen bu ödülü almak benim için büyük mutluluk' diyor. 22. İzmir Tiyatro Günleri kapsamında, İzmir Sanat'ta düzenlenen 'Tiyatroyla Geçen Yıllar' söyleşinin ardından, Nur Uzmen ile yine İzmir Sanat'ta, tiyatroya nasıl sevdalandığının öyküsünü, satır aralarına sıkışıp kalmış olan anıları, 'Shakespeare Memorial'ın altın döneminde birlikte çalıştığı ustaları ve devlet tiyatrolarında kostüm kreatörü olduğu dönemde yaşadıklarını konuştuk.
 
    SDK - Shakespeare'in ülkesinden gelen birine, tiyatroya nasıl sevdalandınız demek biraz garip oluyor ama mutlaka sizin çok hoş bir öykünüz vardır diye düşünüyorum.
 
   Nur Uzmen -    Tiyatroyu sevmemin hikayesi çok komik. Ben tiyatroya mesleğine, tiyatroya giderek değil, sinemaya giderek aşık oldum. Çocukluğumda, çok kitap okurdum. Shakespeare'in eserlerini okumuştum ama daha önce oyunlarını hiç tiyatro sahnesinde izlememiştim. O zamanlar, tiyatro üzerine çalışmayı ise hiç düşünmüyordum. Evet, babam bizi tiyatroya götürürdü. Çok sayıda yazarın eserini izlemiştim ama bilmiyorum belki tümüyle tesadüf eseri, o zamanlar daha Shakespeare'in oyunlarını sahnede görmemiştim. Tiyatroya gittiğimiz zaman eve döndüğümde, sahnede izlediğim oyuncuların giydikleri kostümlerin resimlerini yaptığımı anımsıyorum. Şimdi düşünüyorum da aslında ne yapmak istediğim o zamanlardan belliymiş. İlk olarak, Shakespeare'in bir eserini tiyatro sahnesinde değil ama sinema perdesinde izledim. 1949 yılında, Laurance Olivier'in baş rolünü oynadığı ve yönettiği Hamlet'i gördüğümde, bütün dünyam değişti. Tek kelime ile büyülenmiştim. Hamlet benim önümde farklı bir dünyanın kapılarını açtı. Filmden sonra, tiyatrolara daha sık gitmeye başladım. Ve bir süre sonra, kesin olarak tiyatro alanında çalışmaya karar verdim.
 
   SDK - İlk olarak tiyatro dünyasına nasıl adım attınız?
 
   Nur Uzmen -     O dönemler çok saftım. Bu filmi izlediğim dönemde, okuldan ayrılmam gerekiyordu ve meslek seçmek için okulda bize yardımcı olan rehberler vardı. Ne yapmak istiyorsunuz diye sorduklarında, ben tiyatroda çalışmak istiyorum dedim. O zaman tam olarak tiyatroda hangi alanda çalışmak istediğimi kesin olarak ben de bilmiyordum ama reji asistanlığı filan düşünüyordum. Ama şans eseri beni özel bir kostüm kurumuna gönderdiler ve bu benim çok hoşuma gitti. İşe alındım ve öyle kostümcü oldum. Sonra anımsadım ki dikiş dikmeyi zaten severdim. Daha önceleri tiyatroya gittiğimizde, oyunları anımsamak için gördüğüm kostümleri çizerdim. Yani, bütün bu parçaların hepsi birbirini tamamladı.
 
   SDK - Peki tiyatro hayatınız boyuncunca en çok zevk alarak kostümlerini tasarladığınız oyun hangisiydi ?
 
   Nur Uzmen -     Kuşkusuz, sayısız oyuna kostüm tasarladım ama bir tanesi var ki benim için çok özel. 1958 yılında, Peter Hall'un Shakespeare Memorial Theatre'da sahneye koyduğu Shakespeare'in 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' isimli eserin kostümleri için çalışırken müthiş zevk almıştım. Benim için harika ve unutulmaz bir deneyim oldu. Çünkü, tiyatro dünyasının en önemli dekoratör ve kostüm tasarımcılarından, İtalyan Lila de Nobeli ile çalışma fırsatı buldum. Ve ondan çok şey öğrendim. Türkiye'ye geldikten sonra ise en unutamadığım oyun Devlet Tiyatrolarında, Alman rejisör Ulrich Grebb'in sahneye koyduğu, Bertolt Brecht'in pek bilinmeyen bir oyunu 'Orta Direk Düğünü' oldu. Çünkü rejisör çok iyiydi ve işini çok iyi yapıyordu. O oyun, kostümü, dekoru, ışığı, oyuncuları, yönetimiyle tam anlamıyla dört dörtlük çıkan bir oyun oldu. O oyun için kostüm hazırlamak çok zevkliydi.
 
   SDK - Tiyatro hayatınızda en mutlu olduğunuz dönem hangisi oldu?
 
   Nur Uzmen -     1955 ile 1960 yılları arasında beş yıl boyunca Stradfort'da Shakespeare Memorial Tiyatrosu'nda çalıştığım dönem, benim için en güzel yıllar oldu. O zamanlar 'burada çalışmak benim için çok güzel ve çok önemli' diyordum ve bunu kuvvetle hissediyordum ama tabii tam manasıyla adlandıramıyordum. Ama orada sahneye konan her oyun çok başarılı ve özeldi. Çünkü rejisiyle, ışığı, kostümü, dekor, oyuncuları ile tek kelimeyle her şey mükemmeldi. Yönetmen Peter Brook başta olmak üzere Laurance Olivier, Albert Finney, Diana Rigg, Vanessa Redgrave, Richard Harris, Ian Holme, Sam Wanamaker, Charles Laughter, Paul Robson, Peter Hall ve Lila de Nobeli gibi isimlerle çalıştım. Birkaç yıl önce, Stradford Shakespeare Memorial'da çalışan bir arkadaşım buraya gelmişti. O, benim o dönemlerde orada çalıştığımı bilmiyordu. Söylediğimde bana dönerek 'biliyor musun, şu anda çalıştığın o beş yıllık dönem, Shakespeare Memorial Theatre'ın 'altın çağı' olarak biliniyor' dedi. Ben, zaten o zamanlar bunu hissediyordum. Tiyatro Shakespeare'in anısına kurulduğu için sadece yazarın eserleri sahnelenirdi. 1960'larda, Peter Hall tiyatronun başına geldi ve tiyatroda sadece Shakespeare'in değil çağdaşlarının da eserleri sahnelenmeye başlandı ve böylece bir dönem kapandı.
 
   SDK - Shakespeare'in eserleri arasında en çok sevdiğiniz oyun hangisi?
 
   Nur Uzmen -     Bana hep bu soruyu soruyorlar. Shakespeare'in Cymbeline diye çok fazla sahneye konmayan ve bilinmeyen bir oyunu var. Bence, Shakespeare'in en farklı oyunu. Konusu ve anlatımı ile Shakespeare'in sahnelenmesi en zor oyunlarından biri olarak biliniyor ama lirik yapısıyla çok güzel bir eser. Eser, seven bir çiftin birbirlerini bulma öykülerini anlatıyor. Hikaye, bir prensesin çok sevdiği bir adamla evlenmesini ve babası Kralın başka bir kadınla evlendikten sonra, kötü yürekli kraliçenin seven çifti ayırmasını anlatıyor. Ve Prenses kocasını bulmak için erkek kılığına girerek uzak diyarlara gidiyor. O zaman, bu oyun Shakespeare Memorial'da sahneye kondu ve İtalyan tasarımcı Lila de Nobeli ile birlikte kostümleri hazırlamıştık. Sanırım, Cymbeline Türkiye'de hiç sergilenmedi. Ama Eşim Engin Uzmen, Cymbeline'i Türkçe'ye uyarladı. İnşallah yakın bir zamanda, Devlet Tiyatrolarında sahneye konur diye umut ediyorum.
 
   SDK- Eğer Türkiye'ye gelmeseydiniz, Londra'da ne yapmayı planlıyordunuz? Buraya geldiğiniz için birazcık da olsa bir pişmanlık duymuyor musunuz?
 
   Nur Uzmen -     Ben zaten İngiltere'de kalmayacaktım. Engin ile tanışmasaydım, Metropolitan Opera House'un bayan kostüm şefliği teklifini kabul edecek ve New York'a gidecektim. Ama eşimin evlenme teklifini kabul edip Türkiye'ye gelmeyi tercih ettim. Ve kararımdan dolayı hiç pişmanlık duymuyorum. O dönem, New York'daki yaşamı ve şartları bilen Amerikalı arkadaşlarım, senin için iyi olmazdı, New York çok vahşi bir şehir, sen orayı sevmezdin, beğenmezdin, orada çok mutsuz olurdun demişlerdi.
 
   SDK - Tiyatro yaşamınız boyunca, çok renkli ve ünlü kişilerle beraber oldunuz. Hiç sizi çok mutlu eden unutamadığınız bir anınız var mı?
 
   Nur Uzmen - (Gülüyor…)     Evet, 1997 yılında Globe Tiyatrosu'nun açılışı sırasında yaşadıklarım, çok güzeldi. Londra'da bir tiyatro destek kulübü vardır. Ben oraya üyeyim. Bu, parasal yardım yaptığımız bir dayanışma kulübüdür. Globe Tiyatrosu'nun açılışına gitmeyi çok istiyordum ama o zaman imkanlarım elvermiyordu ve o şartlarda bu benim için bir hayaldi. Destek kulübüne üye olduğum için bana bir form gönderdiler ve açılış için kura çekileceğini söylediler. Madem form göndermişler bari doldurayım da göndereyim dedim ve formu doldurdum, işte kredi kartı numaralarımı verdim, ne kadar ödeme yapabileceğimizi filan soruyorlardı, o soruları cevapladım ve gönderdim. İmkanı yok çıkmaz dedim çünkü piyangolarda hiç şansım yoktur. Sonra, unuttum gitti. Bir gün işe giderken posta kutusunda bir zarf buldum. Sokağa çıktım. Durağa doğru gidiyorum tam da belediye otobüsü geliyor. Yolda yürürken zarfı açtım, içinden iki bilet çıktı. Dondum kaldım. Az daha otobüsün altında kalıyordum. Daha önce, çıkmayacağına o kadar emindim ki uçaktan çok korkmama rağmen, aileme, 'eğer kurada Globe Tiyatrosu'na açılış bileti bize çıkarsa uçakla bile giderim' demiştim. Bırakın uçağa binmeyi, yürüyerek bile giderdim.(Kahkahalar). Yani çıkmayacağına o kadar eminim. Neyse, uçağa bindik ve açılışa eşimle beraber gittik. O gece bir harikaydı. Açılışı 5. Henry oyunuyla yaptılar. Bu oyunun ilk açılış sözlerinde, Globe Tiyatrosu'ndan bahseder. Replikte 'Bu oyun içinde acaba her şeyi size gösterebilir miyiz' diyor. Yani, oyundaki savaş sahnelerini bu sahnede sizlere gösterebilmemiz mümkün mü demek istiyor. Herkesin kesin olarak bildiği bir şey var. 5 Henry oyunu ilk defa, orijinal Globe Tiyatrosunda sahnelenmiş. Birkaç sözle Globe Tiyatrosundan bahsettiği için yeni Globe Tiyatrosunu da bu oyunla açmak istediler.
 
    SDK - Mutlu anılar deyince hemen akla aldığınız Muhsin Ertuğrul Ödülü geliyor. Ödül hakkında ne hissediyorsunuz? 

    Nur Uzmen -     Bu ödül benim için mükemmel bir olay oldu. Böyle bir şey hiç beklemiyordum. Daha öncede söyledim. Tıpkı benim gibi tiyatroya aşık olan bir sanatçı adına verilen bu ödülü almak benim için büyük mutluluk.
 
    SDK - Türkiye'de ilk geldiğinizde neler yaptınız?
 
    Nur Uzmen -     Buraya gelince ilk yıllar hiç çalışmadım. Çünkü kızıma hamileydim. Eşime tiyatro ile çocuk bir arada olmaz dedim. Çünkü tiyatro çok uzun saatler çalışmayı gerektiren özel bir dünya. Özverili bir iş. Türkiye'ye ilk geldiğimde, Ankara'da beni tiyatroya götürdüler. Atölyelerde dikiş dikmek için beni işe alacaklardı ama hamile olduğumu öğrendim ve gitmedim. 1970'li yıllarda, konservatuarda kostüm konusunda işe başladım iki yıl uzman olarak çalıştım. Daha sonra, bale bölümünde öğrencileri eğitmek için Rusya'dan bir çift bale hocası geldi. 'Biz sadece bir terzi istemiyoruz, Rusya'da olduğu gibi tecrübeli bir kostümcü istiyoruz. Kostüm tasarımı, bale için çok gerekli. Terziler, bale kostümü yapamaz' demişler. Bu arada, bale bölümünde çalışan İngiliz Beatrice Fenmen benim arkadaşımdı. Mithat Fenmen'le evliydi. Beni de tanıyordu. Rus bale hocaları Virginia ve Vladimir çiftine beni tavsiye etmiş, o yıllarda onları hep ön adları ile çağırdığımız için soyadlarını şimdi anımsamıyorum, her neyse böylece işe alınmış oldum. İki yıl kadar onlarla beraber çalıştım. Orada, Rus balesi ekolünün nasıl çalıştığını gözlemleme imkanım oldu. Boya yapmaktan, eskizlere, tütülere ve kostüm tasarımına kadar her şeyi yaptılar. O zaman, Türkiye'de bale ayakkabıları, patikler, taytlar yoktu. Malzeme çok kısıtlıydı. Ruslar, bize bale ayakkabılarını, taytlarını filan hediye ettiler. Onlara bakarak aynısını yapmaya çalışıyordum. Kostüm atölyesinde sadece bir dikiş makinesi vardı. O kadar. Bir de yanıma bir asistan verdiler. Çok zor yıllardı. Bale pabuçlarını defalarca boyadığımı hatırlıyorum. Ruslar çok disiplinli çalışıyorlardı. Çok ciddi iş yapıyorlardı. İkinci yılın sonunda, Devlet Tiyatrosundan Bozkurt Kuruç yanıma geldi. 'Seni tiyatroya kaçıracağım. Çünkü bir İngiliz yönetmen geliyor. Hem tercüman hem de asistan olarak görev yapacaksın' dedi. Cüneyt Gökçer'in başrolünü üstlendiği Kral Lear oyununu sahneye koymak için rejisör Basil Coleman ve kostüm tasarımcısı Roger Andrews geldi. Uzun yıllar Bozkurt Kuruç beni Devlet Tiyatrolarına kostüm kreatörü olarak almak istemiş ama hep hayır yanıtını almış ve bu isteğini bir türlü gerçekleşmemişti. Sonra bana 'artık yolumuz açıldı. Devlet Tiyatrosunda kostüm kreatörü olarak çalışabileceksin' dedi ve ben 1978 yılında Henrik İbsen'in 'Yaban Ördekleri' oyununun kostümlerini hazırlayarak Devlet Tiyatrosu'nda resmen işe başladım.
 
    SDK - Kral Lear'ın kostümleri alışılmışın dışında son derecede yaratıcıydı değil mi?
 
    Nur Uzmen -     Ben Kral Lear'da, Roger Andrews'a yardım ediyordum. Çok yaratıcı bir insandı. Etrafını çok iyi gözlemlerdi. Ve olaylara herkesin baktığından daha farklı bir gözle bakardı. O dönem malum olanaklar kısıtlı. İstediğiniz her şeyi alamıyorsunuz. Elinizdekilerle idare etmek zorundasınız filan. Roger Andrews kostüm malzemelerinden hiç memnun değildi. Atölye'de onun istediği gibi kostümleri yapamıyorlardı. Kral Lear'ı sahnelemesi gerekiyordu ama kostümler istediği gibi olmuyordu ve bundan dolayı çok sıkıntılıydı. Bir gün, çay bahçesinde çay içiyoruz. Roger 'Tamam. Askerlerin omuzluklarını ve zırhını nasıl yapacağımızı buldum' dedi. Ben çok şaşırdım. Bana çay tabaklarını ve çay kaşıklarını gösterdi. Birincisi malzeme çok sıradan ve çok ucuz olduğu için kolayca bulunabilirdi. Ucuz çay kaşıklarını bilirsiniz, kolay kıvrılırlar. Bir çay kaşığını elinde kolayca kıvırdı ve 'askerlerin zırhlarında bunları kullanacağız' dedi. Sonra, metal çay tabağını ters çevirerek bana doğru gösterdi, 'bunlar da zırhların omuzlukları olacak' dedi. İlk önce, çok garipsedim. Yani, ilk önce hayalimde canlandıramadım ama sonra onun dediği gibi uygulayınca unutulmaz bir kostüm oldu. Tek kelime ile mükemmeldi. Ama işin en güzel yanı seyirci, çay kaşıkları ve metal çay tabaklarını tanımıştı ama kimse garipsemedi aksine herkesin hoşuna gitti. Seyirci kostümü yadırgamadan kabul etti. Yani, Roger Andrews ile çalışmak çok zevkliydi.
 
    SDK - Siz, dekor ve kostüm tasarımcısı Roger Andrews ile sadece Kral Lear'da değil başka oyunlarda da beraber çalıştınız değil mi?
 
    Nur Uzmen -     Roger Andrews Türkiye'ye dört defa geldi. William Shakespeare'in Kral Lear Anton Çehov'un Üç Kız Kardeş, İzmir'de sahnelenen yine Shakespeare'in 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' ve başrolünü Ayten Gökçer'in oynadığı 'Yılın Kadını' müzikalinde kostüm ve dekor tasarımı yaptı. Ben de ona yardım ettim.
 
    SDK - Konu yaratıcılıktan açılmışken, sizin de kostümler tasarlarken böyle çay kaşıkları ve tabaklarını kullanarak yapılan zırhlar gibi özel buluşlarınız oldu mu?
 
    Nur Uzmen -     Buluşlar vardı tabii ama bana ait değildi. Kostümler, genelde istediğim gibi olmuyordu. Özellikle dönem kostümleri. O zaman, ben de kendim yapıyordum. Mesela, Shakespeare'in 3. Richard oyununda taçlar ve zırhları ben yaptım. Dönem kostümlerinde taçları çok güzel yapıyordum.Taçların ve zırhların yapımında İngiltere'de kullanılan çok pratik bir yoldur vardır. Savaş yıllarında, Shakespeare'in eserlerini sahneleyecekler ama para ve malzeme yok.Hele metal çok kıymetli.Zırh yapmak için o kadar metali bulmanız imkansız. Yokluk insanı yaratıcı yapıyor. Bu yöntemi, yine bir tiyatro kostümcüsü bulmuş. Bildiğimiz keçe, yapmak istenilen eşyanın şeklinde kesiliyor. Taçsa, taç, zırsa zırh şeklinde. Sonra, keçenin yüzeyine çok kuvvetli bir yapıştırıcı olan boncuk tutkalı sürülüyor. Kuruduktan sonra tekrar üzerinden tutkal ile geçiliyor. Bu işlem sayısız defa tekrarlanıyor taa ki elimizdeki malzeme taş gibi sert oluncaya kadar. Sonra, üzeri metalik boya ile boyanıyor. İşte, üzerine taşlar aksesuarlar yapıştırılıyor. Benim taçlarım çok güzel oluyordu ve herkes onları metalden yapılmış sanıyordu. Bir seferinde, zırhları tasarlayan kişi zırhı istenenden çok daha büyük yapmış. Tabii çok kötü olmuştu. Sonuç, bir felaketti. Oturdum tekrar kendim yaptım.
 
    SDK - Peki, aksesuar, ayakkabı, çanta gibi aksesuarları da siz mi yapıyordunuz?
 
    Nur Uzmen -     Hayır, ayakkabı konusunda çok şanslıydım. Devlet Tiyatrosu'nun özel ayakkabı atölyesi vardı. Bu beni hem çok şaşırtmış hem de çok mutlu etmişti. İngiltere'de böyle bir şey göremezsiniz. Oyunun ayakkabıları dışarıdan bir firmaya ısmarlanır, özel olarak yaptırılırdı. Devlet Tiyatrosunda en büyük lüksüm ayakkabı atölyesi oldu. Ve kesinlikle, Devlet Tiyatrolarının en mükemmel çalışan birimi ayakkabı atölyeleridir. Çünkü, oralarda çok eski yetenekli ustalar çalışıyordu ve harika ayakkabılar yapıyorlardı. Mükemmel iş çıkartıyorlardı. Aynı binada ayakkabı atölyesinin olması çok hoştu. Bundan çok memnundum.
 
    SDK - O zaman size en güzel ayakkabıların çıktığı oyunu sorsam, hatırlayabilir misiniz?
 
    Nur Uzmen -  Kiss Me Kate oyunu. Biliyorsunuz, oyun 'Hırçın Kız'ın sahnelenmesi sırasında, bir tiyatro topluluğunda yaşanan olayları konu alıyor. Konusu gereği, hem Elizabeth devri kostümleri ve aksesuarları hem de günümüz kostüm ve aksesuarlarının tasarlanması gerekiyordu. Ayakkabılar bir harikaydı. Rengarenk, cıvıl cıvıl. Kiss Me Kate'in kostümlerini tasarlarken çok yorulmuştuk ama bir o kadar da zevk almıştık. Tiyatro yaşamımda yaptığım en kalabalık kostümdü. 175 ayrı kostüm, ayakkabı ve aksesuar tasarlanmış ve rekor denecek bir sürede bunları mükemmel bir biçimde hazırlayarak oyuna yetiştirmiştik. Kostüm sayısı bakımından en rahat çalıştığım oyun ise iki kostüm ile 'İyi Geceler Anne' oyunu oldu. Anne kız ilişkisinin anlatıldığı oyunda, baş rolleri Nurşen Girginkoç ile Nursim Demir paylaşıyordu. Eser, Ankara Oda Tiyatrosu'nda sahnelenmişti.

    SDK - Zengin bir tiyatro yaşamınız oldu. Geriye dönüp baktığınızda, hiç içinizde ukde kalan, 'Ah, şunu da yapabilseydim' dediğiniz bir konu oldu mu?

    Nur Uzmen -  Aslında, Globe Tiyatrosu tekrar açılana kadar düşünmemiştim ama şu anda İngiltere'de olsaydım, Londra'daki Globe Tiyatrosu'nda çalışmayı çok isterdim. Biliyorum ki mutlaka işe kabul edilirdim. Orada, Shakespeare'in eserleri için kostüm hazırlamak çok zevkli olurdu. Türkiye'ye geldiğim için hiç pişman olmadım ama yine de mümkün olabilseydi Globe Tiyatrosunda çalışmayı çok isterdim.
 
    SDK - Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz? Mesela özel toplulukların kostümlerini tasarlamak, öğrenci yetiştirmek yada kostüm tasarımı konusunda atölye çalışmaları gibi…
 
    Nur Uzmen -     Hayır, artık tiyatroda kostüm tasarlamak istemiyorum. Çünkü çok ağır bir iş. Ama belki atölye çalışmalar olabilir, yeni yetişen tasarımcılara deneyimlerimi aktarabilirim. Aslını arasanız, şu aralar tiyatrodan çok farklı bir konu üzerinde çalışmayı düşünüyorum. Bodrum'da yaşıyoruz ve kızım da bizimle oturmaya karar verdi. Orada, bir pastacı dükkanı açmak istiyoruz. Daha doğrusu kızım istiyor. Ben ona yarımcı olacağım. Çok garip benim babam pastacıydı. Yani unlu mamuller yapardı. Ben onun mesleğine hiç ilgi duymadım. Şimdi, arada bir nesil atlayarak aynı mesleği kızım yapmak istiyor. Pastacılık konusunda öyle çok deneyimim yok ama babamdan öğrendiklerimi kullanarak kızıma yardımcı olmaya çalışacağım.
 
    Pasta tadında söyleşinin damağımızda bıraktığı harika lezzet devam ederken, Nur Uzmen kızı Selay Uzmen ile birlikte eşi Engin Uzmen'in Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Suat Taşer Sahnesi'nde yapacağı konuşmaya yetişmek için aceleyle İzmir Sanat'tan çıkmıştı bile.
 

Anahtar Kelimeler: nur uzmen



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir