MAKALELER

Mehmet Ali Kaptanlar

2009.04.13 00:00
| | |
2933

Sizce Nasıl?
Mehmet Ali Kaptanlar'ın oyun kalitesi,gücü ve de yorumu diğerlerinin yanında çok farklı,üstün duruyor...

 


 

   Türk Tiyatrosunun KAPTANLARI"ndan usta oyuncu:MEHMET ALİ KAPTANLAR…
 
2008’in Mart’ına geri gidelim.
Yani, „İSTANBUL SÖYLEŞİ TURU“ma:
13. durak… „VENEDİK TACİRİ“…
 
    İstanbul kazan ben kepçe; gezerken yoruluyor, söyleşi yaparken ve oyun seyrederken dinleniyorum.
 
    Nedim Saban’la yaptığım söyleşiden sonra, İstiklal Caddesi’ndeki Simit Sarayı’nda suböreği ile çay içiyoruz ve Tiyatro Pera’daki oyunu, Shakespeare’in başyapıtlarından „Venedik Taciri“ni seyretmek için yola koyuluyoruz. Tiyatro Pera’da bizi dramaturg Şafak Eruyar karşılıyor. Oyunda kendisini hayranlıkla seyrettiğim usta oyuncu Mehmet Ali Kaptanlar ve oyunu yöneten, aynı zamanda da oynayan Nesrin Kazankaya ile oyundan önce söyleşi yapıyorum. Bu arada oyunda oynayanlardan Can Başak ile merhabalaşıyoruz. Kendisiyle 2007’de „Titanik Orkestrası“ adlı oyunun provasında söyleşi yapmıştım.

 


 
    „Venedik Taciri“ adlı oyun, İtalya’nın önemli bir ticaret merkezi olan Venedik kentinde geçiyor. Venedik taciri Antonio (Can Başak), arkadaşı Bassanio (Kayhan Teker) için, tefeci Yahudi Shylock’tan (Mehmet Ali Kaptanlar) borç para alır. Shylock mesleği ve etnik kökeni yüzünden kendisini aşağılayan Antonio’ya, faiz yerine ilginç bir koşul öne sürer: Vadesi geçerse, borcuna karşılık, vücudundan yarım kilo et kesilecektir. Oyunda Hıristiyan ve Musevilerin iş dünyasındaki gerilimli ilişkilerinde, para, güç, aşk, ticaret ve adalet kavramları sorgulanır. Baştan sona, dekorundan müziğine ve oyuncuların performansına kadar sürükleyici, keyifle izlediğim bir oyundu Venedik Taciri. Tefeci Yahudi Shylock rolündeki Mehmet Ali Kaptanlar’ın oyun gücüne hayran kaldım.

 


 
    Oyunda oynayan diğer başarılı sanatçılar: Can Başak, Muammer Uzuner, Başak Meşe, Kayhan Teker, Mehmet Aslan, Aytunç Şabanlı, Zeynep Özden, Erdinç Anaz, Okan Kayabaş ve İlker Yiğen.
 
    '„Mehmet Ali Kaptanlar, Shylock’u mekanik icra noktasına kadar mükemmelleştiriyor, sonra daha derinlere indirip yeni duygularla dolduruyor.
 
“Venedik Taciri”ni gidin, izleyin, bana hak vereceksiniz. Mehmet Ali Kaptanlar, Shylock’u deyim yerindeyse, nitelik olarak psiko-fiziksel hale getiriyor. Resmetmek istediği Shylock’u, inanın bana izleyenlere duyumsatmakla kalmıyor, yanlarına oturtuyor, dost kılıyor.”_ ÜSTÜN AKMEN
 
“Mehmet Ali Kaptanlar'ın oyun kalitesi,gücü ve de yorumu diğerlerinin yanında çok farklı,üstün duruyor. Ama Kaptanlar'ın mükemmel oyunculuğu (Bence yılın oyuncusu adaylarından. Kaptanlar'ın mesleğine saygısı ayakta alkışlanmalı.) oyunun, oyunculuk notunu düşürüyor. İster istemez diğer oyuncuları onunla karşılaştırıyorsunuz ve hatalar ortaya çıkıyor.” – MELİH ANIK
 
    Mehmet Ali Kaptanlar‘ı 2008/2009 tiyatro sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen „Sokrates‘in Son Gecesi“ adlı oyunda SOKRATES rolünde seyretmek mümkün.
 
    Stefan Tsanev'in yazdığı, Melek Baykal, Mustafa Uğurlu ile Mehmet Ali Kaptanlar'ın rol aldığı “Sokrates’in Son Gecesi” adlı oyunun konusu özetle şöyle:
 
    Sokrates'in baldıran zehrini içmeye hazırlandığı son gece, gardiyanı için büyük bir fırsattır. Bu sayede ünlü filozofun hem son anlarına tanıklık edecek, hem de cebini doldurabilecektir. Demokrasi, iktidar, oligarşi, savaş, adalet gibi kavramların sorgulandığı tartışma, Sokrates'in karısının gelmesiyle başka bir noktaya taşınır. Artık kimin gardiyan, kimin Sokrates olduğunun karıştığı gecede, olaylar istenmeyen ve beklenmeyen şekilde gelişir.
 
“Sokrates rolünde izlediğimiz Mehmet Ali Kaptanlar, Venedik Taciri'nde olduğu gibi yine izleyenleri büyülüyor. Sokrates'i yaşayarak oynuyor. Duruşu, konuşması Sokrates gibi büyük bir filozofa yakışır biçimde. M.Ali Kaptanlar tek kelime ile mükemmel.” – YAŞAM KAYA
 
     "Senden oyuncu olmaz!..“
 
    1959 Antalya doğumluyum. Ailemin bütün fertleri halen Antalya’da yaşıyorlar. Ben, burada, İstanbul’da sanat yaşamımı sürdürüyorum. Arada, fırsat buldukça, ailemin yanına gidiyorum. İlk-orta ve lise dönemlerim Antalya’da geçti. 1979 yılında, liseyi bitirdiğim yıllarda, Antalya’da bölge tiyatroları başlamıştı. Engin Orbey dönemiydi. Antalya bölgesi pilot bölge olarak seçilmişti. Antalya bölgesinden konservatuara öğrenciler alınacak, dört yıl boyunca eğitilecek ve çekirdek kadro oluşturulacak, kendi bölgelerinde kendi tiyatrolarını yaratacaklardı. Bence, bizim gibi geniş coğrafyaya sahip bir ülkede yapılması gereken doğru bir hareketti. İşte ben de o projenin içinde, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde okudum. İlk-orta ve lise yıllarında sahne denemem olmadı. Ancak ben çok faal bir öğrenciydim. Lise yıllarında okulda yapılan organizelerde hep görevim olurdu. Sunuculuk filan yapardım. Ortaokulda düzenlenen bir oyuna katılıp oynamak istemiştim. Oyun tekstini okuduğumda, Türkçe öğretmenim bana „sen bu işi beceremiyeceksin, senden oyuncu olmaz!..“ demişti. Ben nedense hiç üzülmemiştim. Ben de zaten sporcu olmak istiyordum. Türkçe öğretmenimin bana söylediği „senden oyuncu olmaz!“ cümlesi beni psikolojik yönde olumsuz etkileseydi, sanıyorum şu anda bu oyunu oynamıyor olurdum… Tiyatroyu seçmiş olmam da zaten bu olumsuzluktan etkilenmediğimin ispatı…
 
     Halkevlerinde yetişen sanatçılarımız...
 
    İlk defa tiyatro ile tanışmam ilkokul dönemime rastlar. Bir çocuk oyunuydu seyrettiğim. O zaman halkevleri vardı. Antalya Belediyesi’nin olduğu binada bir tiyatro salonu vardı. O halkevlerinde birçok usta tiyatro sanatçıları yetişti. Lise dönemimde ise Devlet Tiyatrosu’nun yapmış olduğu Antalya turnesinde “Söz Veriyorum” adlı oyun beni çok etkilemişti. Rahmetli Alev Sezer, Işık Yenersu ve Engin Cenkan oynuyordu oyunda. O yıllarda yüzme, atletizm ve veleybol ile çok ilgileniyordum. Spor Akademisi’ne girip sporcu olmaktı düşüncem. Fakat tiyatro ağır bastı ve oyunculuğu seçtim. Yukarıda da anlattığım gibi, Antalya pilot bölge seçilmiş ve İstanbul M. S. Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’ne alınan öğrenciler arasında ben de vardım. 1979’da girdim, 1983’te de mezun oldum.
 
    Konservatuar hocalarım ve arkadaşlarım...
 
    'Sİstanbul Devlet Konservatuarı 1978 yılında kuruldu. Ben de 1979’da başladım. Bizden başka bir de ikinci sınıf vardı. Ahmet Levendoğlu, Can Gürzap, Arsen Gürzap ve Zeliha Berksoy gibi değerli hocalarım oldu. Sınıfımda çok iyi öğrenciler vardı. Örneğin: Ayla İpekçioğlu, Musa Uzunlar, Mustafa Avkıran, Ülkü Duru , Metin Beğen, Orhan Kurtuldu, Özgür Erkekli, Esen Özman, Cengiz Baykal, Mehmet Gürkan... gibi.
 
     İlk oyunum...
 
    Benim ilk sahneye çıkışım, konservatuarda okurken üçüncü sınıfta oldu. Deniz Gökçer’in sahneye koyduğu “Sevgili Doktor” adlı oyundu. Tüm sınıf bu oyunda oynamıştık. Seyirciyle karşı karşıya geldiğim ilk oyunumdu bu. Oyun çok başarılı oldu. Devlet Tiyatrosu’na girdikten sonra bir yıl stajyer oyuncu olarak görev yapıyorsunuz. Bir yılın sonunda komisyonun önünde sahneler oynuyorsunuz, komisyon bu oyunları değerlendirip, sizin devlet kadrosunda kalıp kalmayacağınıza karar veriyor. Biz ekip olarak üçüncü sınıftaki bu oyunu jüriye göstermiştik. Ve bu oyun daha sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun repertuvarına alınmıştı. Biz, “Ah Şu Gençler” le birlikte bu oyunu da sergilemiştik. O oyun ve “Ah Şu Gençler” oyunuyla ekip olarak “Avni Dilligil Ödülü”ne layık görülmüşdük.
 
     İstanbul Devlet Tiyatrosu...
 
    1983 yılında mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’na girdim ve burada on yıl görev yaptım. Bu süre içinde birçok oyunda oynadım. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ilk oynadığım oyun benim için çok önemlidir. Mehmet Baydur’un yazmış olduğu “Limon” adlı oyundu. Müşfik Kenter sahneye koymuştu. Şimdi aramızda olmayan Haluk Kurdoğlu, Zekai Müftüoğlu, Ülkü Duru, Şerif Sezer, Sevtap Tokay ve ben oynamıştım. Bu oyunla profesyonel olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda göreve başladım. Bundan sonra oyunlar peşpeşe geldi. Julius Ceasar, Küçük Nasrettin, Macbeth, Budala, Jan Dark, Oresteia, Kadı, Hamlet, Getto, Akçalı Kel Mehmet, Kral Lear, Efrasiyab’ın Hikayeleri, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?... gibi oyunlar şu anda hatırlayabildiklerim.
 
     Antalya’ya dönüş...
 
    1993 yılında Antalya Devlet Tiyatrosu açıldığında, ben Antalya’dan geldiğim için, geçici görevli olarak oraya gittim. Bizlerin de açılacak bu yeni devlet tiyatrosunda emeğimiz olması için ben, Mustafa Avkıran, Payidar ve Musa Uzunlar Antalya Devlet Tiyatrosu’na atandık. Oradaki ilk oyunumuz “Kadı” idi. Engin Cezzar ve Ülkü Tamer yönetmişlerdi. Bu oyun çok başarılı sergilendi; iyi övgüler aldı. İnanılmaz bir seyirci topladı. Oyunu dört beş kez seyretmeye gelenler olmuştu. 30 binin üzerinde seyirci izlemişti. Hatta hala “Kadı” oyunundan bahsedenler vardır Antalya’da. Antalya Devlet Tiyatrosu’nda 1993-95 yılları arasında oynadım. Daha sonra yine İstanbul Devlet Tiyatrosu’na geri döndüm.
 
    Tiyatro benim yaşam biçimim...
 
    Tiyatro yaşamımın tamamını kapsayan bir uğraşım; benim yaşam biçimim. Bu oyun oynanacak dendiğinde, oyuncu için süreç başlamıştır. Bir yıl önceden de olsa, oyuncu artık o oyunu düşünmeye başlar; provalar başlamadan önce de, oyuncu o oyunun havasına girmiştir bile... Oyuncunun yaşam biçimidir oyun oynamak; sürekli oynanacak oyunla yatar yine o oyunla kalkar. Kafanızda hep o oyun vardır. Bu süreç hiç bitmez; bitene kadar sürer. O oyun bittikten sonra, yani seyircisini tüketti, amacına ulaştı ve oyunu oynayan hedefine ulaştı mı, artık o süreç bitmiştir. Bundan sonra yeni oyunu düşünme noktasına gelir oyuncu.
 
     Tiyatronun toplumdaki işlevi...
 
    Sanat bir toplumun var olması veya ilerlemesi, insanlığın daha ilerlere gidebilmesi, gelişimini sürdürebilmesi için gereklidir. Bir toplumun olmazsa olmazıdır!.. İnsanların açlık duygularını veya başka ihtiyaçlarını giderebilirsiniz. Ancak, sanat olmazsa toplumun bir şeyleri hep eksik kalır. Ve ne kadar teknik ve bilimde ilerleme olursa olsun, sanat’a önem verilmeyen toplumda gelişme olmaz. Tiyatro sanatı da böyledir. Bir toplumun önünde gider. Atatürk’ün dediği gibi ”Alnında ışığı ilk hisseden insandır sanatçı!”. Sanatçı aklı farklı çalışan insandır. Sanatçı toplumun önünde olmak zorundadır. Tabi ki ben burada gerçek sanatçıyı kastediyorum. Bunun da son yıllarda kıstası değişti. Şimdi herkes sanatçı... Hala ülkemizde özel tiyatrolara ödenek yok. Hükümeti ilgilendirmeyen bir konu. Bu insanlar nereden para bulacaklar. Tiyatro pahalı bir iş. Şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde savaş var. Tüm bunları engelleyecek bir olgudur sanat!.. Topluma en çabuk ulaşan bir sanat dalıdır tiyatro. Bu yüzden de iktidarlar tiyatrodan hep çekinmişlerdir. Sanat baş kaldırır. Direkt olarak insanları etkilediği için tiyatro sanat dallarının en önemlisidir...
 
    Ülkemizde tiyatro...
 
    Dediğim gibi, hükümeti hiç ilgilendirmeyen bir konudur tiyatro. Özel tiyatrolara ödenek bile çıkarmamıştır hükümet. Sanat’a, sanatçıya ve tiyatroya verilen değerler çok çok gerilerdedir. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışılıyor. Hangi duruşumuzla orada olacağız? Bütün bunların hesaplanması gerek. Ve sanat’a her zaman çok değer verilmesi gerekiyor. Çünkü insanı disipline eden bir olgudur sanat. Sanat’ın kendi içinde bir disiplini vardır. Tiyatro da aynı disiplin içindedir. Güneşin her zaman doğması bir sanat değildir. Doğa bir sanat değildir; güzeldir. O güneşin doğuşunu alıp tuvalinize hapsettiğiniz zaman sanat olur.
 
    Kimse beni tanımıyor...
 
    Ülkemizin sinema yönetmenlerinin oyuncu araştırmak gibi bir gayeleri yok sanıyorum. Sinema yönetmenlerinin çekecekleri filmde oynayacak oyuncuyu seçmek için tiyatro oyunlarını seyrettiklerini hiç sanmıyorum. Belki de ben görmüyorum; haksızlık etmek istemiyorum onlara. Ben sinema filmi yapmak istiyorum. Fakat kimse beni tanımıyor...
 
    Televizyonda veya sinemada birini belliyorlar, bütün herşey onların çevresinde dönüyor. Bu sektör aklımın almadığı bir bölüm. Benim alanım tiyatro, bu alanda söz sahibiyim. Sanıyorum film çekimlerine oyuncu seçerken işin kolayına gidiyorlar, pek araştırmaya yönelmiyorlar...
 
    Oynadığım bazı tiyatro oyunları:
 
Venedik Taciri, Tartüf, Teyzem Ve Ben, Çift Yönlü Ayna, Müfettiş, Kral Lear,
Efrasiyab'ın Hikayeleri, Sonsuz Döngü, Dünyanın Başkenti (speer), Bağla Şu İşi,
Ölüler Konuşmak İster, Arturo Ui'nin Önlenebilir Tırmanışı, Akçalı Kel Mehmet,
İvan İvanoviç Varmıydı Yokmuydu , Getto, Macbeth, Fırtına, Hamlet, Kadı, Budala,
Limon, Budala, Jan Dark, Oresteia, İstanbul Efendisi, Kızılderililer…
 
    Oynadığım bazı dizi filmler...
 
Kurtlar Vadisi Pusu 2007, Cemile 2006, Sensiz Olmuyor 2005
 
   Ödüllerim...
 
Afife Tiyatro Ödülleri-Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu:Sonsuz Dönğü-2003
Tiyatro... Tiyatro...Ödülleri-En İyi Erkek Oyuncu:Sonsuz Döngü-2003
Avni Dilliğil Tiyatro Ödülü-En Başarılı Erkek Oyuncu:Sonsuz Döngü-2003
Sadri Alışık Tiyatro Ödülü-En İyi Erkek Oyuncu:Dünyanın Başkenti(Speer)-2001
Avni Dilliğil Tiyatro Ödülleri-En Başarılı Erkek Oyuncu:Bağla Şu İşi-1999

 
ADEM DURSUN
Mart 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: Mehmet Ali Kaptanlar



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir