MAKALELER

Misafir - Eskişehir Şehir Tiyatrosu

2010.04.25 00:00
| | |
4925

Sizce Nasıl?
Bilgesu Erenus tarafından yazılan, 1984 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda Rahmetli Mehmet Akan tarafından sahneye konulan...


    Bilgesu Erenus tarafından yazılan, 1984 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda Rahmetli Mehmet Akan tarafından sahneye konulan “Misafir” isimli dram, Eskişehir Belediye Tiyatrosu'nun genç kadrosuyla farklı anlayış konseptinde izleyene sunuluyor. Eskişehir izleyenin genç motiften oluştuğunu düşünürsek sahneleme arzusunun neleri doğurduğuna şahit oluruz. Oyunu ilk kez izleyen bir eleştirmen olarak, dram olgusunun içinde serpiştirilen komedi unsurunu fevkalade beğendiğimi söyleyebilirim. 


 
    Ahmet Mümtaz Taylan yönetimiyle sahneye aktarılan yapıtın öncelikli olarak ne tür sistematikte seyredenle buluştuğuna bakılmalı. İstemli hedef sıradan bir köylünün yaşadığı toplumsal kaosu hissettirmek mi? Yoksa çarpıklıklar içinde yetişen, kendi değerlerine karşı çıkan sıradan birinin yabancı kültürdeki yaşadığı sorunsallar mı? Yöneten kişinin oyunu koyduktan sonra (ilk 3 gösterimi belki) sonralarını izlemediğini varsayarsak, oyuncuların sahnede düşündükleri oyun çizgisini, kendi niteliklerine göre uyguladıklarını görürüz. Bu durum “Misafir” oyununda alenade ortaya çıkıyor. 


 
    Yukarıda sıraladığım kurgu iyi mi kötü mü? Bu tartışılır. Hatta bakış açısına göre değişir. Ama oyunu ortaya koyan yönetenin, tüm gösterimler olmasa da en az 10 gösterimde grupla kalmasını yeğlerim. Bu grubun oyunu, oynarken özümsemesini kolaylaştıracaktır. Grup oyunu özümsememiş demiyorum, ama ne yapılmak istendiği daha açık ortaya çıkar bu yaklaşımla. Yönetenin hissiyatını kavrar oyuncular ve seyirciler. 
 
    Demirağa Meydan Sırası'na bir gece konuk gelen çoban misafir, grupla yaşadığı diyaloklarla grubun içinde eğlence kaynağı oluverir. Gel zaman git zaman hayatla olan kavga misafiri kendi toplumundan hızla uzaklaştırır. Ve Almanya sevdası doğuverir kalbinde. İşlemlerini gerçekleştirdikten sonra yollara düşerek Almanya'ya gider. Tek azmi vardır: para kazanmak! Bu hırs gözünde öyle büyümüştür ki, fabrikada işleyen demirden bir farkı kalmaz. Günden güne makineleşen hayatı, vahşi kapitalist olguyu kaldıramaz. İnsani tüm vasıflarından vazgeçiren sisteme tanık olur. Memleketteki arkadaşlarının üç kuruş para uğruna kazıkladıkları misafir, aile bunalımını da kendisine ekleyince hayatla olan tüm bağlarını koparır. Vahşi, gaddar, anlaşılmaz biri olur. 


 
    Konunun özünde bunlar var. Toplumsal güven, yalnızlık, ailesel bunalımlar başı çeken duygular. Misafirin katıldığı dergah bir nevi yaşamını sorguladığı noktayı oluşturuyor. 
 
    Ahmet Mümtaz Taylan yönetiminde eksik bulduğum noktalar komedi unsuru üzerinden işlenen 1.perdedeki yüksek tempo. Nerdeyse oyuncular konunun özünden saparak oluşturdukları kumpanyada tüm enerjilerini harcıyorlar. Bu durumda 2.perdedeki düşük tempoyu doğuruyor. 
 
    Ali Cem Köroğlu'nun dekor-kostüm tasarımı; fabrika, ev sahnesi ve o parıl parıl parıldayan saz hariç gayet başarılı! Fabrikada zincirlerle oluşturulan dişli modülleri olmamış.. Bunun için farklı durumlar düşünülebilinirdi. Yine insanlar kullanılarak bir makine yaratılabilinirdi. O eskipüskü sahneye o parlaklıkta saz ne kadar yakışıyor? Ev sahnesinde de ortam çok yavan kalıyor. Sahne içi sahne oluşuyor. Bu durumda ev sahnesi anlatımında çok uzak bir anlatım ortaya çıkıyor. 


 
    Sayın Köroğlu'na bir sorum olacak: Kahvehane girişinde yazan o şifreli kanal ismi neden kullanılmış? Sene (Almanya'da karşılanan Türkler sahnesinde) 1960'lar olmalı. Eğer yaşantıda bir 15-20 sene geçmişse o yıllarda şifreli kanal olma ihtimali yok. Bu ayrıntı gözden kaçmış diyemem. Metnin dönemi apaçık ortada. Bu vahim hata diğer gösterimlerde değiştirilmeli.
 
    Oyunun kritiğine geçmeden önce oyunun broşüründe de yazılan ve oyunda da dikkat çekici sahne olarak karşımıza çıkan, ayakkabısına mum dikilen grup üyesi de ne demek oluyor? Bunu oyundan çıktıktan sonra yanımdaki arkadaşlarla da tartıştık. Maalesef spontan bir durumla karşılaştığımız için çok fazla yorum yapamadık. Bunun açılımı neden oyunda gösterilmiyor? Anlatılmak istenen durum havada kalıyor. 
 
    'Misafir Musa' rolünde Mete Ayhan rolünün gerekliliklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Oyun boyunca inanılmaz performansı sayesinde, seyirciyi derin psikolojik çözümlemelerin içine çekiyor. Fakirlikten zenginliğe ve tekrar fakirliğe giden hayat öyküsünün devinimsel değişimlerinde, duygusunu olabildiğince abartmadan aktarıyor. İlk girdiği sahnede o korkutucu ve gaddar adamın, sonraları yaşadığı depresif karakter dönümlerinde karakteriyle bütünleşiyor. Yabancı kültürün ezikliği içinde kavrulan Musa'nın hayatına ışık tutuyor. Oyunda kusursuz oynadı. 
 
    'Yiğitbaşı Resul' karakterine hayat veren Devrim Özder Akın rolü için yaşça küçük kalıyor. O rol, yaşlı ve oturaklı bir oyuncu için daha güzel olabilirdi. 'Eskişehir Güncem' adlı yazımda bunu dile getireceğim ama yinede burada değinmek istiyorum bu konuya. Eskişehir Şehir Tiyatrosu'nun Dramaturgu Sevgili Sibel Arıcan'a oyundan sonra bu eleştirimi ilettim. Çok genç kadro içersinde muhakkak birkaç tane usta oyuncu olmalı. Ama kesinlikle medyatik birisi olmamalı. Usta ve sanatına saygılı birkaç isim bu grubun içinde şart. Bazı oyunlarda eksiklik açık hissediliyor. 'Tartuffe' oyunu bu örneğimi destekliyor. Keza 'Misafir' oyunda da bir çok görüş savım için geçerli. Devrim Özder iyi oyuncu. Ama kendisini ifade edebilecek karakterlerde oynamalı. Bu oyun içinde elinden gelen tüm çabayı gösterdi. Çabası taktire değer. 
 
    Oyunda ana karakterlerin dışında fazlasıyla beğendiğim oyuncu Sinan Demirer. Çavuş rolünün hakkını veriyor. Özellikle duyguları ile mantığı arasında gidip gelen bölümlerde sonuna dek başarılı. 
 
    'Yaren' rollerindeki diğer oyuncular grup içi dinamikte gayet başarılıydılar. 
 
    Oyun içinde bolca yöresel şiveler, kültürler geçiyor. Ama yönetenin belki de çok düşünmediği bu durum, ayrıntı kopmalarını da beraberinde getiriyor. Kaşıkla oynanan sahne Silifke Yöresi, konuşmalar Ege Şivesi, Kültürel Doku Konya Bölgesi'ne ait. Bu kolaj neden yapılıyor? Bunu anlamak için çok uğraştım. Ama maalesef anlaşılır bir durumu zihnime yerleştiremedim.
 
    "Misafir” işlediği konu itibari ile Türklerin üç kuruş para uğruna yurt dışında uğradıkları hezeyana parmak basıyor. Kültürel dokunun nasıl zarar gördüğünü, baskıcı ve gelenekçi kültürün insanları nasıl bir sona hazırladığını gösteriyor. Eskişehir Belediye Tiyatrosu'nun genç izleyen kitlesine sunduğu hazinelerden sadece bir tanesi bu oyun. 
 
    Dip Not

1-Eğer yolunuz Eskişehir'e düşerse, Haller Gençlik Merkezi'nde Shakespeare Pub'tan bir kadeh martini içmeden sakın şehirden ayrılmayın.
 

Anahtar Kelimeler: misafir, eskişehir şehir tiyatrosu, bilgesu erenus



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir