MAKALELER

Lale Mansur

2010.11.17 00:00
| | |
1802

Sizce Nasıl?
'Olağan Mucizeler oyunu ile çok konuşulan "Açık Tiyatro" sezonu yeni bir oyunla açtı.

     Lale Mansur ve Katil Uşak

    Yani akademisyenlerin sevdiği tabirle, 'çok katmanlı' bir oyun. Her katman size ayrı bir mesaj veriyor. Oyunu izlerken, birbirini tetikleyen halkalar misali her hikaye bir diğerini açıyor. Birbirine bağlı anlamlar zinciri içinde, çaresiz oyunun akışına kapılıp bir serüvene çıkıyorsunuz. İyi de yapıyorsunuz. Çünkü, Kubilay Q Tuncer'in yazdığı 'Katil Uşak' sizi tiyatro dünyasında 'serüven avcıları' misali bir yolculuğa çıkarıyor. Lale Mansur ile Katil Uşak'ta canlandırdığı rollere, tiyatroya ve hayata dair konuştuk.

   SDK - Biraz oyundan bahsedebilir miyiz?

   Lale Mansur - Kubilay Tuncer'in yazdığı oyunda,Yeşim Büber ile beraber sahne alıyoruz. Yeşim avukatı oynuyor. Ben ikiz kardeşleri, aynı yumurta ikizleri, Süheyla ve Melek'i canlandırıyorum. Oyunda, bir cinayet işlenmiş ve bir adam öldürülmüş. İkizler de cinayetin işlendiği yerde, odada baygın bulunmuş. Süheyla ve Melek adlı ikiz kardeşi kurtarmaya çalışan bir avukat var. Oyun, böyle başlıyor ve olayların akışı içinde hikaye bambaşka yerlere geliyor. Aslında 'Açık Tiyatro' olarak, bu sezon Dürenmat'ın bir oyununu koymaya karar vermiştik fakat İstanbul Devlet Tiyatrosu da Dürenmat'ın bir eserini programına koyunca, Kubilay bu oyunu yazdı. Şu anda Kubilay'ın yazdığı yeni bir oyun daha var. Ocak'ta 'Olağan Mucizeler' oyunu ile Londra'ya gitmeseydik. Bu yeni oyunun provalarına başlamış olacaktık.

     SDK - Sahi, neden oyunun adı 'Katil Uşak'? Oyunda sadece siz ve Yeşim Büber varsınız. Ban sahnede uşak filan görmedim(Gülüşmeler…)

     Lale Mansur - Bir filme gidersiniz, biri çıkar sonunu söyler. İşte 'katil uşak çıktı' der. Biz işin başında söylüyoruz. Hiç önemi yok. Alın, katil uşak. Burada katilin kim olduğu değil orada ne yaşandığının önemi var. Bu ismi 'biz sonunu söyledik de ne oldu' anlamında bir espri olarak düşündük.

     SDK- Aynı sahnede bir kişinin iki farklı kişiliği canlandırması biraz zor olmuyor mu?

     Lale Mansur - Çok zevkli oluyor.(Gülüyor…) Zor olduğu kadar çok keyifli. Benim oynadığım Süheyla ve Melek birbirine taban tabana zıt karakterde iki kardeş. Süheyla haklarını bilen, sert, savaşan bir karakter. Melek ise daha yumuşak ve saf bir kişilik. Çok iyi bir yönetmenimiz var. Şakir Gürzümar. Biz daha ne olduğunu anlamadan bir de baktık ki oyun ortaya çıkmış. Oyunun provaları iki ay sürdü. Göz açıp kapıncaya kadar her şey çıkmıştı. Şu anda 24. oyunumuz. Oyunun prömiyeri yapıldığında son söz söylenmişti.

     SDK - Çok ilginç hareketli bir sahne düzeneği ve çok sade bir dekor var değil mi?

    Lale Mansur - Oyunun dekorlarını Ali Cem Köroğlu hazırladı. Farkındaysanız sahnede lüzumsuz hiçbir şey yok. Burada bir kütüphane, kitaplar, çaydanlık, kahve, çay olabilirdi fakat yok . Onun yerine son derece stilize bir dekor var. Bir dosya, bir kalem, iki sandalye, bir masa. Burada, oyunculuk ve anlatılmak istenen şeyler ön plana çıkıyor. Bunların değişik şekillerde kullanımı vurgulanıyor. Işıkların yanıp sönmesi ve yukarıdan sarkan siyah saçaklı düzeneğin dönmesi ile bir sahneden diğer sahneye geçildiğini anlıyorsunuz. Oyunun ışık tasarımını Yakup Çartık, müziklerini ise Nurkan Renda hazırladı

    SDK - Oyun da psikolojik gerilim öğeleri de var değil mi?

    Lale Mansur - Oyun zaten 'Hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir' cümlesi ile başlıyor. Ve bu cümleyle oyun, giderek değişik katmanlarda açılmaya başlıyor. Hiçbir şey siyah ve beyaz değildir mesajını veriyor. İyi ve kötünün sınırları üzerinde dolaşan, bu sınırları zorlayan ve buna ilişkin sorular soran bir oyun.

    SDK- Kendi oynadığınız karakter için bir şeyler söyleyebilir misiniz?

     Lale Mansur- Benim oynadığım karakterler, bir oyuncunun oynamaya bayılacağı bir rol. Çünkü bir anda bir karakterden başka bir karaktere geçiyorsunuz. Çok kolay çıkacak bir rol değil. Çok keyifli bir rol. Büyük bir zevkle oynuyorum. Canlandırdığım karakterlerden Süheyla, bana son derece uzak bir kişilik. Özellikle onu çok seviyorum. Son derece sert bir kadın. Haklarını ve kendini savunmasını çok iyi biliyor ve söylediği şeylerin çoğu doğru. Oyunun bir yerinde 'Olayı dugusallaştırmayalım' diyor. İyilik ve kötülüğün ne olup olmadığı üzerine çok ilginç saptamaları var. 'Kötülük çoğunlukla iyidir' diyor. 'Ağlata ağlata çocuğuna şurubu içiren anne iyimidir, kötümüdür' diye sorarak iyilik ve kötülük kavramlarını sorguluyor.

     SDK - Çok ilginç kadınları sahne üzerinde canlandırıyorsunuz. Bir oyuncu olarak, canlandırdığınız karakterler arasında hangileri size daha sıcak geliyor?

    Lale Mansur - 'Katil Uşak'ta canlandırdığım Süheyla ve Melek karakterlerini çok seviyorum. Özellikle, Süheyla'yı. Aralık sonun da vizyona giren Ömer Kavur'un çektiği 'Karşılaşma' filminde canlandırdığım karakter bana çok sıcak gelmişti. 'O da Beni Seviyor' filminde Saliha rolünü çok severek oynamıştım. Sonra, 'Olağan Mucizeler' filminde canlandırdığım Joy karakteri var. Bunların hepsi ayrı güzel. Ayırt etmek çok güç. İnsanın çocuklarının ayırması kadar zor bir şey. Bazen insan kendisinden çok memnun kalmıyor. Bazısında ise yapmak istediğine daha yaklaşıyor. Yapmak istediğinize ne kadar yaklaşırsanız kendinizden o kadar memnun kalıyorsunuz. Yada kendinizle daha fazla didişiyorsunuz filan.

    SDK- Bu karakterleri canlandırırken kendinizle ilgili keşfettiğiniz yönler oluyor mu?

     Lale Mansur - Oluyor. Mesela, ilk oynadığım tiyatro oyunu, David Mamet'in Oleanna'sıydı. Oleanna'da çok sert bir kadını oynuyordum. Ben çok zor 'hayır' diyebilen bir insanım. İnsanları kırmamak için kendimden gitse de 'hayır' diyemezdim. Orada, o kadını oynarken, insanları kırmadan da pekala 'hayır' denebileceğini öğrendim. Gerçekten o rolü oynamak bana bir şey öğretti.

    SDK - Kadın deyince aklıma çok konuşulan oyunlarınızdan biri olan 'Düş Gezginleri' geliyor. Orada oynadığınız role ilişkin ne söyleyebilirsiniz?

    Lale Mansur - Filmin çekim başlamadan bir hafta önceydi. Yönetmen ve sanat yönetmeni çekim için yer bakarken ben de Bergama'da rolüm hakkında araştırma yapmak için her gün geneleve giderek o insanlarla konuştum. Benim için özel izin çıkartıldı filan. Orada bütün değer yargılarınız sarsılıyor. Ahlak nedir, ne değildir? Onu düşünüyorsunuz. Gündelik hayatta çok daha büyük ahlaksızlıklar yaşanıyor. Oradaki insanların gündelik hayatta karşılaştığınız kişilerden daha ahlaklı ve daha dürüst olduğunu fark ediyorsunuz. Beş gün boyunca, gündüzleri benimle sohbet ettiler. Orada çok şey öğrendim.

     SDK - Oyunculuk, size neler kazandırdı?

     Lale Mansur - Oyunculuk insanı çok zenginleştiriyor. Ben nereden gideceğim de Bergama'da bir genelevde o insanlarla konuşacağım. Çay içeceğim, sohbet edip birkaç günümü geçireceğim. Yada Gaziantep'in bir köyünde kalacağım veya Malatya'ya iki saat uzaklıkta bir dağ köyünde yaşayacağım. Yani, gerçekten birlikte yaşamaktan, etrafınıza bakmaktan ve soru sormaktan hoşlanan bir insansanız oyunculuk insanı son derece zenginleştiren bir şey.

    SDK - Oynamayı çok istediğiniz roller var mı?

   Lale Mansur - İstediğim çok oyun var. Mesela Dürenmant'ın 'Yaşlı Kadının Ziyaretini' oynamak isterim. Ama Dürenmant'ı hemen şimdi oynamak istemem. Aradan birkaç yıl geçsin istiyorum. Biraz daha sahnenin üzerinde pişmek ve olgunlaşmak istiyorum. Bu benim dördüncü oyunum. Biliyorsunuz, tiyatroya geç başladım ama oyunculuğu seçtiğime çok memnunum.

    SDK -Sinema, tiyatro ve dizi oyunculuğu arasında teknik açıdan nasıl bir fark var?

    Lale Mansur - Aslında oyunculuk açısından hiçbir fark yok. Oyunculuk, her yerde oyunculuktur. Dünyanın her yerinde bütün oyuncular, hem sinemada hem de tiyatroda çalışır. Sinema, tiyatro, dizi oyunculuğu diye bir şey yoktur. Sinemayı da çok seviyorum ayırt edemem. Ama tabii ki, teknik olarak kamera ile ilgili bilinmesi ve edinilmesi gereken bir deneyim var. Tiyatro daha çok zevkli. Gelen, kesen, 'dur, şimdi sonunu oyna, şimdi başına dön' diyen yok. Tiyatroda aynı teksti defalarca oynamanın getirdiği inanılmaz bir avantaj var. Yönetmen ile oyunun başında, bir şey yapmaya karar vererek onu elinizde tutmaya ve karar verileni en iyi şekilde yapmaya çalışıyorsunuz. Bu da tamamen kontrolden geçiyor. Yani ritimleri kaçırmamak, o kontrolü elde tutmak . Seyirci ile karşı karşıyasınız ve anında reaksiyon alıyorsunuz. Çok zevkli. Balede de aynı şey vardı.

    SDK - Peki, baleyi özlüyor musunuz? Bale temsillerini izleyebiliyor musunuz? Baleyi çok erken bırakmadınız mı?

    Lale Mansur - Özlüyordum. Çok uzun seneler baleye gidemedim ama artık gidiyorum. Baleye devam edebilirdim ama iyi ki o zaman bırakmışım çünkü beni bu kadar zenginleştiren başka bir şey bulamazdım. Oyunculuğa çok aşığım ve çok mutluyum.

    SDK - Ama sahnede hala farklı şekilde olsa da zaman zaman dans ediyorsunuz değil mi?

    Lale Mansur - 'Olağan Mucizeler' oyununda bir Tango yaptığımız bir sahne var. O bölüm için iki ay boyunca Tango dersi aldık.

    SDK - Biraz gelecek projelerinden bahsedebilir miyiz?
 
    Lale Mansur - Ocak ayında Londra'da 'Olağan Mucizeler' oyununu İngilizce olarak sahneleyeceğiz. Bu bizim için çok önemli. Yeni bir oyunun hazırlığı var fakat Ocak ayında Londra'da olacağımız için provaları Şubat ayına erteledik. Oyunu bahar ayları gibi sahnelemeyi düşünüyoruz. Ayrıca elimde çok hoşuma giden bir film teksti var. Eğer proje gerçekleşirse, o rolü oynamayı isterim.

Anahtar Kelimeler: olağan mucizeler, lale mansur



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir