MAKALELER

Marx ın Dönüşü - Dostlar Tiyatrosu

2009.09.27 00:00
| | |
1236

Sizce Nasıl?
Ne mutlu Türk tiyatrosuna ki, Dostlar Tiyatrosu bu yıl 41. yılında. Üzüntülü, sıkıntılı, meşakkatli, ama hep başarılı (dile kolay) tam kırk bir yıl…*

KAPİTALİZMİN SON AŞAMASI KOMÜNİZM MİDİR?: "MARX'IN DÖNÜŞÜ"...
 
Ne mutlu Türk tiyatrosuna ki, Dostlar Tiyatrosu bu yıl 41. yılında. Üzüntülü, sıkıntılı, meşakkatli, ama hep başarılı (dile kolay) tam kırk bir yıl… Ve de Dostlar Tiyatrosu, 41. yılında gene iyiyi, doğruyu ve güzeli aramayı sürdürüyor, dolayısıyla Türk tiyatro izleyicisinin bir kez daha onurunu okşuyor. Savaş karşıtı, Amerika Birleşik Devletli, “muhalif tarihçi”, akademisyen, Boston Üniversitesi onursal profesörü Howard Zinn’in (1922) 1999 yılında yazdığı, Özüm Özgülgen’in Türkçeye çevirdiği, Genco Erkal’ın yönettiği ve oynadığı “Marx in Soho” oyununu “Marx’ın Dönüşü” başlığı altında sahneliyor.


 
19. yüzyıl ortalarında gelişen kuramsal tarih ve toplum açıklaması ve bu açıklamanın içerdiği devrimci uygulama anlayışını temel alan siyasal akımın mimarlarından Karl Marx (1818–1883)’ı, günümüzün New York Soho’suna taşıyan bir oyun bu oyun. Buna bir anlamda, realist düşünce gücünün sanata yansıması da diyebiliriz elbette. Seyirci, dramanın ve tiyatro sanatının tüm gerekliliklerini ve yeterliliklerini bünyesinde toplamış Genco Erkal gibi bir oyuncu tarafından oynanan bu oyunda, tam bir saat yirmi dakika kimi zaman kıs kıs, kimi yerde de kahkahalarla gülüyor, ama en önemlisi günümüz ortamında düşünme gücü kalanlar yeniden düşünmeye sürükleniyor.


 
Oyunda, 19. yüzyılda Londra Soho’da yaşayan Marx’ın karısı Jenny, kızı Eleanor, kader dostu Friedrich Engels (1820–1895) ve düşünsel rakibi Mihail Aleksandroviç Bakunin (1814–1876) gibi karakterlerle ilgili değerlendirmeler yer almakta. Bu değerlendirmeler oyunda gerçekten önemli yer tutarken; Marx’ın Jenny’den dünyaya gelen üç çocuğunun ölmesi, İrlanda’nın İngiltere’ye karşı direnişi, Avrupa’daki 1848 devrimleri, Komünizm, Paris Komünü ve bugün dünyamızda yaşananlar seyirciye biraz bizzat içinde yaşadığı, biraz da Marx’ın kendi yaşadığı dönemi birbirinin içinden geçirerek sunuluyor.


 
Howard Zinn eserinde, seyircilerin Marks’ı fikirlerini saldırılara karşı savunurken görmesini istemiş. İyi bir düşünür olduğu bilinen karısı Jenny’nin kimi zaman Marks’a karşı çıktığını, çıkıştığını varsayarak, “barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar ”ı yakalamış. Zeki ve parlak bir çocuk olduğu bilinen kız evlat Eleanor’u babasının “sofistike” fikirlerinden bazılarına karşı dururken hayal etmiş. Marks’ın düşüncelerini anarşist bir açıdan eleştirmeyi yeğlemiş ve Bakunin ile Marx’ı Marx’ın evinde, hem de Jenny’nin yanında tartıştırmış. Marx’ın bir düşünür, bir teorisyen olarak öneminin altını kalın mı kalın çizmiş.

Diğer taraftan, Karl Marx’ın Almanya’daki devrimci gazeteciliği var. Paris’teki İşçi Birliği’nde ve Brüksel’deki Komünist Birliği’ndeki çalışmaları var. 1848’deki Avrupa devrimleri sırasında Rhineland’da aktif olarak görev alışı, bu görev sırasında yargılanması ve mahkemede yaptığı dramatik konuşmadan sonra serbest kalışı var. Londra’ya sürülmesinden sonra Uluslararası İşçi Birliği’yle İrlanda’nın özgürlüğü, 1871’deyse Paris Komünü’nü desteklemek için çalışmaları var. Var oğlu var… Zinn, bütün bunları da kuyumcu titizliğiyle irdeleyip işleyerek, Marx’ın tutkulu ve kendini davaya adamış devrimci karakterini de öne çekmiş.
 
Yazar eserinde, Karl Marx’ı çok açık fikirli, her şeyden kuşku duyan, herkesi kuşku duymaya çağıran bir kişilik olarak tanımlamış ve düşüncelerini izleyenlerin onu bir dogma üreticisi olarak tanımlamalarına karşı çıkmış. Marx’a: “Ben Marxist değilim” dedirtmiş, dedirtirken, Marx’ı belli çerçevelerin içine oturtmaya kalkışan insancıkların ağızlarının payını vermiş. Oyunun sonunda milliyetçi, şoven yaklaşımlar ya da dini duygular etkisi altında sinenlere karşı bayrak açmış. Tüm çıkmazları işaretleyerek Marksizm’in yeniden su yüzüne çıkacağının ya da yeryüzüne ineceğinin işaret fişeğini yakmış. Marks’ın ağzından kapitalizmin eleştirisini yaparak; seyircinin sömürünün olmadığı, insanların doğayla, yaptıkları işlerle, birbirleriyle ve kendileriyle barışık yaşayacakları bir toplum, bambaşka bir toplum hayal etmelerini sağlamış, gelecek hakkında uçları olan ipleri ortaya salmış. Marks’ı oyun sırasında okuduğu gazete başlıklarına şaşırtmayarak bugün daha da geniş bir alanda devam eden büyük şirket birleşmelerini gözler önüne sermiş. Zengin ve yoksul arasında giderek büyüyen uçurumu “kör kör gözüm parmağına” göstermiş. Zengin ülkelerin ve yoksul ülkelerin halkları arasındaki uçurumun derinliğine dikkat çekmiş.
 


Diğer taraftan Özüm Özgülgen, metni dilimize kazandırırken sahnesel olarak kötü sözcelememiş. Metin, seyirci tarafından rahat alımlanıyor. Gene de, oyunun dramaturgu Asaf Köksal tarafından, Özüm Özgülgen’in çevirisinin dramaturjik açıdan analizinin yapıldığından pek emin olamadığımı söylemeliyim. Bunun dışında: “Bu okuyucuyu heyecanlandırır”, “Bu kitap okuyucuyu uyutacak”, “Aydın okuyucuları bırak, sen işçilere seslen” repliklerinde geçen “okuyucu” sözcüğünün “okur” olması gerektiğini Özgülgen’e anımsatmadan duramayacağım. Malûm, “okuyucu” sözcüğünü şarkı türkü çığıranlar için kullanıyoruz. Nurdan Arca’nın, oyunu tarih dersi sıkıcılığından kurtaran, anlatımı fonda görüntülerle destekleyen filmleri mükemmel. Özlem Kaya’nın kostümü renk uyumu, botların zevkliliği, seçimlerinin güzelliğiyle iyinin çok üstü.
 
Genco Erkal, sahnede gene üretici-sanatçı örneği verirken, bir kez daha olamazı olur yapıyor, Karl Marx’ı temsil ettiğini ve böylece bir “artefact” oluşturduğunu unutturuyor, bütünüyle rolün içine girerken, Zinn’in tasarladığı Marx kimliğine kendisinden de paylar katıyor. Performansı metronom tiktakları titizliğinde… Genco Erkal, oyun karakterinin ne değişen ruh hallerinde ne de harekete, sese, sözcüklerin gücüne dayadığı anlambilimsel oyunculuğunda bir kez olsun tekdüzeliğe düşmüyor, dolayısıyla oyunu da düşürmüyor.
 
Sözün özü, yüz elli yıl önce yazdıkları bugün hâlâ geçerliliğini koruyan, egemen sınıfların korkulu rüyası Karl Marx, yüz elli yıl sonra Dostlar Tiyatrosu’ndaki boş sahneye dönüyor. Bir masa, birkaç iskemle… Genco Erkal, Karl Marx olarak sahneye giriyor, bakınıyor, seyirciyi görünce biraz şaşırıyor, ama biraz da seviniyor. “Bu kadar çok izleyici beklemiyordum doğrusu,” diyor. Karl Marx, Genco Erkal olarak çantasını boşaltıyor. Birkaç kitap, gazete, bir şişe bira… Genco Erkal, Karl Marx olarak dönüyor, sahnenin önüne yürüyor: “Gelmeniz iyi oldu,” diye seyirciye sesleniyor. “Gelmeniz iyi oldu. ‘Marks öldü’ diyen o salaklar ordusu size engel olamadı demek... Evet, aslında öldüm ben... Ama ölmedim de... İşte size diyalektik…”
 
Hadi bakalım, ondan sonrasına hazır olun! Artık, diyalektiğin, maddenin örsünde dövülmesinin tam zamanıdır.
 
Oyunu izlerken, hareket noktanız çelişki kavramıyla, dolayısıyla karşıtlık kavramıyla iç içe geçecek, hiç kuşkunuz olmasın. Onun da zamanıdır.
 
"Hâlâ bir seçme olasılığınız var. Hiç bir şey kesin değil,” diyecek Marx. “Ama her şey olabilir... Her şey” diye ünleyecek. “Tabii insanlar da kıçlarını kıpırdatmalı. Ona göre... Hareket etmek, bir şeyler yapmak zorundasınız,” diye de ekleyecek.
 
Hiiiç sağınıza solunuza bakınmayın!
 
Karl Marx doğrudan size seslenecek. Bizim için onca yoldan çıkıp gelmiş Karl Marx, maddenin hareketinin bilince yansımasını seslendirecek.
 
Siz siz olun, artık bir yerlerinizi kıpırdatın!

Anahtar Kelimeler: marx ın dönüşü, dostlar tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir