MAKALELER

Lysistrata - Ankara Devlet Tiyatrosu

2007.02.02 00:00
| | |
2948

Sizce Nasıl?
Kadınların yaşadığı sorunları geniş bir tarihsel perspektifle ele almalarının yanı sıra, Türk ve dünya tiyatrosunun klasiklerini günümüz izleyicisiyle buluşturma çabasının birer ürünü olmaları seriyi bir bütünlük içinde değerlendirmemizi sağlıyor.


 

     İki Bin Yıllık Ahmaklığımızın Yazılı Belgesi…

    Ankara İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi, iki sezondur kadın temalı oyunlara ev sahipliği yapıyor. Sophokles'in Antigone'siyle başlayan seri, bu sezon iki yeni oyunla, Güngör Dilmen'in Kurban'ı ve Aristophanes'in Lysistrata'sıyla sürüyor. Kadınların yaşadığı sorunları geniş bir tarihsel perspektifle ele almalarının yanı sıra, Türk ve dünya tiyatrosunun klasiklerini günümüz izleyicisiyle buluşturma çabasının birer ürünü olmaları seriyi bir bütünlük içinde değerlendirmemizi sağlıyor. Seriyi sondan başa doğru, değerlendireceğimiz yazıların ilkinde 11 Ocak'ta prömiyer yapan Lysistrata hakkındaki düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız.
 
    Tiyatro tarihinin ilk savaş karşıtı oyunlarından biri olan Lysistrata, ülkemizde birçok kez sahnelenmiş olmasına rağmen, genellikle başlık parasının konu edildiği “Şalvar Davası” adlı, başarısız sayılabilecek, bir sinema uyarlamasıyla anımsanır. Oyunda, Atina ile Sparta arasında süregelen savaş, eşlerini çocuklarını yıllardır savaşa kurban veren kadınları barış için harekete geçmeye zorlar. Lysistrata liderliğinde ayaklanan kadınlar, devlet hazinesinin bulunduğu Akropolis'i ele geçirirler. Kadınlar, barış ilan edilmedikçe evlerine dönmeyeceklerini, eşleriyle ve çocuklarıyla ilgilenmeyeceklerini duyururlar. Devlet işlerinde kadınlara söz düşmeyeceğinde hem fikir olan erkekler, bu durumu kabullenmez ve zor kullanarak kadınları Akropol'den atmaya çalışırlar, ama başaramazlar. Zaman zaman fiziksel çatışmaya dönüşen uzun tartışmalar, kadınların zaferiyle sonuçlanır ve iki ülke arasında beklenen barış sonunda ilan edilir. Kadınlar ocaklarına, erkekler kadınlarına kavuşur.
 
    Yaklaşık 2400 yıl öncesinden, günümüze seslenen oyun, klasik metinlerin zamana direnen bilgeliğine verilebilecek en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Lysistrata'nın savaşın akıl dışılığına ve getirdiği yıkımlara ilişkin feryadı, insanoğlunun yüzyıllardır süren acınası ahmaklığını gözler önüne seren, tarihi bir belge gibi gerçekliğini bugün de koruyor. Yönetmen Çoşkun Irmak, yorumunu bu sağlam temel üzerine oturtmuş. Klasik metinle günümüzün gerçeklikleri arasında bağ kurma çabası, oyunun genelinde hissediliyor. Yönetmen bu amacını saklamak yerine daha da belirginleştirmeyi; hatta oyun içinde seyircilere yapılan hitaplarla açıkça belirtmeyi düşünmüş. Sonuç olarak, topluma mesel verme isteğinin etrafında şekillenen klasik Yunan tiyatrosundaki komedi anlayışıyla, modern tiyatronun metinselliği açığa vuran epik tiyatro özelliklerinin birleştiği melez bir oyun çıkmış ortaya. Bu iki anlayışı aynı oyunda birleştirme düşüncesi, doğal olarak yönetmenin metne müdahalesini de beraberinde getiriyor. Bu noktada oyundaki yönetmen müdahalelerini ve bunların oyunun başarısındaki rolünü üzerinde kısaca duralım.
 
    Esas itibarıyla tiyatronun özünde varolan izleyiciyi düşündürme kaygısının teorik açıdan yeniden yorumlanmasından ibaret olan epik tiyatro bu anlamda klasik tiyatroyla birçok noktada örtüşür. Dolayısıyla, Çoşkun Irmak'ın oyunun kilit noktalarında yaptığı müdahaleleri, iki tiyatro arasında, zaten varolan bağın hatırlatılması olarak düşünürsek pek de yanılmış olmayız.
 
    Oyun, Lysistrata'nın, yönetmenin kaleme aldığı ve oyuna dahil etmeyi uygun bulduğu girizgâhı okuması ve iyi seyirler dilemesiyle açılır. Atina ile Sparta arasındaki savaşın günümüzde cereyan eden savaş ve çatışmalarla olan benzerliklerin vurgulandığı kısa girizgâh hem epik tiyatronun düşünselliğe ağırlık veren yönüyle hem de birçok klasik oyunda varolan seyirciyi selamlama geleneğiyle benzerlikler taşıması sebebiyle bir anlamda oyunun kısa bir özeti gibidir. Oyun, yine yönetmene ait olan ve verilmek istenen mesajın bir kez daha tekrarlandığı sonsözle noktalanır. Oyuna sonradan dahil edilen bu iki kısa bölümün Lysistrata'nın toplumsal eleştirilerle yüklü metniyle tam bir uyum sağladığını söyleyebiliriz.
 
    Yönetmen tarafından oyuna dahil edilen ve oyunun metinselliğine göndermede bulunan diğer sahneler çoğunlukla güldürü amacıyla kullanılmış. Erkekler korosunun Akrapolis kapısına dayandığında söylediği türkünün sözlerinde, bu sahnenin aslında oyunun ilerlemesi için kullanılan bir dramatik öğe olduğunun belirtilmesi; devlet görevlisi Probulus'un sahneye aniden girişiyle erkek korobaşından aldığı tepki, bu sahnelere örnek olarak gösterilebilir. Oyunun üçüncü sahnesinde, askerlerin oyunun giriş sahnesinin parodisini sunması da benzer bir komedi anlayışının ürünü. Amaçlanan, izleyiciye sahnede olup bitenin basit bir kurmaca olduğunu hatırlatarak güldürü yaratmak. Oyuna sonradan dahil edilen bu sahnelerin oyunun günümüz mizah anlayışına hitap etmesini sağlayan, yerinde müdahaleler olduğunu hemen belirtelim. Orijinal metinde çoğunlukla erkek ve kadın koroları arasındaki atışmalardaki söz oyunları üzerinden sağlanan güldürü, burada daha çağdaş bir görünüme bürünüyor.
 
    Metinde yapılan diğer değişikliklerse oyunu tek perdelik kısa ve özlü bir hale getirmeye yönelik. Yönetmen, bu anlamda iki önemli tasarrufta bulunmuş. İlk olarak, oyundaki kadın karakterlerin sayısı azaltılmış. Lysistrata'nın değişimden, dönüşümden yana eylemci kimliğiyle Atinalı kadınların yılgın kabullenmişliği arasındaki tezat, Lysistrata ve Myrrhine karakterleri üzerinden aktarılıyor. Örneğin, oyunun açılış sahnesi asıl metinde Lysistrata ve Cleonice arasında iken, sahne yorumunda roller Lysistrata ve Myrrhine olarak değiştirilmiş. Myrrhine'nin oyundaki en köklü değişimi geçiren karakter olması, yönetmeni bu yorumunda haklı çıkarıyor. İkinci olarak, erkek ve kadın koroları arasındaki atışma sahnelerinin sayısı azaltılarak oyunun tek düze hale gelmesi engellenmiş. Uzun koro atışmalarının yerini, iki grup arasındaki fiziksel çatışmanın betimlendiği fars sahneleri almış. Zaman zaman abartıya kaçsa da bu uygulamanın koro sahnelerinin çıkarılmasından doğan boşluğun kapatılmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz.
 
    Metinde gerçekleştirilen bu değişiklikler sonucunda her sahnesi dolu dolu geçen yüksek tempolu bir oyun çıkmış ortaya. Başta Emine Semra Gökalp (Lysistrata) ve Gülizar Irmak (Myrrhine) olmak üzere, kalabalık oyuncu kadrosu iyi bir ekip çalışmasıyla başarıya ulaştırıyor. Tek dekor üzerinden oynanan oyunda, mekan tasarımı için Akrapolis'i temsil eden devasa heykel ve sahne üzerine yerleştirilen mozaik gibi sade göstergelerden faydalanılmış. İç çatışmaların, psikolojik çözümlemelerin yer almadığı oyunda, ışık tasarımından daha çok zamanın belirlenmesinde ve oyuncu giriş çıkışlarında yararlanılmış. Tulum, cümbüş ve bir vurmalıdan oluşan üç kişilik müzik ekibiyle iki karşıt grup arasındaki gerilimin izleyiciye daha renkli bir halde yansıtılması amaçlanmış. Kısacası, yoğun sahnelere eşlik eden bütün öğeler, yerinde ve mümkün olduğunca ekonomik şekilde kullanılmış.
 
    Sonuç olarak, toplumsal eleştiriyle komedi öğelerinin başarıyla dengelendiği oyun, günümüz izleyicisine çağdaş mizah anlayışına uygun seyre değer bir Lysistrata yorumu sunuyor.
 

 

Anahtar Kelimeler: lysistrata, ankdt, ankara devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir