MAKALELER

Maskeliler - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2009.02.09 00:00
| | |
441

Sizce Nasıl?
1964 doğumlu İsrailli yazar Ilan Hatsor'un "Maskeliler" başlıklı Filistin cephesine tarafsız ve olabildiğince insancıl bir bakış açısı geliştiren oyununu oynamakta...

ONLARIN DİZ BOYU, BİR ÇOCUĞUN BAŞ HİZASIDIR(*): "MASKELİLER"
 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 1964 doğumlu İsrailli yazar Ilan Hatsor'un “Maskeliler” başlıklı Filistin cephesine tarafsız ve olabildiğince insancıl bir bakış açısı geliştiren oyununu oynamakta. Taner Barlas tarafından yönetilen “Maskeliler”de Ilan Hatsor, Filistinli üç erkek kardeş arasında bir kasap dükkânında geçen ve savaşın tam ortasında yaşanan gerek örgüt içi, gerekse aile ilişkileriyle biçimlenen hesaplaşmaları, savaşın kardeşlik bağlarını bile yok eden ezici baskısını, insanların nefret ve şiddet içinde birbirlerinden uzaklaşmalarını ustalıklı bir dille anlatmış.


 
Gerçekten de, Ortadoğu'da 1948 yılında İsrail'in kurulmasıyla başlayan 60 yıllık savaş; kimi içtenlikli barış çabalarına, ateşkes çağrılarına ve anlaşmalara karşın dinmek bilmiyor. Dinmeyince de Ilan Hatsor'un tek perdelik trajik oyunu güncelliğini yitirmiyor. Yitirmiyor, çünkü başta İngiltere olmak üzere Batılı devletlerin, Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulmasını desteklemesi; 29 Kasım 1947'de, Birleşmiş Milletlerin Filistin topraklarının yüzde elli altı'sının altı yüz elli bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde kırk dört'ünün ise bir milyon üç yüz bin nüfuslu Filistin'e verilmesi gerçeği üzerine Filistinliler ne yapılsa ne edilse bir bardak soğuk su içip oturamıyor. Kudüs'ü uluslararası statüye alan bir planın onaylanması; İsrail devletinin kuruluşunun 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edilişi bir türlü unutulamıyor.


 
Bilindiği gibi, Ortadoğu bugün dünyanın ezeli ve ebedi “hesaplaşma alanı” olarak nitelendirilmekte. Gün geçmiyor ki yeni bir hesaplaşma uğruna yeni bir çatışma, yeni bir savaş senaryosu yazılmasın ya da zaten var olan senaryolar yeni gelişmeler ve konjonktürel dengeler gözetilerek güncellenmesin. Bu durumda doğaldır ki savaşın kardeşlik bağlarını bile yok eden ezici baskısı, insanların nefret ve şiddet içinde birbirlerinden uzaklaşmaları her gün yaşanıyor, daha da yaşanacağa benziyor.


 
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, 1990 yılında yazdığı ve aynı yıl Tel Aviv Kameri Tiyatrosu tarafından sahnelendikten sonra İsrail Uluslararası Tiyatro Enstitüsü tarafından “Meskin Ödülü” ile taçlandırılan “Maskeliler”i ve dolayısıyla Ilan Hatsor'u Türk tiyatroseverlere tanıştırdığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya'ya teşekkür borçluyuz. Aynı teşekkürü elbette oyunu sahneye taşıyan yaratıcı kadroya ve başarılı oyunculuklarıyla eseri yücelten oyunculara da sunmaya bir anlamda zorunluyuz.


 
Eser, hiç kuşkum yok yepyeni bir konu işlemiyor. Anlatılan öyküye hiç yabancı değiliz biz. Gazetelerde de sık sık okuyoruz, işte size örnek: Diyarbakır'ın Lice ilçesi kırsalında PKK militanlarıyla giriştikleri savaş anında ölen er Fevzi Güngör ve Fevzi Göngör'ün Zap kampında PKK saflarında savaşan 26 yaşındaki kardeşi Ferdi Güngör… Hakkâri Yüksekova'da 21 Ağustos'ta güvenlik güçleriyle olan “muharebede” öldürülen PKK üyesi 'Kendal Polat' kod adlı Adnan Doruk ve askerlik hizmetini Kütahya'da jandarma olarak yapan 21 yaşındaki kardeşi Veysi Doruk… Örnekleri çoğaltabilirim. Ama Ilan Hatsor, kendi ülkesinde yaşanan “hesaplaşma”ya Filistinli Fevzi Güngör, Ferdi Güngör ve de ağabeyini ya da Doruk ailesi fertlerini dahil ederek tek perdelik tragedyasını yaratmış. Orta bölümdeki çatışmayla, dramatik yapıyı başarıyla geliştirmiş. İsrail ile Filistin arasındaki sorunları bir Filistinli aile düzlemi içinde masaya yatırmış. Ana karakterin karşısına yerleştirdiği zıt karakterleri güzel çizmiş.


 
Usta tiyatrocu Taner Barlas, bu güncel ve öğretici metni sahneye koyarken sahne üstü eylemi büyük bir titizlikle tablo tablo, replik replik sıraya, düzene koymuş. Bu başarıda Yardımcı Yönetmen Aliye Uzunatağan Usta'nın da katkısı vardır mutlaka. Yoksa koskoca Taner Barlas, böylesine profesyonel bir yardımcıya neden gerek duysun ki! Öyle değil mi ama? Televizyonların ana haber bültenlerinden dünyanın dört bir yanına yansıyan savaşların yaygınlaşmasını değil, ideolojik ilkelerin derinliğini öne çıkarmışlar. Eylemi düşünüp tasarlarlarken, bir yandan da oyuncularına her şeyi anlatmışlar. Oyuncuların duruş yerleri, birbirleriyle olan uzaklıkları müthiş bir uyum içinde… Jest ve mimikler dâhil; dekorla, döşemeyle, aksesuarla ilişkileri; konuşmaları, susuşları, sahne trafiği tempoları mükemmel. Karakterlerin gerçeğe uygunluğuna da dikkat etmişler. Heyecanların aktarımı etkileyici… Oyunun metnini de okudum (Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları / 2008), siz de metni okuyarak izlerseniz eminim bana hak vereceksiniz, sahnelemede Hatsor'un metninde istediklerinden fazlası var, gıdım eksiği yok. Final sahnesindeki başarı da cabası…


 
Nebil Tarhan, “Maskeliler”i temiz bir Türkçeyle dilimize kazandırmış. Duygu Sağıroğlu, yazarın “Samarya'da büyük bir köyde, bir kasap dükkânının penceresiz soğutma odası. Sol tarafta bir kapı. Arka duvar koyu renkte ve kan lekeleriyle doludur. Kasap çengelleri, tüyler, tavuk kasaları, değişik boyutta vb. bulunmaktadır” tümceleriyle tanımladığı dekoru, yazarın ve yönetmenin sadece yorumuna uyan değil, yorumları vurgulayan, zenginleştiren; teknik olarak da yönetmene ve oyunculara sahne üzerinde kolaylık sağlayan, oyunun değerini artıran bir ortam yaratmış. Yazar, zamanı: “… erken akşam saatleri, güneş batmakta,” olarak betimlediğinden Murat İşçi'nin oyunun hemen başında aspiratörlerin aralığından turuncudan sonra yeşil göstermesinin, dahası üç tabloda da değişik renkler kullanarak seyirciyi zaman konusunda yanıltmasının nedenini anlayamadım, ama Işçi'nin iç ışık tasarımının, Duygu Sağıroğlu'nun dekoruna atmosfer, renk, perspektif verdiğini söylemeden geçmemeliyim. Erhan Aşar'ın efektleri başarılı.
 
Oyunculardan Serdar Orçin, Halit karakterinin ruhsal yaşamını en derine ulaşana dek derinleştirmiş. Levent Üzümcü, Naim'in duygularına doğrudan, hiçbir hazırlık ya da destek olmadan ulaşmış. Eminim, özdeşleşeceği Naim karakterinin dokusunun nahif maddesini kavramanın ya da o dokuyu çabuk yakalamanın zorluğunun bilinci içinde rolüne çalışmış. Rolünün fiziksel yaşamına ilişkin maddi, fiziksel, somut bir çizginin sağlam desteğini aldığına göre, artık boşlukta salınmayacaktı, sallanmayacaktı, salınmamış ve sallanmamış. Bu başarıda yönetmenin “oyuncu coach”luğu ne derece etkili elbette bilemem. Bildiğim, Üzümcü iyice belirginleştirdiği patika boyunca ilerlemiş. Mehmet Gürhan'ın temellendirdiği aksiyonlar, rolünü kurmasına yardımcı oluyor. Rolünün fiziksel varlığında içtenlikle yaşarken, duygularını hareketsiz tutuyor diye düşünürseniz yanılırsınız, beni de üzersiniz. Gürhan, sürecin içini daha da derinleştirmiş. Öyle ki, Davut'un ruhunda olup biteni anında sezebiliyor, izleyebiliyorsunuz.


 
Serdar Orçin de, Levent Üzümcü'de, Mehmet Gürhan'da Halit, Naim ve Davut'a canlı, fiziksel ve psikolojik yönelimleriyle yaklaşmışlar. Yaklaşımlarını tümüyle kapsayan bir üstünyönelim dahilinde biçimlendirmişler.
 
Bu yaklaşım ve biçimlendirmeleriyle oyunculuklarının coşkuyla kutlanmasını hak ediyorlar. Diğer taraftan, yaratıcı kadroyu arkalarına alarak, “Maskeliler”i sezonun en iyileri arasına ekliyorlar.
 
(*) Oyunda Naim'in repliği… (“Maskeliler” - Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları / 2008, Sayfa 19)
 

 

Anahtar Kelimeler: maskeliler, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir