MAKALELER

Mecbur Adam - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2007.01.13 00:00
| | |
1795

Sizce Nasıl?
Şehir Tiyatroları'nda Anlamsız Bir Oyun

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları dönemsel olarak bir çok olayın ardından bugünlere geldi. Tepkiler, yergiler, övgüler derken yeni bir sezonu daha açmış olduk. Bu sezon tesadüf müdür bilemiyorum -ki Devlet Tiyatroları da dahil bu duruma- çok fena oyunlar sahnelerde yer alıyor. İşte “Mecbur Adam” da bu fena oyunların başında geliyor. İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından neden sahnelere konulduğu muamma olan oyun, sistematik bir kargaşayı da beraberinde getiriyor. 


   "Mecbur Adam” Dede’m –beni- Korkut-tu’ nun o tarihsel hikayelerinden Deli Dumrul öyküsünün olduğu gibi sahneye aktarımıdır. Oyunu yazan Ragıp Yavuz, yazdığı metin için ‘farklı’ kavramını kullanmak istemiş. Ama nedense anlatılan öykünün olduğu gibi, Dede’m –beni- Korkut-tu hikayesinden aldığını söyleyememiş. Sadece anlatısını çok farklı bir tarzda değerlendirdiğini iletmiş seyirciye. Oyunun galasına katılmayarak yazdığı (!) metne verdiği önemi de göstermiş. Tarihin derinliklerinden ve çocukluğumuzdan bu yana bildiğimiz bir metni sahneye aktarmanın adı ‘farklı’ olmamalı. Olsa olsa reprodüksiyon olmalı. 
 
   Oyunun konusu malum bahsettiğimiz örgü. Dumrul adında bir yiğit insanların geçip gittiği bir köprüyü kendisine mesken tutar. Gelenden gidenden, köprüden geçenden geçmeyenden haraç alır. Sonra köprüden geçen bir kıza aşık olur. Onunla evlenir. Sonra birisi sırtında cenazesi ile köprüden geçerken, insanların durduk yere canını alan Azrail’e kafa tutar. Bu durum Tanrı’nın hoşuna gitmez. Ve Dumrul’u cezalandırmak için ondan canına bir can bulmasını ister. Eğer bulamazsa kendisinin canının alınacağını söyler. Falan filan… derken bildiğimiz üzere kendisi için can bulamaz Dumrul. Bir tek kendisine sadık eşi canını vermeye razı olur. Sonra Tanrı bunları affeder. 


 
   Şimdi ben sorarım oyunun yazarı olduğunu iddia eden Ragıp Yavuz’a, bu oyunda farklı olan ne? Direk Deli Dumrul hikayesinin oyunlaşmış hali değil mi sahnede yer alan gösteri? Oyunun farkı da olsa olsa kurulan dekorlar ve dj kabininde seyirciye sunulan müziklerdir. Bu duruma da değinmeden edemeyeceğim. Oyunda çıplak kadın figürü, kuru çatlamış toprak olarak lanse ediliyor. Oyuncu bunu söylemeden önce seyirci kadın göğsü diye sunulan iki çıkıntıyı çorak tepeler olarak algılıyor. Sonra o kadının kadına benzemeyen hali de nedir? Ortalık madem ıssız bir çöl, hiç mi su içmiyor sahnedeki insanlar? Ayrıca o köprünün kötü yapısına hiç girmek istemiyorum. Dj kabininde bizlere sunulan müzikler de birbirinden berbat seçimler. Bu müzikler için dj oluşturmanın anlamı nedir? Bunu birisi bana lütfen anlatsın. Sıcak bir arazide kimseler terlemiyor. O arazi madem sıcak ve kurak insanlar neden kürke benzeyen elbiselerle ortada dolaşıyorlar? Oyundaki facialar saymakla bitmez. 
 
   Gelelim oyunculara. Oyuncular da oyundaki anlatılan öykünün bilindik durağan yapısından dolayı sahnede pek bir hareketliler (!) Erhan Abir, olayı anlatan anlatıcı (Dede Korkut) rolünde sahnede yer alıyor. Evet olayı güzel anlatıyor (!) Yeliz Gerçek’in o yüzündeki anlamsız makyajı olmasaydı sanırım rolünü daha iyi oynardı. Azrail için çok kötü bir makyaj seçimi. Sayın Gerçek’in daha iyi oyunlarda rol alması gerekli. Ayrıca yüzüne tuttuğu ve bir anda ortalıktan kaybolduğu izlenimi yarattığı aleti de anlamak için epey bir uğraş içine giriyor seyirci. Burak Davutoğlu’nun Deli Dumrul olmak için sahnedeki uğraşı taktire değer. Diğer oyuncular da tüm ekip gibi konunun içinde yok oluyorlar. Durağan, sıradan konu içinde ne kadar uğraşılsa da ‘farklı’ bir oyunculuk ve sahneleme çıkmıyor. 


 
   Bu şehrin parasını kültürel alanlarda daha iyi hizmetler yapmak adına harcamak, nedense birilerinin işine pek gelmiyor. “Mecbur Adam” ın niçin sahnelere konulduğunun tüm sanat severlere anlatılması gerekli. Kötü bir rejiye imza atan Erol Keskin’e şu soruyu da sormak gerekli: Ragıp Yavuz farklı bir oyun oluşturduğunu iddia ediyor. Peki siz oyunu sahneye aktarırken bu farkı görebildiniz mi? Bildiğimiz bir öyküyü bu denli kötü bir şiirsellikle ele alan Yavuz’un hatasına neden ortak oldunuz? Tabi ki bizlerle aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama oyunu izleyen seyircilerin de oyuna karşı refleksi bizlerden farklı değil. İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’na son sözüm. Bizlere bu denli kötü oyunlar izletmeye hakkınız olduğuna inanmıyorum.

Anahtar Kelimeler: ibb, şehir tiyatroları, istşeh



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir