MAKALELER

Murat Daltaban İle Aşk Hastası Üzerine Söyleşi

2001.03.02 00:00
| | |
2326

Sizce Nasıl?
Şeyh Galib ''Hüsn ü Aşk'' mesnevisinde aşkı arar. Galib'in mesnevisinden yola çıkan Kenan Işık da, usta şairle aynı düşünce üzerinde ilerliyor...
Şeyh Galib ''Hüsn ü Aşk'' mesnevisinde aşkı arar. Galib'in mesnevisinden yola çıkan Kenan Işık da, usta şairle aynı düşünce üzerinde ilerliyor; ''Aşk Hastası''nın kahramanlarına aşkı aratıyor. Kurduğu düşlerde aşkı çözümlemeye çalışan Şeyh Galib, dönemin Osmanlı Padişahı III. Selim, günümüzde Galib'i oynamak için provalarını yapan genç oyuncu ve intihar eden sevgilisi... Tüm oyun boyunca sahnede yaşanan her şey tek bir şeyi ifade ediyor:
 
Aşk nerede?
 
Tiyatronline: Şeyh Galib hakkına neler düşünüyorsun?
 
Murat Daltaban: Şeyh Galib hakkında düşündüklerim oyunda da önemsediğimiz bir nokta: Galib, çok genç yaşta bir divan yazıyor. Bu divanda da yapmaya çalıştığı gibi eski ve köhne olan herşeye karşı tepki gösteriyor. Ve bu tepkisini ''Hüsn ü Aşk'' adını verdiği eserinde kullandığı anlatım yoluyla dile getiriyor. Kafasında sürekli ''yeni bir şey nasıl yapılır''ı sorguluyor. Oyunda şairlerle olan bir tartışma sahnesi de, Şeyh Galib'in bu düşüncesini yansıtır. Sanatın kendi içinde tıkanıklık yaşadığı bir dönem. Galib ''Eski divan sanatından yola çıkmak, eskinin gösterdiği yolda ilerlemek doğru mudur?'', ''Eski, ne kadar yol göstericidir?'' sorgulamalarının ardından çok ciddi ve büyük bir eser olan ''Hüsn ü Aşk'' ortaya çıkartıyor. Galib'în en önemli tarafı da bu: Sanatta devrimi, değişikliği arıyor.
 
Tiyatronline: Ayrıca çok da zeki biri olmalı...
 
Murat Daltaban: O dönem içinde yenilik arayan başka şairler var mı bilmiyorum tabi... Ama dönem önemli bir dönem çünkü tüm dünyada pek çok değişiklik yaşanıyor. Fransa'da İhtilal oluyor. İhtilal'in ardından Avrupa'da yaşanan değişikliker Osmanlıya da yansıyor. III. Selim, hepimizin bildiği gibi imparatorluğun her kesiminde yenilikler yapmak isteyen bir padişah. Yeniliğin peşinde çünkü devletin, imparatorluğun çöküşün başlangıcında olduğunu hissediyor. Bütün Avrupa'yı ve Osmanlı İmparatorluğu'nu etkileyen değişim rüzgarları Şeyh Galib'i de harekete geçiriyor ve düşündürtüyor. Bu, Şeyh Galib'in tek başına yarattığı bir değişim arzusundan çok çeşitli motivasyonlarla değişime yönelme isteği... Eşitlik, kardeşlik, özgürlük sloganları ile başlyan İhtilal, bütün Avrupa'yı değiştirirken Osmanlıyı da aynı değişikliğin içine sokuyor. Bu arada sanatta da bir şeylerin değişmesi gerektiğini gündeme getiriyor. 
 
Tiyatronline: Bu dönemde ''Hüsn ü Aşk''ı yazmayı bitirmiş durumda mı?
 
Murat Daltaban:Evet. İhtilali hazırlayan nedenler, ihtilalin öncesi ya da sonrası kısa süreli aşamalar değil. Galib'de bu aşamalar döneminde yenilik motivasyonunu hissediyor. ''Hüsn ü Aşk''ı yazdığında 21 yaşında ve 41 yaşında da ölüyor. Çok kısa bir yaşamı var. Yenilik özlemi ve III. Selim'in de aynı özlem içersinde olması ikisini bir noktada birleştiriyor. Oyunda bu sahneler de var; Selim de değişiklikler yapmaya çalışıyor. Ancak III. Selim öldürülüyor. Ve Osmanlı'nın çöküşü başlıyor. Burada önemli olan nokta dönemin getirdiği değişim sancısını Şeyh Galib'in edebiyatta hissetmeye, yaşamaya başlaması. Bütün dünyada değişiklikler yaşanırken Galib'in bu hareketlerden etkilenmemesi mümkün değil. 
 
Tiyatronline: ''Aşk Hastası''nda Şeyh Galib'ı oynuyan bir oyuncuyu canlandırıyorsun. 
 
Murat Daltaban: Evet. Ben tiyatroya oyuncu Murat Daltaban olarak geliyorum. Oyunun başlama anonsundan sonra sahnedeki oyuncu Murat oluyorum. Oyun ilerledikçe sahnedeki oyuncu Murat provalarını yaptığı oyunun kahramanı Şeyh Galib'in kimliğine bürünüyor. Ardından Galib'in yazdığı ''Hüsn ü Aşk''ta, Aşk'ı oynamaya başlıyorum. Sonra yine Şeyh Galib oluyorum. Oyunu oyuncu Murat olarak bitiriyorum. Perde kapandıktan sonra da Murat Daltaban olarak evime gidiyorum. Bence matematiği çok iyi düşünülmüş bir oyun ''Aşk Hastası''. Kenan Işık bu yapıyı çok iyi kurmuş. Ben de keyif alarak oynuyorum. 
 
Tiyatronline: Şeyh Galib'i oynama teklifi ilk olarak sana mı yapıldı? 
 
Murat Daltaban: Şöyle; Kenan Işık, geçen senenin sonuna doğru bana bir oyun metni vereceğini söyledi. İsmim panoya asılı olarak ulaşmadı bana. Kenan Işık, metni verdi. ''Oku, üstüne konuşalım'' dedi. Okudum. Konuştuk. Kenan Bey, zaten beni seçmiş durumdaydı. Ama benim oyunla ilgili düşüncelerimi çok önemsedi. Oyun üstüne uzun uzun konuştuk. Zor ama keyifli bir süreçti. ''Aşk Hastası'' Kenan Işık ile ilk çalışmam değil. ''Huzur''da da birlikte çalışmıştık. Kenan Işık, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ''Huzur''unu oyunlaştırmış ben de bu oyunda ''Mümtaz''ı oynamıştım. ''Aşk Hastası''nda biraz daha birbirimizi tanıyorduk. Bu nedenle oyunu mümkün olduğu kadar onun hayal ettiği şekle yaklaştırmaya çalıştım. Sanırım başardım da... Çok keyifli bir prova dönemi geçirdik. Prova dönemleri çok zordur; yönetmen ile oyuncunun buluşma noktasını yakalaması çoğu zaman sancılı olur. Ama bu sefer sancı çekmedim. Sanırım Kenan Işık da başından beri Şeyh Galib'i oynayabileceğimi biliyordu. Ben de onun oyunda görmek istediği karaktere ulaşmaya çalıştım. 
 
Tiyatronline: Aşk Hastası zor bir oyun...
 
Murat Daltaban: Çok zor... Tiyatronline: Oyuncu olarak zor, izleyici olarak zor... Bence bir süre sonra kendi izleyicisini seçecek ve eleyecek bir oyun bu.
 
Murat Daltaban: Evet. Doğru söylüyorsun. Ama bu iyi midir, kötü müdür bilmiyorum. Belki de böyle olması gerekiyor. Ya da bilmiyorum... Özel bir izleyici kitlesi oluşturacak gibi bir duygu veriyor. Aslında ''Huzur'' ve ''Aşk Hastası'' arasında kurulun bir ilişki var. Birbirinin devamı da diyebiliriz. ''Huzur''da ki Mümtaz, Şeyh Galib ile ilgili bir kitap yazmak için uğraşıyordu. 
 
Tiyatronline: Mümtaz olarak Şeyh Galib'i tanıyordunuz öyleyse... Ya da Galib'e hazırlıklıydınız.
 
Murat Daltaban: Tam hazırlıklıyım diyemem. Daha çok ''Aşk Hastası''na çalışmaya başladıktan sonra 'Huzur''u anlayabildiğimi düşünüyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar kafamda daha netleşti. ''Aşk Hastası'' ile boğuşurken bir yandan ''Huzur''la da uğraştım... Kenan Işık'ın beni seçmesinde bu ilişki bağı da olabilir. Benim için ''Aşk Hastası'' ile ''Huzur'' arasındaki ilişki oldukça önemliydi. '''Huzur''da canlandırdığım Mümtaz, Tasavvuf Felsefesi ile ilgilenen birisi... Doğu ve Batı Felsefeleri, Doğu ile Batı'nın yaşam tarzı ve kültürleri arasında gidip, geliyor. Bu konular üzerine ciddi anlamda düşünüyor. Düşünceleri arasında Şeyh Galip hakkında kitap yazmak da var.   
 
Tiyatronline: Bu konulara kafa yorduğuna göre ilginç birisi olmalı...
 
Murat Daltaban: Mümtaz, Batı kültürü ile yetiştirilmiş birisi. Fakat Osmanlı ya da Türk kültürüne sahip bir kadına aşık oluyor. ''Aşk Hastası''ndaki oyuncu da aslında Mümtaz'ın bugüne yansımayan kimliği olarak düşünülebilir. Oyuncu da Batı tiyatrosu, Batı sanatı, Batı kültürü ile Doğu sanatı ve Doğu kültürü arasındaki sıkışmanın içindedir. 
 
Tiyatronline: Şeyh Galib'i oynayan oyuncu için mi söylüyorsunuz bunları...
 
Murat Daltaban: Evet.
 
Tiyatronline: Ama ben izlerken hiç böyle düşünmemiştim. 
 
Murat Daltaban: Çünkü çok ortaya çıkartılmak istenen bir yorum değildi bu. Sahnede görünen şuydu: Üstümde üzerinde bir müzik grubunun ismi olan bir t-shirt vardı. Ben böyle giyinmek istedim. Oyunun sonunda da öyle... Üzerimdeki eşofmanlar, yine benim eşofmanlarım, ayağımdaki botlar benim botlarım...
 
Tiyatronline: Yani söylemek istediğin şu mu: Ben bunları da giyip Şeyh Galib'i oynayabilirim. Ya da işte Mümtaz'da böyle biriydi; Hem Şeyh Galib ile ilgili yazabilecek kadar doğulu, ama benim gibi de batılı...
 
Murat Daltaban: Kimlik olarak Batılı görünen bir oyuncu var sahnede... Ama içine sıkışıp kaldığı durumdan kurtulabilmek için Şeyh Galib'in kimliği ile çözüm arıyor. Çünkü Şeyh Galib ve ''Hüsn ü Aşk'' ile ilgilenecek kadar da Doğu'lu... 
 
Tiyatronline: Ben sahnede oynayacağı rolü -Şeyh Galib- prova eden bir oyuncu görüyorum. Oyuncunun üzerine giydikleri de beni rahatsız etmiyor. 
 
Murat Daltaban: Çünkü böyle giyinebilir. 
 
Tiyatronline: : Doğru. Olabilir çünkü oyun günümüzde başlıyor. Yansıyan şu; oyuncu bir aşk yaşamış, sevgilisi yanında intihar etmiş, bunu unutmak için kendini işine vermek istiyor.
 
Murat Daltaban: Doğru. Sonra da bazı şeyleri çözümlemeye başlıyor. 
 
Tiyatronline: Provada da kendini Şeyh Galib ile özdeşleştiriyor.
 
Murat Daltaban: Öyle bir şey... Ama oyuncu kimliği ile görünen kişinin üzerinde Batılı bir görüntü var. Bunun özellikle tercih edilen bir durum olduğunu düşünüyorum. Yani Batı kültürü ile yetişmiş ama Doğudan gelen bir oyuncu kimliğini yansıttığımı düşünmüyorum. 
 
Tiyatronline: Oyunun bu noktası benim kafama takılmıyor.
 
Murat Daltaban: Çok da önemli değil zaten. Bu sadece altta yürüyen bir tema. Oyunda içiçe geçen diğer temalar gibi... Benim söylemek istediğim bu işte. Bu nedenle oyunun ustalıkla örüldüğünü düşünüyorum. Oyuncunun Mümtaz'daki karşılığı olduğuna inanıyorum, bir bakıma... Bunları, benim oyun için motivasyonlarım olarak da düşünebiliriz. 
 
Tiyatronline: Şeyh Galib, bir ''Aşk Hastası''... Oyunun isminde bir niteleme var.
 
Murat Daltaban: Evet. Aşkın peşinde...
 
Tiyatronline: Aşkın peşinde olan kim? Şeyh Galib mi? Oyuncu mu? Aşk mı?
Hepsi mi?
 
Murat Daltaban:Hüsn ü Aşk'da ki Aşk, erkek karakterdir ve tüm masal boyunca güzelliği arar. Bu, tasavvuf felsefesinin anlatıldığı bir masal aslında... Dünyada öğretilerin bir çoğu öykü ya da masal dili ile anlatılır. Şeyh Galib de felsefesini anlatırken bu yolu seçmiştir. Aşk, güzelliği arar. Ancak güzelliği bulmak çok da kolay değildir. Çünkü tasavvuftaki felsefeye göre bir şey elde etmek için mutlaka çaba harcamak gerekir. Eğer harcanılan çaba gerçek ise, sonuca ulaşabilirsiniz. Aşk güzelliği ararken Tanrı'ya yönelir. Tanrı'nın karşılığı ise bütün evren ve varolan herşeydir. Mutlak -Tanrı- bütünlüğü ve birliği oluşturur. 
 
Tiyatronline: Oyunda aşkın tanrısal ve felsefi boyutlarını da izliyoruz. Yönetmen aşkı, tanrısal boyuttan kişisel boyuta indirgemeyi de tercih etmiş. Ortaya bir oyuncu koymuş, aşık etmiş ve problemli bir ilişki başlatmış.
 
Murat Daltaban: Çünkü aşkı aramasını istiyor.
 
Tiyatronline: Şeyh Galib ise mesnevisini yazarken bir Sufi düşlüyor. Düşünde Sufi ile konuşuyor. 
 
Murat Daltaban: Sufi ile aşk üstüne konuşuyorlar ve aslında aşkı çözümlüyorlar. Oyuncunun için ise anlayamadığı, çözemediği bir aşk ilişkisi var. Artık sevgilisine aşık olmadığı düşünyor. Oysa karşısındaki kadın aşkı uğruna kendisini öldürebilecek kadar güçlü ya da buna güç mü nedir, bilmiyorum. Ama kadın şiddetli duygular taşıyor. Bu duyguların altında da aşk var. Kendini aşk için öldürüyor. Tıpkı...
 
Tiyatronline: Yangından kurtarılan Dilara gibi... 
 
Murat Daltaban: Evet. Kendi de söylüyor bunu...
 
Tiyatronline: Sahnede izlediklerimiz günümüzde aşk ilişkisinin geldiği noktalardan biri mi?
 
Murat Daltaban: Bu benim yargım değil. Benim hayatımda öyle yaşanmıyor. Ama oyuncunun yaşadığı çok kolay ve basit bir şekilde şöyle anlatılabilir: Herşey çok çabuk üretilip, çok çabuk tüketiliyor. Aşkta böyle... Burada alt yapıyı sağlayan cinsellik. Cinsellik üzerine kurulan aşklar yaşanıyor. Bir gecelik aşklar, iki günlük aşklar, bir aylık aşklar... Çünkü çok çabuk tüketmeye alışmışız. Bunları kendim için söylemiyorum. Benim aşkım öyle değil. Şeyh Galib ise saflığa ait bir şeyler arıyor. Belki de Galib'in aradığı saflıa dönmek gerekiyor. 

Anahtar Kelimeler: murat daltaban, aşk hastası



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir