MAKALELER

Nazan Yatgın Palabıyık

2020.02.05 00:00
| | |
11031

Nazan Yatgın Palabıyık ile yaklaşık iki saat boyunca konuştuk.Güzelliğine, zarafetine, içtenliğine, mücadelesine, düşüncelerine hayran kaldım...

" Oyuncu önce role inanacak..inananacak ki, inandırsın."

" Dionysos'un Çocukları " röportaj dizimizin son konuğu Nazan Yatgın Palabıyık ile bütün o yıllardan, oyunlardan, sahnede yaşar kıldığı karakterlerden, Makedonya Antik Oyunlar Festivali' de kazandığı uluslararası 'en iyi kadın oyuncu' ödülünden ( ve tabii, diğer ödüllerinden ), hayattan konuşmak üzere biraraya geldiğimizde bir an, Pellico ile gözgöze geldiğimi fark ettim.Az ötede Nancy...yanında Myrrhine.Aykız da oradaydı, Havva, Nina, Savaş, Şahbanu, Dilsiz Fidan, Hermia da.Ve salona bir hışımla giren Fehim Paşa'nın zevcesi, o 'dediğim dedik' Hanımefendi...hepsi, hepsi oradaydı.Yanı başımızda.

Konservatuar senelerinden, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu döneminden, Semih Sergen'den, Bozkurt Kuruç ile yaşanmış o unutulmaz hatıradan, başarılarından, İBBŞT' de rol aldığı oyunlardan, özellikle de, " Aşk Halleri ", 

" Büyünün Gözleri ",
 " Lysistrata" dan başlayarak salkım saçak bir söyleşi planlamışken, Myrrhine ' Bunu da sor ama, ' diye durmadan lafa karışıyor, Nancy sessizce bizi izliyordu.

Ve Hanımefendi birden gülmeye başladı.Hem de tam üç buçuk dakika, dile kolay.Aldı mı beni bir korku, ya Fehim Paşa'ya birileri bu durumu jurnal ederse ? İşin yoksa artık, cezalardan ceza, sürgünlerden sürgün beğen.Yoksa şu perdenin arkasından muzipçe gülümseyip, el sallayan Lulila mıydı ? Evet, ta kendisi.

Nazan Yatgın Palabıyık ile yaklaşık iki saat boyunca konuştuk.Güzelliğine, zarafetine, içtenliğine, mücadelesine, düşüncelerine hayran kaldım.Anlattığı kimi detaylar, altı çizilecek, yarına kalacak değerli kayıt niteliğindeydi.

Şimdi, herşeyi noktasına, virgülüne dokunmadan aktarma zamanı.

" Belki klasik bir cevap olacak ama, bu tutku içimde, küçük yaşlarda yeşerdi.Değişik kıyafetler giyer, ayna karşısında taklitler yapardım.Bir İzmir lızı olmama rağmen, Isparta, Burdur, Antalya' da geçmişti çocukluğum.Babam elimden tutar, tiyatroya götürürdü beni.Tiyatroyu o da çok severdi.

" Hatırlıyorum; TRT' de tiyatro oyunlarına yer verilirdi o yıllarda.' Lüküs Hayat 'ı kimbilir kaç kez, büyük bir dikkat ve hayranlıkla izlemiştim mesela.

" Sahi, ne güzel bir uğraştı tiyatro.Acaba bir gün bende..bilmem, belki.

" Ailem ve özellikle de babam tiyatroya dair bu tutkumu hep destekledi.Teşvik etti.Hiç unutmam, bir defasında  ' Umarım, sen de o kutsal mesleğin içinde olursun, ama önce bu konuda eğitim görmen şart, ' demişti babam.

" Ortaokul ve Lise döneminde okulun tiyatro kulüplerinde görev yaptım.Giderek bilinçlenmeye başladığımda, konservatuvara girmem gerektiğini, daha net bir biçimde alımladım.Ne yazık ki çevremde danışabileceğim, bu konuda bana yol gösterebilecek biri ya da birileri yoktu.

" Antalya Halk Eğitim Merkezi' in açtığı tiyatro kursuna kaydımı yaptırttım.Bir gün ders çıkışı hocam, ' Bak Nazan, bu iş mutlaka tiyatro eğitimi almaktan geçer, ' demişti."

Ve şöhretle ilk tanışma.

Nazan Yatgın " Kazım ile Havva " oyunuyla birden bire tanınan, yolda yürürken " A, işte Havva geliyor " diye parmakla gösterilen bir oyuncu olmuştu.Ün'ün ne olduğunu anlamıştı.O kadar genç ve aslında o kadar yolun başındaydı ki...

İşte tam da o günlerde Mustafa Avkıran ve Müfit Kayacan " Kazım ile Havva " yı izlediler.Oyun sonrası kulise giren Mustafa Avkıran, Nazan Yatgın' a dönerek: " Böylesine safkan bir oyuncu, böyle bir yetenek mutlaka konservatuvara gitmeli.." dedi.

O halde ?

Araştırmalara başladı Nazan Yatgın.Bu arada durmadan tiyatro oyunları oluyor, kendini geliştirmeye çalışıyordu.Kulağında hep o alkış sesleri.

Yeri gelmişken bir parantez açalım : Nazan Yatgın, 1993 - 1995 yılları arasında; Antalya Halkevi Tiyatro'su yapımı: 
" Kazım İle Havva ", " Rita ", " Ocak ", " Martı ", " Çil Horoz " adlı oyunlarda rol aldı.

" İstanbul ve Ankara konservatuvarlarının açtığı sınavlara yoğun turne programım nedeniyle katılamadım..."

Ama Konya Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın sınav tarihinde oyunu yoktu.Evet, Konya...neden olmasın ?

Kimseden yardım almadı.Ne yapacağını, nasıl ve neye çalışacağını da bilmiyordu üstelik.Bir iki tirad, şiir, dans, şarkı yeterli olur muydu ?

" Martı ' oyununda Nina 'nın üç tiradını birleştirmeye karar verdim.Sonrası kolaydı.Aynanın karşısına geçtim.Nina olsa ne şekilde düşünür, neler hisseder, nasıl davranır,  diye geçirdim içimden.Karşımda duran ben değil bir başkasıydı artık.Nina'ydı."

 Ve sırt çantasını hazırlayıp yola çıktı Nazan Yatgın.Heyecanlıydı.Biraz endişeliydi.Tamam, korkuyordu da.

İmtihan öncesi bahçede, koridorlarda, kulağına gelen; " Ben şu tekstten filanca bölümü hazırladım..", " Aylarca filanca aktörle çalıştım.." cümleleri moralini bozar ister istemez.Düşlerinin, umutlarının kırıldığını duyumsar.O kadar yalnızdır ki.

Kızaran yanaklarının üstünde kirpikleri çoktan ıslanmıştı.Gözlerinde yanıp sönen yıldızlar...ve o boşluk, çaresizlik duygusu...şakaklarında gittikçe çoğalan incecik bir ter.

Salona alındığında titremeye başladı.Kimler yoktu ki sınav heyetinde : Semih Sergen, Bozkurt Kuruç, Murat Atak, Lale Oraloğlu, Burak Sergen, Fuad Raufoğlu, Zamina Hacıyeva..

Zaman durmuştu sanki.Birden Semih Sergen'in sesiyle kendine geldi :

" Ne hazırladınız ? "

Nazan Yatgın Nina'ydı o an.Gerçek bir Cehov  kadını.

Son sözcüğünün sonunda yutkundu.

Kıyıya çarpan dalgaların yankılarıyla doluydu sesi. Ahenkli, musikili, berrak bir suyun akışına benzeyen.

" Kurban'dan Zehra karakteri için de çalışmıştım, devam edebilir miyim, " diye sordu.Bozkurt Kuruç oturduğu koltuktan usulca doğruldu ve :

" Defol git çabuk...kapıyı da kapat çıkarken,"  dedi.

Defol git.Defol git.Çık...

Donup kalmış, ne olduğunu, ne yapacağını şaşırmıştı.Nefesi kesilir gibi olmuştu.Avuçlarında cam kırıkları.Ağlamaya başladı Nazan Yatgın.Paramparçaydı.Fena haldeydi.

O'nun bu halini görenler ister istemez telaşa kapıldılar.Sınav salonunda ne olmuştu...ne söylenmişti de, bu kız böylesine ağlıyordu.Perişandı.

O gece saat 23 civarı sınav sonuçları açıklandı.

" Genç bir adam üst kat merdivenlerinden inerken, yüksek sesle ' Nina'yı oynayan kimdi ' diye sordu.' Ben, ben..' diye yanıtlayanlar oldu telaşla.' Adı, adı...Nazan olan biri varmış..'O an kalbim duracak gibi oldu.

" Semih Sergen, ' Gel bakalım, ' dedi.' Bugüne kadar giriş imtihanında kimseye 100 tam puan verilmedi.Sense oybirliğiyle 100 aldın.Ama notunu, mecburen 95'e indirdik ' ve o sırada Ankara Devlet Tiyatrosu'nda  ' Martı ' yı sahneye koyacak olan Fuad Hoca'ya dönüp :
" İşte, aradığın Nina,' diyerek, beni gösterdi. "

Tiyatro Bölümü' nün en başarılı öğrencisiydi Nazan Yatgın.Malum başarı cezasız kalmaz..meyve veren ağaç her daim taşlanır.Çekemeyenler, kıskananlar oldu.Dahası ailesinden de uzaktı.Mutsuzdu.Kendini derslerine vermişti.Hemen tüm notları 100'dü.

Ve ikinci yılın sonunda, hocalarının itirazlarına rağmen, ' okul birincisi kontenjanı' ndan, sınavsız olarak Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü' e üçüncü sınıf öğrencisi olarak kabul edildi.Ve yine başarıyla mezun oldu.Hocalarının gözdesiydi.Yeteneği, bilgisi, çalışma azmi, yaratıcılığı, rol hakimiyetiyle gelecek vaad ediyordu...

" Son sınıftayken Semih Sergen aradı.Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda yönetmenliğini üstleneceği ' Bir Yaz Dönemi Gecesi Rüyası ' nda 
' Hermina ' rolü için bemi düşündüğünü, söyledi.Takdir edersiniz ki, kaçırılmaması gereken bir fırsattı bu.Mezuniyet sonrası, hemen Devlet Tiyatrosu sınavına başvurup, kazandım ve kadrolu oyuncu olarak Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda atamam yapıldı.

Diyarbakır'da " Bir Yaz Dönemi Gecesi Rüyası " nın ardından, Nuran Karadağ ile " Şahmeran " projesinde çalıştı Nazan Yatgın." Müfettiş ",
" Yedi Köyün Yargıcı " nda rol aldı.

Yine kıskançlık..yine çekememezlik...başarısı birilerini tedirgin ve çokca rahatsız etmişti.İstifasını verip, İstanbul'a döndü.

" 2000'in sonunda İstanbul'a geldim.Diziler, seslendirme çalışmaları, sinema ve reklam filmlerinde, ' Ketçap ile  Spagetti ', ' Keloğlan ', 
' Sizinkiler '  adlı oyunlarda ve 2002 -2003 döneminde ise, Semih Sergen'in kurduğu Beltaş Tiyatrosu yapımı ' Ellerimin Arasındaki Hayat 've ' İfritlerin Dansı 'nda rol aldım.Bir televizyon kanalında ' Luniler ' kukla gösterisinde hem o dev kuklaları oynatıp, hem seslendirmesini yaptım.Lulilia karakterini canlandırdım.

" Kültür Üniversitesi Tiyatro Kulubü'nde öğrencilere ders verdim...bunca yoğun çalışma temposuna karşın, yine de birşeyler hep eksikti içimde..."

Sahneyi özlemişti.Hem de çok özlemişti.Sadece sahneyi.Sahnede olmayı.Tiyatroyu.

Ve bir gün,  Orhan Alkaya'nın televizyondaki röportajına takıldı gözü :

" İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Çocuk ve Gençlik Birimi için imtihanla oyuncu alınacaktır..."

Altı yüz kişi başvurmuştu sınava.Üstelik hepsi de yeni mezundu.Nazan Yatgın ise deneyimli bir oyuncu.Seçmeler bir hafta sürdü.Ve aralarında Nazan Yatgın'ın da olduğu yirmi oyuncu ' sözleşmeli ' olarak kadroya girdi.

" Büyüyünce Ne Olacaksın ?  ", " Dönüşüm " , 
" Herşeyin Bir Sınırı Var " oyunlarında rol aldı.

Nazan Yatgın' ı izleyen Yonca Eğilmezbaş, engelli çocuklar için hazırlanacak " Biri, Hiçbiri
Ya Da Hepsi " adlı müzikali önerir kendisine.Hem şarkı söyleyecek, hem işaret dilini kullanacaktı oyun boyunca..başarısıyla bir kez daha dikkatleri çekti.

Bu defa izleyiciler arasında Tolga Yeter ve Hülya Karakaş da vardı.

Nazan Yatgın'ın oyuncu olarak yeteneğini, ışığını fark eden Hülya Karakaş, sahneye koyacağı " Aşk Halleri " nde beraber çalışmayı önerdi ve kısa zamanda Nazan Yatgın'ın disiplini yakından gözlemledi.Hatta, Afife Jale Tiyatro Ödülleri kapsamında, ' En İyi  Kadın Oyuncu ' ödülüne ' aday adayı ' olacağına dair duyumlar aldığını söyledi.

" Aşk Halleri " ni izleyenler, " Bu kız kim ? Yeni bir Adile Naşit mi ? " diye sormaya başlamışlardı çoktan.Nazan Yatgın ismi bir anda belleklerde yer etmişti." Aşk Halleri " nin ardından, yine Hülya Karakaş'ın rejisörlüğünü yapacağı " Ödenmedi Ödenmeyecek " adlı oyun için provaya girdiler.

" Ancak bir takım nedenlerle o proje askıya alınıp, sonrasında tümüyle kaldırıldı."

Düzenbaz uşak Pellico ile gelen ödül...

" Hülya Karakaş bu defa, benim için, bana bir fırsat daha vermek, farklı, bambaşka bir karakter deneyimi sağlayabilmem amacıyla
 ' Büyünün Gözleri ' ni teklif etti.Bu bağlamda, kendisine her zaman müteşekkirim.

" Prova öncesi, Hülya Karakaş ' Pellico bıçak sırtı bir rol, Nazan ' dedi.' Bu rolü erkek kimliğinde başarıyla oynayabileceğini biliyorum.Oyuna çok şey katacağını da.'

" Başta kuşkularım, bir dizi acabalarım vardı.Korkmadığımı, söyleyemem.Shakespeare ve Commedie de l'arte tarzı bir oyunculuk çıkartmam gerekiyordu öncelikle.Hülya Karakaş haklıydı.Madem ki oyuncuydum, farklı tiplerde kendimi sınamalı, gerekirse risk almalıydım.Ilk olarak fiziksel değişimimi detaylı biçimde ele alıp, düşündüm.Rol ile kendim arasındaki benzerlik ve farklılıkları araştırdım.

" Pellico'ya değişik bir ses, yürüyüş, bir tarz bulmalıydım.Kesinlikle, kadından dönme bir erkek olmayacaktı Pellico. Bir erkek nasıl yürür, nasıl davranır bunlardan yola çıktım.Karakterin özü ortaya çıktıkça, rol giderek oturdu.Boşluklar doldu.Tabii, koloratur soprano olan sesimi, diyafram kullanarak olabildiğince değiştirdim.Yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım.."

Nazan Yatgın, 2013 Mayıs'ında, " Büyünün Gözleri " ndeki başarısıyla 19.Bedia Muvahhid 
' En İyi Kadın Oyuncu ' ödülüne değer bulundu.

" Pellico bana ilk ödülü getirmişti.Bu arada
 ' Çiçek Prenses ', ' Balon  ' isimli çocuk oyunlarında rol aldım."

Kemal Kocatürk'ün yönettiği, Salima Sökmen'in koreografisini üstlendiği " Lysistrata - Kadınlar Da Savaşırsa " da yaşar kıldığı ' Myrrhine ' yine büyük bir başarıya daha imza attı Nazan Yatgın.

Tarih; 13 Temmuz 2013.Makedonya Antik Drama Festivali'nde sergilenen " Lysistrata " gerek izleyici, gerekse jüriden tam not alır.Alkışlar bir türlü dinmek bilmez.

" Festival dört gün sürecekti.Oyunun ardından, ekip olarak İstanbul' a döndük.Eşimle tatil için Antalya'ya ailemin yanına gitmiştik hemen.Hiç unutmuyorum, telefon çaldı.Kemal Kocatürk'dü arayan.' Bak Nazan, bir festivalden ödülle dönmek en büyük onurdur, ' dedi.Kendisini, çok sevindiğimi söyleyerek, kutladım.Kemal Koca türk, ' Uluslararası bir festivalde, üstelik yardımcı rolde olmana rağmen ' En İyi Kadın Oyuncu ' ödülünü kazandın, ayrıca ' En İyi Görsel Efekt ' ödülünü de aldık ' dedi. Kocaman bir çığlık attım o an.' Nazan unutma, altın balçıkla da sıvansa altındır' diye devam etti Kemal Kocatürk."

Mutluydu.Çok mutluydu.Başarısı bir defa daha tescillenmişti...üstelik uluslararası bir festivalde.Ama başarı cezalandırılmalıydı hemen..kara çalınmalıydı.Jüride tanıdığı olduğu söylentileri çıkartıldı hemen...küçümseyen tavır ve davranışlara maruz kaldı.Hatta " Piknik tüpüne ödül mü, verilirmiş ? " gibi, çirkin yakıştırmalar yapıldı arkasından.

" Sustum.Duymazdan geldim.Gülüp geçtim.Aslında ruhuma hizmet eden, ama kişiliğime ters bir iş yapıyorum.Riya, kıskançlık, iki yüzlülük, ego savaşlarından hep uzak durdum.

" Bu arada hayatımın aşkıyla, Çağatay Palabıyık ile 24 Aralık 2013 tarihinde evlendik.

" Kayahan Medya Ve Sanat Ödülleri kapsamında 2014 yılında yine ' Kadınlar da Savaşırsa ' ile ' En İyi Kadın Oyuncu ' ve bir yıl sonra da, 
Taksim-Bebek Rotary Ödülleri,Çocuk Tiyatrosu kategorisinde ' Balon ' ile ' En İyi Kadın Oyuncu ' ödülüne değer bulundum.Eşim Çağatay Palabıyık ile aynı sahnede ödülleri paylaşmak güzel bir anıydı, hiç kuşkusuz.2016 'da Academic Hospital Sanatta Yeterlilik Ödülü'ne de Fehim Paşa ' daki rollerimizden ötürü beraber hak kazandık."

Ve " Fehim Paşa Konağı ".2016 yılında Direklerarası Seyirci Ödülleri..' En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ' ödülüyle taçlanan bir başka ' Nazan Yatgın yorumu '..

" Fehim Paşa Konağı " nı izledikten sonra defterime şu notu düşmüştüm :

" Nazan Yatgın Fehim Paşa’nın eşini ustalıkla oynuyor. An geliyor rolünü aşıyor, an geliyor alkışlarla kesiliyor oyunu.. özellikle öfkeden kendinden geçtiği sahnede alkışlar uğultuya dönüşmekte.Yıllar yılı biriktirdiği içsel malzemeyi  başarıyla ortaya koyarak, her sahnede zengin bir oyunculuk örneği sergilemeyi başarıyor ve diyebilirim ki, bir defa daha yaşar kıldığı karakterle kendini tiyatromuzun yakın tarihine taşıyor. Umarım bir gün Adile Naşit’ anlatan bir oyunda Adile Naşit’i canlandırır..ayrıca ' Ahududu ' da düşünüyorum Nazan Yatgın’ı. Belki yıllar sonra ' Hababam Sınıfı' da Hafize Ana, neden olmasın ? Yoo, önce Müşfika, diyorum."

Nazan Yatgın Palabıyık eşiyle " Vakti Geldi " de yönetmen yardımcılığı görevini üstlenir.Üst üste gelen başarılar, sahne sempatisi, kahkahası, güzelliğiyle çoktan belleklerde yer etmiştir zaten.

" Engin Alkan' ın yönettiği ' İstanbul Efendisi ' müzikaline eşimle dahil olduk.' Dilsiz Fidan'' ı canlandıracaktım.Dışlanmış, itilmiş biriydi Fidan.Esirdi aynı zamanda.Üstelik sakattı da.Oyunculuğumu iyi kullanmam, role boyut katmam gerekiyordu.."

" İstanbul Efendisi " nin dokuzuncu sezonunda, Nazan Yatgın Palabıyık bir unutulmaz yoruma  daha imzasını atacaktı..

Ve " Pollyanna ".

Nazan Yaygın Palabıyık bilenmiş oyunculuğu, sezgileriyle mücevher gibi işlediği rolünde dünya standartlarında bir oyuncu olduğunu yeniden kanıtlar.Bir başka zirvededir artık.

Defterimde az önce karşıma çıkan, o günlere dair bir başka not :    

" Hizmetçi Kız Nancy’de, sıcacık sahne hakimiyeti, rolünün içine cömertçe kattığı oyunculuk tekniğiyle,  kendini aşan Nazan Yatgın Palabıyık her türlü övgüyü hak etmekte..."

Sahnede doğallığa, içtenliği inanıyor Nazan Yatgın Palabıyık.

" Doğallık, samimiyet o kadar önemlidir ki bir oyuncu için.Ister Moliere, Cehov, ister Brecht, ister Shakespeare oynasın fark etmez.Oyuncu önce role inanacak..inananacak ki, inandırsın."

Ve son sorumun yanıtı : Nazan Yatgın Palabıyık buğulu bir pencere camına ilk olarak ne mi, yazarmış ? 

" Eşim, işim, evim.Ayrıca köklerim ve kanatlarım.Biliyor musun Pınar,  yaşadığım  sürece  köklerimden kopmadan nereden geldiğimi  asla unutmadan özgürce, kendi kanatlarımla uçtum. Ve o kanatlarım  bana, gerçekte kim olmak istediğimi öğretti."

Anahtar Kelimeler: nazan yatkın palabıyık



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir