MAKALELER

Leyla İle Mecnun - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2007.06.11 00:00
| | |
1116

Sizce Nasıl?
"Aşk acıdır, tatmasını bilene" demişler. Aşk, yaşamın gizlerini her zaman açığa vuruyor, "vuslatın" tozunu attırıyor, sonra da bir ömrü usul usul "elem"lere yatırıyor.

AKLIN AŞKLA ÖRTÜLMESİNİN ESKİMEYEN ÖYKÜSÜ: "LEYLA İLE MECNUN"

"Aşk acıdır, tatmasını bilene” demişler. Aşk, yaşamın gizlerini her zaman açığa vuruyor, “vuslatın” tozunu attırıyor, sonra da bir ömrü usul usul “elem”lere yatırıyor. Bu gerçeği bilen bilir, bilmeyense ota çoka aval aval bakar elbette. Şairlerin dizelerinde köpüren, deli divane gönülleri delip geçen aşk, sadece ve sadece bilenler içindir, özeldir.
 
İSKENDER PALA'YI TANIMAK

İskender Pala, öncelikle divan şiirini okura, öğretmek/anlatmak için yola koyulmuş, bu görevini yaparken divan şiirinin zaman içerisinde aldığı yolu ve solmaya, kurumaya yüz tutmuş noktalarını; okuru bunaltmadan, tersine meraklandıracak, hatta “divan”a imrendirecek bir biçem içinde başaran, yayan önemli bir yazarımız. Bu kere, Dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek iken, kara kaşlı, kara gözlü Arap kızı Leyla'nın dudaklarında “can vermek/hayat bulmak” yerine, kazanlarda kaynatılarak bir parşömene ve nihayetinde de Fuzuli'nin “Leyla ile Mecnun” mesnevisine dönüşen ünlü öyküsünü almış, müzikli oyun yapmış.
 
KİMDİR BU LEYLA, KİM BU MECNUN

Bilindiği gibi, Leyla ile Mecnun'un aşkları bir Arap efsanesine dayanmakta. Söylencede Mecnun “mahlas”ıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle, Leyli (Leyla) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk öyküsüdür anlatılan. Kays ile Leyla, kardeş çocuklarıdır. Küçük yaşta birbirlerini severler. Kays'ın Leyla için söylediği şiirler dillerden dillere dolaşır durur. Leyla'nın babası, adını dillere düşürdüğü için, kızının Kays'la evlenmesini önler ve Leyla'yı başka biriyle evlendirir. Kays da bu üzüntüye dayanamaz ve kendini çöllere atar. Zaman içinde "Deli Mecnun" diye anılmaya başlanacak, ayrılık acısına dayanamayan Leyla kederinden ölecek, Mecnun bunu duyunca onun mezarının başına koşacak ve oracıkta can verecektir.
 
İSKENDER PALA NELER YAPMIŞ

İskender Pala, bilinen masalın, bilmediğimiz yanlarını deşmeye çabalamış. İnsanlarımıza unuttukları değerleri yeniden anımsatmayı hedeflemiş. Aşkın anlamı, tanımı üzerinde durmuş, sonuç olarak aşkı “kendinden vazgeçmek” olarak betimlemiş. Kendinden vazgeçtiğin an aşkın başlayacağını savlamış, günümüzün önemli şairlerinden Ataol Behramoğlu'nun aksine “aşk tek kişiliktir” demiş. Aşkı bir giz olarak yüceltmiş. Birbirlerine kavuşamayan ve aşkları uğruna ölen iki gencin öyküsünü oyun metni olarak şiir biçiminde uyaklı ve ölçülü kaleme almış. “Fuzuli'yi ve vaktiyle bu topraklarda pedagojik bir işlev gören Leyla ile Mecnun öyküsünü azıcık anlaşılır kılmayı” amaçlamış. Dünle bugünü buluşturmak istemiş. Emek vermiş. Nedendir bilemem, günümüz Türkçe'si üzerinde hiç titizlenmemiş, ama hiç kuşkum yok ki çok terlemiş.
 
ALMIŞ ELİNE METNİ ALİ TAYGUN

Oyunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sahnelerine taşımak üzere metni eline alan, ülkemizin yetiştirdiği çok önemli tiyatro adamlarından Ali Taygun, söylencedeki insani değerler sürecini öne çekerek, İskender Pala'nın “aşk en iyi müzik yoluyla anlatılır” düşüncesine katılmış. Ünlü bestecimiz Yalçın Tura'nın “hazık” ellerine emanet ettiği besteler, Türk müziği ile polifonik müziği bir araya getirmiş. Doğulu bir öyküyü: “Eh… Ancak bu kadar olur” inceliğinde Batılı anlayış yokuşuna vurmuş, o anlayışla yorumlamış. Mecnun'u toplumdan dışlanan “öteki” olarak çizmiş. Sevgi temasını, sevmek olgusunu anlatımında ön plana geçirmiş. Türk halk oyunlarıyla, Türk tasavvuf müziğiyle, klasik müzikle, baleyle anlatımını sertleştirmiş, güçlendirmiş. Leyla ile Mecnun'u sahnede seslerle, sözlerle, raksla anarak, onlara can üflemiş. Oyuncular birbirleri arasında şakıyor, olayları anımsatıyorlar ya!.. Bu şakıma, bu anımsama kendi biçemleri içinde sanki çok özel bir “aşk ayini”ne dönüşüvermiş.
 
SIRADAN SES YERİNE “EHİL” SES

Ali Taygun, “sözün bilindik temel kullanımı”nı, konuşma sırasında ezgi ve entonasyonla dile gelen çeşitlemeleri büyük bir ustalıkla değerlendirmiş. Sesin estetiği ve söylenilen metnin anlaşılırlığı arasındaki o sürekli olması gereken hassas dengeyi dikkate alarak Leyla'nın (Soprano), Mecnun'un (Tenor), Mecnun'un Annesi'nin (Alto / Mezzo Soprano), Meddahların (Sopranolar, Tenorlar, Baritonlar, Mezzo Soprano, Alto) ve Koro'nun (Sopranolar, Tenorlar, Mezzo Soprano, Alto, Bariton ve Bas) söylemlerini “ehil seslere” vermiş. Böylece, çok daha karmaşık olduğu kesin olan şarkı sesi riskini, oyuncunun konuşma sesi eğitiminin, şandaki kadar kesin olmamasına yerinerek de olsa atlatmış. Kısacası dört dörtlük bir iş çıkarmış.
 
ORKESTRA; DANSÇILAR, OYUNCULAR, ŞANCILAR VE ZEYNEP ÖZYAĞCILAR

Bu arada, gerek Rengim Gökmen yönetiminde kayda giren Cemal Reşit Rey İstanbul Senfoni Orkestrası'nı, gerekse Erdem Çöloğlu yönetimindeki canlı orkestrayı yürekten kutlamak isterim. Diğer taraftan, 90 civarındaki oyuncu, dansçı ve şancıyı ciddiyetlerinden, emeklerinden dolayı keşke olanağım olsa da yanaklarından birer birer öpebilsem. Tenor Caner Akın, o ıpıl sesiyle bu kere de tiyatro seyircisini sarıp sarmalamakta. Soprano Tülay Uyar'ı 2004 Siemens Opera yarışmasında ikincilik ödülünü aldığı günden bu yana izliyorum. Renkli ses yapısıyla hiç kuşkum yok ki esere büyük destek vermekte. Alto Zuhal Yunga da, Mecnun'un Annesi'nde başarıyla buluşuyor. Güzin Özyağcılar'ı, Ergün Işıldar'ı, Metin Çoban'ı kalabalık kadro içinde bir adım öne çıkanlar arasında rahatlıkla sayabilirim. Toron Karacaoğlu Usta'yı yeniden sahnede görmekse, seyirciye gerçekten büyük bir keyif vermekte. Gökçe Eskılıç, Özgül Sağdıç, Berna Anıl, Yasemin Güvenç, Sibel Mutlu, Özge O'Neill, Nurdan Kalınağa, Zeynep Özyağcılar'dan kurulu Meddahların hepsi birbirinden başarılı da, ben gene de Zeynep Özyağcıların özellikle Leyla'nın ölümü tablosunda beni çok etkilediğini söylemeden duramayacağım. Zeynep Özyağcılar'ın gerek dans, gerekse oyunculuk açısından birbirleriyle başarı yarışındaki “sekiz gencecik fidan” arasında sivrilmesi, bir anlamda tiyatromuzun geleceği açısından seyircinin yüreğine sular serpmekte. Öğrenebildiğim kadarıyla, “Leyla ile Mecnun” Zeynep Özyağcılar'ın ilk profesyonel oyunuymuş. Onun, olası önyargılarının dikenlerini oyun içinde kopartmasını izledim ve sevdim. Leyla'yı elbette yönetmeninin buyrukları doğrultusunda, ama kendi iç gözüyle görerek değerlendirmesiniyse pek beğendim. Ve de kendisini merceğimin altına yerleştirdim.
 
Bilen bilir elbette. Ben bu tür sözcükleri, bugüne değin çok az genç oyuncu için söyledim.
 
YARATICI KADRO

Önder Baykul'un ışık tasarımı iyi, ama ben gene de Meddahlarbaşı'ların ikinci perdede sahnenin sol köşesindeki tablolarını yeniden gözden geçirmesini önereceğim. Pınar Ataer'in hareket tasarımlarına diyeceğim yok. Kalabalık kadroyla daralan mekânda başarı elde etmenin zorluğunu değerlendirebiliyorum. Ali Cem Köroğlu ise, hem kostüm tasarımlarında, hem de işlevsel dekor tasarımında eserin dilini, yapısını, tarihselliğini, dönemini güzel yansıtmış. Özgün yaratıcı gücünü iyi sergilemiş.
 
BU MÜZİKLİ OYUNU GÖRÜN

Özetlememi isterseniz, çağımızda neredeyse kurumakta olan gönüllerinizdeki sevgi duygusunun yeniden yeşermesini isterseniz; eski ile yeninin iç içe geçmesinden keyif alanlardansanız; farklı müzikal yönler sizin de ruhunuzu gıdıklıyorsa; modern klasik batı müziği özelliklerine sahip klasik Türk müziği nasıl olur; hepsi klasik Türk müziği makamları üzerinde kurulmuş bir müzik, polifonik olarak nasıl icra edilir; Türk halk oyunları, Türk tasavvuf müziği, klasik müzik ve bale enstrümantal, şan ve koral olarak nasıl bir araya getirilir diye bir merakınız varsa; bir yerde Alevi semahı, bir yerde zikir nasıl birleşir görmek istiyorsanız bu müzikli oyunu mutlaka izleyin. Değilse, Shakespeare'den kısa bir süre önce yaşamış, bugün de bazı dörtlükleri dışında kimsenin hakkında fazla bir şey bilmediği bir Türk şairinin, Fuzuli'nin “Leyla ile Mecnun”u diye gene izleyin. Bana inanıyorsanız pişman olmayacaksınız.

Anahtar Kelimeler: leyla ile mecnun, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir