MAKALELER

Ne Dersin Azizim - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2009.05.17 00:00
| | |
1458

Sizce Nasıl?
Yücel Erten, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Aziz Nesin’den uyarladığı “Ne Dersin Azizim”i yılın ilk ayında ramp ışıklarına kavuşturdu.


 
Oyunculuk Açısından Temiz Topa Benzeyen Oyun: Ne Dersin Azizim 


Yücel Erten, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Aziz Nesin’den uyarladığı “Ne Dersin Azizim”i yılın ilk ayında ramp ışıklarına kavuşturdu. Hem de, tıpkı yıllar önce Kocaeli Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda yönettiği “Azizname”de olduğu gibi, bu kere de altısı erkek, ikisi bayan oyuncu ve bir piyanist ile… “Azizname”nin açılış ve final şarkıları ve anılan oyunda yer alan “İhtilali Nasıl yaptık” öyküsü dışında kalan diğer sekiz bölümü Aziz Nesin’in “Amerika’yı Yapan Mimar”, “Eski Öğrendiklerinizi Unutun”, “Fi tarihinde Bir Gazete Nasıl Kapatıldı”, “Gulgule Yok mu”, “Büyük İkramiye”, “Sultan Palamut ile Ozan”, “Keçi Kuyruğu ile Pusula Hikâyesi”, “Casus”, “Parle Vu Fransızca”, “Belediye Reisi Nasıl Olmalı” gibi on öyküsünden oluşturmuş. Öykülerin seçimine yanlış demeyeyim, ama her ne kadar onun anlattığı toplum, onun insanları zamanaşımına uğramadıysa da, yazıldıkları dönem koşullarında esprisi pıtrak olan öykülerin günümüz politik mizah anlayışından hayli uzak kaldığı da bir gerçek. Gene de, “Ne Dersin Azizim”i Aziz Nesin’den bir “potpuri” olarak alıp kabul etmek; Yücel Erten’in geleneksel tiyatromuzun göstermeci geleneği ile Brecht’in Politik-Epik tiyatrosunu sentezleyerek yaptığı mükemmel harmanı alkışlamak gerek. 

Öykü geçişlerinde tempo kaybı olmuyor, olmuyor olmasına da ikinci perde şarkıları hayli fazla. Oyun süresinin iki saat kırk beş dakikayı bulması sanırım biraz da şarkı bolluğundan kaynaklanmakta. “İhtilali Nasıl Yaptık”da “Dönülmez akşamın ufkundayız” ve “Bir ihtimal daha var” şarkılarına hazırlanış tablosu, her ne kadar oyuncular şarkıları enstrümanlarıyla birer profesyonel “sazende“ gibi icra ediyorlarsa da çok uzun. Diğer taraftan, oyunun oyuncular arası atışma ve seyirciye dozunda sataşmalarıyla (bir anlamda ortaoyunundaki “Muhavere”siyle), başlaması seyircinin dikkatini oyuna yoğunlaştırması açısından hayli ilginç. Nurettin Özkönü’nün sekiz sandalye, bir iki masa, basamaklı bir yükselti, iki tren kompartımanı koltuğuyla kotardığı dekor, yönetmenin dilediği işlevi görüyor. Mihriban Oran imzalı kostümler zevkli. Salima Sökmen’in dans düzenindeki adımlamaları mükemmel üstü. Aylin Uzunlar’ın dansları da bir harika. Sabri Tuluğ Tırpan’ın birinci yarı müzikleri üzülerek söyleyeceğim, ama vallahi çok zorlama. Hazırlanmış bir besteye söz yazmak ya da önce müziği notaya dökmek, sonra söz oluşturmak fevkalade hatalı bir çalışma be birader! Onlarca kez “tecrübe ile sabit” olmuştur ki, sözden-şiirden hareket etmemiş beste, ne anlam ne de dil prozodisine uyum sağlayamıyor. Birinci yarıdaki sözler ne yazık ki müziğe zorla oturtulmuş duygusunu yaratmakta. “Keçi Kuyruğu ile Pusula Hikâyesi” ile başlayan ikinci yarı müziklerineyse sözüm yok. Yakup Çartık’ın ışık tasarımında öykülerdeki duygu, düşünce, imaj, mekân kavramları topluca bir bütünlük içinde. Alkışlanacak bir ışık düzeni Yakup Çartık’ın tasarımı. 

Oyuncular, Aziz Nesin’e yaraşır bir hınzırlıkla üstlendikleri karakterlere can veriyorlar. Çok diriler ve çok canlılar. Aylin Uzunlar, sahne üstünde olduğu süre içinde sanatsal arzu ateşini mükemmel korurken, karşılığında kendine denk düşen içsel özlemleri açığa pek güzel çıkarmakta. Hülya Çelik, içsel oynama kışkırtıcılarını iyi bulmuş. Mahmut Gökgöz, gene amacından sapmayan oyunculuk örnekleri vermekte. Atsız Karaduman’ın, karakterlerinin tutkularını sahnede seyircilere sunmadan önce, o karakterleri iyi incelediği ayan beyan anlaşılıyor. Ali İpin, canlandırdığı karakterlerle bütünleşerek kusursuz bir aktarım elde etmiş. Ozan Uçar, aklın ve duygunun uyumlu beraberliğinde karakterler gerçekleştiriyor. Hakan Vanlı, tekstte canlandıracağı karakterlerle ait ne bulduysa seyirciye abartmadan aktarırken; Burak Şentürk, fiziksel olduğunca ruhsal yaşam duyusunu da içinde yarattığı, barındırdığı ve yaşattığı tiplemelerini öyle mükemmel canlandırıyor ki, insanın içinden yüksek sesle “helal olsun” demek geliyor.

Oyunu bir temiz top biçiminde düşünürsek, “Ne Dersin Azizim”in oyuncu kadrosunda top hangisine çarparsa çapsın, biri diğerine topu terine bulaştırmadan pas vermekte. 

Sonuç olarak oyun, oyunculuk açısından bir lekesiz topla sona ermekte. 

Anahtar Kelimeler: ne dersin azizim, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir