MAKALELER

Misafir - İzmir Devlet Tiyatrosu

2008.01.16 00:00
| | |
1505

Sizce Nasıl?
Yönetmen ön oyunda durumun belirginleşmesi için biraz daha çaba sarf etmeli. "işçi hakları anlatıldıktan sonra" İlk 10 dakika şaşkın yüz ifadeleriyle oyunu gözlemliyorum.


 

 

    Kahkaha ve hüznün buluştuğu çarpıcı bir oyun; ''Misafir''

   ''Almancı'' diğer adıyla Almanya Türkleri, yakın tarihimize tanıklık etmiş bir hadise. 1960'lı yıllarda başlayan göçle, yaklaşık 3 milyondan fazla insan gurbete gitmiş, ekonomik alanda olduğu gibi kültürel alanda da kendisini gösteren bu azınlık , zamanla ülkenin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. İzmir Devlet Tiyatrosu; 2001-2002 sezonunda Eskişehir Büyükşehir Belediyesi şehir tiyatroları tarafından sahnelenip; Ahmet mümtaz Taylan' a İsmet Küntay en iyi rejisör ödülü getiren eseri sahneliyor. Eser; Almanya'ya göç eden er Musa'nın trajikomik hikayesini anlatıyor.Oyun, dramatik dokularıyla epik tiyatronun kuramcısı olan Bertolt Brecht'in ''yabancılaştırma efekti''ne hizmet ediyor.


 
    60'lardan itibaren köyünden çıkıp, memleketinden ayrılıp Almanya'ya yerleşen orada çalışan, fakat yola çıktığı andan itibaren bir adım ileriye gidememiş, olduğu yerde takılıp kalmış, Almanya'daki eğitim sorununu desteklemesi için çocuk yetiştiren kitap okumayan, tiyatroya gitmeyen, sinemaya kurtlar vadisi geldiğinde giden tüm eğlencesi diskolarda İsmail YK dinlemek olan almanca bilmeyen Almanya'ya her fırsatta kızan, memleket özlemiyle yanıp tutuşan fakat tatile memlekete gittiğinde Türkiye'yi de kötülemekten kaçınmayan parasıyla var olan insan mıdır gerçekten?


 
     Nerden çıktı şu Almancılık?

    İkinci dünya savaşından sonra birçok kenti harap olan Almanya, şehirlerini ve sanayisini yeniden inşa etmek için büyük miktarda iş gücüne ihtiyaç duyuyordu. Ancak savaş dolayısıyla yeterince iş güçleri yoktu. Bu problem için bir çözüm yolu olarak, 1955 yılında İtalya ile misafir işçi anlaşması imzalandı. İtalya'yı İspanya ve Yunanistan takip etti. Türkiye ile ise, '' misafir'' işçi alımının başlamasından 6 yıl sonra yani 1961 yılında anlaşma yapıldı. Türkiye'yi Fas, Portekiz, Tunus ve Yugoslavya takip etti.
 
    Almanya 1973 yılında, ülkede işsizlik baş göstermesi sebebiyle misafir işçi alımını durdurdu. ''Misafir'' işçi alımları durdurulduğunda, Almanya'ya yaklaşık 1 milyon Türk gelmişti. Bu anlaşma neticesinde Almanya'ya gelen Türkler ilk nesil olarak adlandırılır. Almanya'daki ilk nesil Almancılar, genellikle evli bile olsalar buraya bekâr olarak gelmiş ve çok ağır koşullarda pis işlerde çalışmışlar; maden, demir-çelik ve otomotiv sanayi, yol yapımı gibi. Almanya'nın ''misafir'' işçi anlaşmasındaki planına göre, gelen işçiler birkaç sene çalışıp, geldikleri ülkelere geri döneceklerdi. Buraya gelen ''misafir'' işçiler de aslında böyle düşünüyordu. Mesela Türkler nam-ı diğer Almancılar, Türkiye'de bir iş kuracak yada bir traktör alacak kadar para biriktirip geri memlekete dönmek üzere gelmişlerdi buraya. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.


 
     Sahne yorumu.

    Grotesk öğelerin bolca kullanıldığı oyun; Brecht'in ''yabancılaştırma efekti'' tekniğiyle sahnelenmiş. Taklit ve benzeri unsurlarla gerçeği değil, gerçeğin ne olduğu anlatılarak seyirci canlı tutulmuş. Oyun içinde oyun kurgusuyla bunu sağlayarak, seyircinin bu süreci sorgulanması hesaplanmış. Oyunculukların başarısıyla da amacına ulaşmış Her ne kadar bir bütün olarak görülse de, birbirinden bağımsız ve araya anlatıcının katılarak seyirciye mesajı verdiği oyunda,(ki bu seyircinin oyuna kapılıp gitmemesi için gerekli) ani ruh hallerinin değişmesi, epizotları dengeli, titiz, sorunsuz geçişleri oyunu izlenilir kılan temel etkenler…


 
    Oyunda rol alan; Serdar Kamalıoğlu, İbrahim Raci Öksüz, Ahmet Dizdaroğlu Musa Zindan, Sadık Yağcı, Devrim Akkaya birbirini dengeleyen kompozisyonlar yaratarak rolün altından kalkıyorlar. Despot zihniyetin altında pasifize edilmiş hayatların analizlerini çok iyi tespit ederek oturtmuş,hiçbir şekilde taklide kaçmayan, tamamen kendilerine has,özgün oyunculuklar hayranlık uyandırıcı.

 
    Yer yer anayasadan bildiriler okuyarak seyirciyi bilinçlendirirken, yan tiplerin ve karakterin davranışları, oyunun konusuna uygun (gerektiği kadar) abartıyı hiçbir sınır tanımaksızın sergilemekte.
 
    Canlandırdıkları kahramanlarla içli dışlı olan,uyumlu ve düzeyli oyunculuklar gerektiği gibi tam kavranmış. Tüm oyuncular sahne yeteneklerini ve ustalıklarını seyirciyle paylaşmanın sevinci içerisindeler. Rollerin olanaklarını değerlendirerek kanıtlayan bir ekip. Başarılı diksiyonlar, ses ve vücut kullanımları yerinde, her saniyesini en küçük ayrıntına kadar değerlendirerek eli ayağı düzgün bir işe imza atmışlar.

 
     Yönetmenin yorumu.

    Bilgesu Erenus'un yazdığı eser, 50. yılını kutlayan İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Yönetmen Gürol Tonbul sahneleme tekniğini yüzeysel olduğu kadar, özü açısından izleyiciye fazlasıyla aktarıma sahip.
 
    Yönetmen ön oyunda durumun belirginleşmesi için biraz daha çaba sarf etmeli. (işçi hakları anlatıldıktan sonra) İlk 10 dakika şaşkın yüz ifadeleriyle oyunu gözlemliyorum. Ne zamanki oyunun ana karakteri olan er Musa geliyor, işte o zaman oyun gerçek amacına ulaşıyor.
 
    Rejinin izleyiciyi düşünmeye ve yorumlamaya yönlendirdiği su götürmez bir gerçek. Bunu yaparken oyunculukların başarısıyla güldürürken düşündüren bir kara mizah türüne dönüştürüyor.Kısa uzun bir çok tablodan oluşan olaylar dizisinin canlandırılması ve tablo geçişlerinde mekanı çok iyi değerlendirmeyi bilmiş. Zaman zaman aksayan, ama geneline bakıldığında akıcı bir yorumlama söz konusu.
 
    Tüm dekorun oyunculardan oluşması ve bunu başarıyla sürdürmeleri, oyunun en can alıcı noktalarından biri. Er Musa karakterinin yaşamını seyirciye aktarırken, yan tiplerin büründükleri haller, dekora ihtiyaç hissettirmeyecek derecede özgün, renkli, belli bir çizginin üstünde tutularak başarıya ulaşıyor. Çok zekice tasarlanmış, oyunun özüne ve demecine uygun düşen dengeli bir çalışma örneği.
 
    Oyun başlamadan önce fuayede klarnet çalan adam, önünde duran ayakkabılar, salona girdiğimizde seyirci önünde bavulla bekleyen oyuncular,oyun arasında çıkmayan oyuncularla sohbet imkanı, çıkışta etrafa saçılmış ayakkabılar ve mumlarla salondan çıkana kadar içimize işletmeye kararlı bir yönetmen var.
 
    Kısacası reji Gürol Tonbul, spesifik bir çalışmayla stilize bir iş çıkarmış.
 
     Teknik ekip.

    Sahnenin sağında bir sandık , sol tarafında resimlerin asıldığı bir tablo ve önünde mumlarla, sade bir işçilik çıkaran Tayfun Çebi, oyunculuğun sergilenmesi için bolca yer ayırmış. Yalnız oyun başında sandıktan çıkan ve oyun boyunca sahnede kalan kürenin amacını anlayamadım. Zira oyunda küreye hiç yer verilmiyor. Farklı amaçlar doğrultusunda yada bir masal havası da verilmiş olabilir.
 
    Yıldız İpeklioğlu'nun kostümleri, Adnan Ağcahan'ın ışığı, Tarkan Erkan'ın müziği ve oyun boyunca sahnenin bir kenarında oturup klarnetini kullanan virtüöz müthiş uyumlu. Üzerine düşen görevlerini bir bir yerine getiren ekip, yalın ve abartıdan uzak bir çalışma sunuyorlar.
 
    Baştan sona ilgiyle izlenebilecek , rejinin spesifik yorumuyla çarpıcı bir oyun. Bizi bize anlatan sıcak ve samimi bir çalışma örneği.
 
    İzmir Devlet Tiyatrosu 50. yılında misafirlerini bekliyor.

Anahtar Kelimeler: misafir, izmirdt, izmir devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir