MAKALELER

Leenane’in Güzellik Kraliçesi - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2008.01.03 00:00
| | |
1527

Sizce Nasıl?
Başlığı: “Muharrem Ergül’ün eseri içinde eser…” diye atacaktım, fazla uzun geldi, kısalttım. Ama işin doğrusu bu!.. “Eser içinde eser…

Muharrem Ergül’ün eseri ve: ‘Leenane’in Güzellik Kraliçesi’ 

 
Başlığı: “Muharrem Ergül’ün eseri içinde eser…” diye atacaktım, fazla uzun geldi, kısalttım. Ama işin doğrusu bu!.. “Eser içinde eser…” Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül’ün eseri İstanbul’da yeni bir tiyatro binası, o eserin içinde izlediğimse çağdaş tiyatronun harika çocuğu Martin Mcdonagh’ın İstanbul Devlet Tiyatro’sunca 2001-2002 sezonundan bu yana oynanmakta olan kapkara komedisi… 

Vaatleri yerine getirmek 
Beykoz Belediye Başkanı, adaylığı sırasında seçmenlerine iki vaatte bulunmuş. “Beni seçerseniz” demiş, “Beykoz’a doğal gaz getireceğim ve ilçede bir tiyatro salonu yapacağım.” Kazanmış. Doğal gazın dağılımı kısa bir süre içinde Beykoz’un köylerine kadar yayılmış. Muharrem Ergül, bu arada 14 dönüm bir arsa bulmuş, tiyatro salonu için 21 Nisan 2006 tarihinde kollarını sıvamış, kazmayı arsaya saplamış. Tiyatro salonu yapma fikri, çevrede doğal olarak doğal gaz kadar kabul görmemiş: “Hah, bir tiyatro binamız eksikti”yi savunanlar çoğunluğu elde etmiş. Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül direnmiş. Tiyatro binası Beykoz, Ümraniye, Üsküdar ilçelerini bağlayan yol üzerinde olması nedeniyle elbette geniş bir halk kitlesine seslenme olanağı bulacak. Muharrem Ergül, bunları inceden inceye hesap etmiş. Binayı iki kat üzerinde 1000 metrekare kapalı alan olarak tamamlamış. Ortaya 287 koltuklu ciddi bir tiyatro salonu çıkmış. Adını da kamuoyu araştırması sonucu “Feridun Karakaya Sahnesi” olarak saptamış. Sinema ve tiyatromuzun emektarlarından Feridun Karakaya’nın bulunduğu ışıklar arasından bizlere gülümsemesini, el sallamasını sağlamış. Bu arada, tiyatro binasının önündeki değerli yontucumuz Mehmet Aksoy’un ulusal birlik ve dayanışmayı simgeleyen “Ulusal Birliğe Çak” heykeli, bana sorulursa konu itibariyle olmamış, yerine oturmamış. Sevgili Mehmet Aksoy, keşke alkışı simgeleyen bir heykel yapsaymış. 

Anadolu yakasında bir ‘ilk’ 
15 metreye 17 metre sahne büyüklüğü, yaklaşık 260 metrekarelik sahne derinliğiyle İstanbul’daki büyük tiyatrolar sınıfına dahil olan ve orkestra çukuru da bulunan “Feridun Karakaya Sahnesi”ni tutmuş, “tiyatromuzun kültürel ve sanatsal içeriğini zenginleştirmek, sanatın evrenselliğini Beykoz ilçesinin zengin birikimiyle buluşturmak amacıyla” İstanbul Devlet Tiyatrosu emrine vermiş. “Feridun Karakaya Sahnesi”ni önümüzdeki sezon 30. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olan İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Anadolu yakasındaki ilk kalıcı yerleşim birimi olarak ilan etmiş. 
Muharrem Ergül, böylece bendenize: “Yahu, bu memlekette iyi işler de oluyor be çocuklar” dedirtmiş. 

Yeni sahneye ‘mütevazı’ açılış 
Boğazın Anadolu yakasında, Göksu Deresi’nin hemen yanı başındaki Anadolu Hisarı’nda, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun yeni sahnesi, geçtiğimiz cuma akşamı açıldı. Açılışta Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Lemi Bilgin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay içimizi umutla dolduran konuşmalar yaptılar; Beykoz’u Anadolu yakasının “kültür ve turizm ilçesi” yapmayı kafasına dolamış Muharrem Ergül’den hak ettiği övgülerle söz ettiler. 
“Mütevazı” kokteylden sonra “Haldun Dormen”, “Güzin Özyağcılar”, “Zihni Göktay” gibi yaşayan tiyatrocularımızın adlarının verildiği sıralar arasından geçerek yerimize oturduk, ama baktık ve üzüldük ki açılışa “itibar” eden tiyatrocu sayısı azdır. Kimler var diye gözlerimi bu kere de salonda şöyle bir dolaştırdım, gecenin sunucuğunu da üstlenmiş olan Zafer Algöz, Can Gürzap, Arsen Gürzap, “tiyatro…tiyatro” dergisi editörü Mustafa Demirkanlı, Tarık Şerbetçioğlu, Binnur (Uyar) Şerbetçioğlu, Atsız Karaduman, Engin Cezzar, Deniz Gökçer, Gülriz Sururi, Deniz Gökçer, tiyatro eleştirmeni Hasan Anamur, Serpil Tamur, Civan Canova, Ali Cem Köroğlu, Nevra Serezli… Hepsi bu… Üçüncü zil çaldı, oyun başladı. 

Bir aile dramı 
Oyunu daha önce yazdığım (“Üçüncü Zil-Broy Yayınları / Kasım 2001) için fazla detaya girmeyeceğim. Oyunun yazarı İrlandalı, gepegenç bir yazar olan Martin McDonagh. Oyun, 1975’lerin İrlanda’sında geçiyor ve (Yönetmen Cüneyt Çalışkur’un tanımlamasıyla) kendi ülkelerinde adeta kiracı gibi yaşayan, umutları törpülenmiş, öngörüleri iğdiş edilmiş insanların öyküsünü anlatıyor. Başka bir tanımlamayla, kendi zehrini ancak kendi içine akıtabilen bir ailenin dramı bu. 

Yönetmenin yorumu 
Oyunu sahneye koyan Cüneyt Çalışkur, özellikle ikinci bölümde tempo tutturan, fazla gevelemeyen, hızlı bir tiyatro dilini denemiş. Özellikle ayrıntıları ince bir titizlikle yakalamış ve uygulamış. Ama nedendir bilmem, izleyicinin bilinçaltı zihnini hedeflememiş. Oysa McDonagh, oyununu düşünce gücüne dayamamış ki! O halde Çalışkur, bilinci hiç işe karıştırmadan, bilinçaltı zihnine seslenmeyi yeğleseydi daha iyi olmaz mıydı? Örneğin son sahnede, Maureen’in üst katta klozete işemesi, sidiğin alt katta mutfaktaki evyeye akması, dinamik olarak bilinç dışı süreç içinde düşünmenin birincil sürecini uyarıyor. O halde? 

Yaratıcı kadro ve oyuncular 
Ethem Özbora’nın sahne tasarımının oyunu olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Mutfaktaki evyenin sağında solunda duran modülleri mobil kullanma düşüncesi beni bu kere de rahatsız etti, ama geçen süre içinde aksiyonu da sağlıyor gibiydi. Serpil Tezcan’ın giysileri ise eleştirilemeyecek yeterlilikte. Önder Arık’ın ışık çalışması, mutfak bölümüne “soffitto”dan gelen ışıklar her ne kadar bu kere de gölge yapıyorsa başarılı sayılmalı. 
Oyunu özgün metninden çeviren Sevgi Sanlı, nereden bakarsak bakalım bir çeviri “erbabı”. Türkçeyi güzel kullanan “azınlık” çevirmenlerimizden. Oyunculara gelinceee… Mag’de Rüçhan Çalışkur yetmiş yaşında bir anneyi, onun da ötesinde kalça kemiğinin kırık olmasından, yaşlılığından, halsizliğinden, başının ağrısından, her şeyden yakınıp, bir anlamda sürekli huysuzluk yapmakta olan anneyi canlandırdığını unutup, tüm oyun boyunca atik, hareketli bir oyun sergiliyor. Üst katın merdivenlerini neredeyse koşarak inecek, sekerek çıkacak. Rüçhan Çalışkur oyuncunun en yoğun anlatım aracının hareket olduğunu bilmiyor mu ne! Hakkı Ergök Pato’da, Yurdaer Okur ise Ray’de görevlerini kutlanası birer titizlikle mükemmel yapmaktalar. 

Sumru Yavrucuk denilen bir fenomen 
Sumru Yavrucuk’u izlerken, bu kere de; “Oyuncunun yaratıcı hali nedir, ne anlama gelir” diye sormak gereğini duydum. Hiç mi hiç şaşırmadan yedi yıl önce olduğu gibi aynen yanıtladım: “Oyuncunun yaratıcı hali, beklenen bir uyarıcıya tepkisi, beklenmeyen bir uyarıcıya olan tepkisi gibi kendiliğinden ve doğru olduğu zamanki halidir.” 
“Leenane”in Güzellik Kraliçesi”ni görün. Görün ve Sumru Yavrucuk’u izlerken, yaptığım bu tanımı lütfen aklınızdan çıkarmayın. Aklınızdan çıkarmayın ki, oyuncunun yaratıcı çalışmasının, tam bir tepki özgürlüğünü nasıl kapsadığını rahatça anlayın. 

Kimler ayakta alkışlanır? 
Evet… Israr ediyorum, bu oyunu daha görmediyseniz (Ocak ayı içinde AKM Aziz Nesin Sahnesi’nde) mutlaka görün. Bu oyunu özellikle Sumru Yavrucuk için görün. Görün ve vücudunu en ince ayrıntısına dek, canlandırdığı karakterin nasıl bir parçası haline getirdiğine siz de benim gibi şaşırıp kalın. Oyuncunun oyundaki deviniminde ellerini, sırtını, ayaklarını nasıl olup da sözlü anlatımdan daha verimli ve etkili hale getirdiğini görün… 
…Görün ve böyle bir oyuncuyu, tam hak ettiği biçimde, ayakta alkışlayın. 
(Feridun Karakaya Sahnesi-Anadoluhisarı 3M Migros Yanı-Telefon: 0216 465 88 20-1) 

NOT: Okurlarıma mutlu, huzurlu, sağlıklı, başarılı, kendini yenilemiş bir yeni yıl diliyorum. O da 2007 gibi çıkarsa “satmışım anasını” diyorum.

Anahtar Kelimeler: leenane in güzelik kralicesi, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir