MAKALELER

Laçin Ceylan

2009.12.22 00:00
| | |
3701

Sizce Nasıl?
2006 yılının Ağustos'unda, Laçin Ceylan, Levent Öktem ve Nihat İleri tarafından kurulan; oyuncuya, seçtiği tema doğrultusunda,



 

 

     Yazılarak anlatılamayan bir oyun: "Etna Bedendeki Kuyu"... ve oyuncu: LAÇİN CEYLAN...
 
    2006 yılının Ağustos'unda, Laçin Ceylan, Levent Öktem ve Nihat İleri tarafından kurulan; oyuncuya, seçtiği tema doğrultusunda, düşüncenin egemenliğinde rahatça dolaşabileceği bir alan yaratarak, tiyatroda bilinmeyeni ve öngörülmeyeni araştırmayı prensip kabul ederek kurulan BiTiyatro, 2008'de Mürtüz Yolcu tarafından düzenlenen 13. Diyalog Tiyatro Festivali'nde Berlin'deydi.

 


 
    2007-2008 tiyatro sezonunun en çarpıcı yapıtlarından biri olarak kabul edilen "Etna Bedendeki Kuyu" oyunu BiTiyatro'nun ilk oyunu. Oynayanlar Laçin Ceylan ve Nihat İleri.
 
    Her ikisiyle de oyundan sonra söyleşi yaptım. Sizlere sunacağım Laçin Ceylan söyleşisine geçmeden önce, bu oyun ve Laçin Ceylan üzerine yazılanlardan bazılarını aktarmak istiyorum:

 


 
"Ritmin daima yüksek olduğu bu oyunun yükünü başarılı oyunculuğuyla Laçin Ceylan çekiyor. Bu oyunda sessiz kalmaya rıza yok. Eğer onlardan biri değilseniz bu oyuna mutlaka gidin." - Hale Kaplan Öz, Yeni Şafak 10 Şubat 2007
 
"BiTiyatro'nun ilk oyunu "Etna Bedendeki Kuyu" bu sezonun en çarpıcı yapıtlarından biri... Sözün özü "Etna Bedendeki Kuyu"da Laçin Ceylan bu sezonun en başarılı yorumlarından birini ortaya koyuyor." - Nermin Sayın, Dünya Gazetesi 16 Şubat 2007

 


 
"Sophie'nin "Nefretimizin gerçek suçlulara yöneldiğini düşünsene bir" demesi boşuna değil... Laçin Ceylan'ın performansını takip bile koltuklarınızda otururken sizi yoracaktır. Etna'yı izledikten sonra BiTiyatro'nun bir sonraki prodüksiyonunu merakla bekleyeceksiniz." - Ragıp Ertuğrul, Tempo Dergisi 15 Şubat 2007
 
"Yazılarak anlatılmaz bir oyun ve oyunculuk. "ETNA Bedendeki Kuyu"" - Üstün Akmen, 24 Nisan 2007

 


 
"Atalete kapılıp gittiğimiz, tek tip oyunculuğun prim yaptığı ve her daim alkışlandığı bir ortamda böyle bir oyunla yola çıkmak elbette çok cesur bir hamle." - Güray Dinçol, Birgün 22 Mart 2007
 
"Zorbalığı içselleştiren çağdaş şiddet toplumuyla yüzleşiyoruz. Palyaçonun burnu neden kırmızıdır?" - Express, Mart 2007
 
Laçin Ceylan'ın bu oyunla aldığı ödüller:
VIII. Lions Ödülleri
En İyi Kadın Oyuncu : Laçin Ceylan
 
XII. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncuları Ödülleri
Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu : Laçin Ceylan
Tiyatro Tiyatro Dergisi Ödülleri 2007
Yılın Kadın Oyuncusu : Laçin Ceylan
BiTiyatro" kuruldu.
 
    Kadrosunda Laçin Ceylan, Levent Öktem, Nihat İleri gibi deneyimli isimlerin yer aldığı ‘BiTiyatro’ 2006’nın Ağustos ayında kurularak çalışmalarına başladı.
 
    Repertuvar tiyatrosu anlayışıyla kurulan ‘BiTiyatro’nun ilk oyunu: Etna – Bedendeki Kuyu. Oyunu yazan ve yöneten Christine Sohn.
 
    Theater an der Ruhr’da Roberto Ciulli’nin yanında bir dönem yönetmen yardımcısı ve oyuncu olarak çalışan Christine Sohn daha sonra bağımsız yapımlarda reji çalışmalarında bulundu. Etna-Bedendeki Kuyu yazarın 12 oyunundan birisi..
 
Kadının kurban değil fail olduğu oyun:
 
    Çevirisini Ahmet Cemal 'in yaptığı oyun, yabancılaşma ve zorbalaşmaya karşı tek başına sesini yükseltmeye çalışan Sophie 'nin öyküsü. Tahammül edemediği gerçeği kafasındaki kurgularla karıştırdığı bu zorlu savaşımda, adı bilge anlamına gelen Sophie, zorbalardan çok zorbalığa seyirci kalanları suçluyor.
 
Yazar, bu oyunu yazma gerekçesini şöyle anlatıyor:
 
“Kadınların kurban olduğu oyunlardan sıkıldım. Klasik oyunlarda kadınlar için olan roller ancak dörtte bir oranındadır; ve bu rollerde kadın ya kendini kurban eder ya da kurban edilir. Ben de bu nedenle ‘Tek kişilik bir kadın oyunu yazacağım ama bu kadın kurban değil fail olacak ‘ dedim. Yazar Etna’yı “Bir suçun oluşmasını seyretmek, ona iştirak etmekten daha ağır bir suçtur” diye özetliyor.
 
    BiTiyatro'nun kuruluş amacı:
 
     "Oyuncu, her gece yüzme bilmeden kendini okyanusa atma cesaretine sahip biridir."
 
    BiTiyatro'nun birincil amacı; oyuncuya, seçtiği tema doğrultusunda, düşüncenin egemenliğinde rahatça dolaşabileceği bir alan yaratarak, tiyatroda bilinmeyeni ve öngörülemeyeni araştırmaktır. Seçilen temayı - ya da metni - alışılagelmiş, garantici kalıpların dışında tutarak, beklentilerimizin ve istendiği halde söylenemeyenlerin birlikte canlandığı bir alana yolculuk etmektir.
 
    Oyunun alanını, insanın ve gerçeğin sergilenmesi için bir laboratuar olarak seçer. Sadece metine indirgenmeyen, öngörülemeyen ve aktarım esnasındaki rastlantılara açık, oyuncunun kendinden sırlar vermesine olanak tanıyan oyunlar üretmeyi amaçlamaktadır.
 
    Sanat, doğası gereği muhaliftir, yoksa sanat olma özelliğini kaybeder. BiTiyatro da yerleşmiş ve dayatılmış olanı sorgulayan bir özgür gezegen yaratma çabasındadır. Yenilikçi bir estetiği, oyunculuk sanatını merkeze alan bir yaklaşım benimser. BiTiyatro, akışa kapılma tehlikesine ve klişeleşmeye karşı bir özsavunma gereksinimiyle kurulmuştur."
 
     Sınıfın mukalliti idim...
 
    Her insanın hayatta kendisini ifade tarzı vardır. Çocukken oynanan oyunlarda bu çıkıyor ortaya. Benim, çocukken oynadığım oyunlarda hep birşeyler sahneye koyma merakım vardı. 1965 İstanbul doğumluyum. İlkokul ikinci sınıfta arkadaşımla doğaçlama yapıp, ücret karşılığında diğer arkadaşlara seyrettiriyorduk. Oyuncu olmak aile çevresinde pek hoş karşılanmıyordu. "Meslek bulamayınca oyuncu olmuş" düşüncesi hakimdi. "Doktor ol, avukat ol, doğru dürüst meslek seç!.." deniliyordu hep. Hele kız çocukları için daha zor. Aile de benden başka oyuncu yok. Ancak benden daha iyi oyuncu olabilecek oyuncu adayı vardı da farkında değildi. Örneğin babam çok yetenekli, mukallit bir insandır. Komikti, taklitçiydi; etrafını güldürürdü. Bana önceleri "adam gibi bir meslek seç" dedi. Ancak üzüldüğümü görünce beni oyunculuk konusunda destekledi. Hatta benim nasıl oyuncu olabilirim konusunda araştırma yaptı, bana yol gösterdi. Beni İzmir Devlet Tiyatrosu'nun tiyatro kurslarına gönderdi. Katıldım ve kazandım. Orta ve lisede dersaralarında, sınıfın öğretmeni beni ortaya çıkarır sınıfı güldürmemi isterdi. Ben de yapardım.
 
     Ve Ankara Devlet Konservatuarı...
 
    Liseden sonra imtihanla girdiğim İzmir Devlet Tiyatrosu'nun kurslarının çalışmaları sırasında, bana oyunculuk işini ciddi olarak yapmamı tavsiye ettiler. Bu kurslarda çok şey öğrendim. Farkında olmadan konservatuar birinci sınıfta okumuş gibi oldum. Beni çok iyi hazırladılar. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü kazandım. Hocalarım arasında Cüneyt Gökçer, Bozkurt Kuruç, Asuman Korad, Raif Alnıaçık gibi değerli eğitmenler vardı. 1989 yılında burayı bitirdim. Daha sonra, 1993 Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü Yüksek Lisans Eğitimi yaptım. 1989 – 91 yılları arasında Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu olarak görev yaptım. Ankara Devlet Konservatuarı'nda yedi yıl kadar da eğitmenlik yaptım.
 
Oynadığım oyunlar     1989-1991 yılları arasında Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda oynadığım oyunlar: Pollyanna, Ah Şu Gençler, Yunus Emre.
1992 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda oynadığım oyunlar:
Ferhad ile Şirin, Hayvan Çiftliği, Hizmetçiler, Balon, Türkmen Düğünü, Arka Bahçe (Razgrad / Bulgaristan Tiyatro Festivali'ne katıldı.), Balerin, III. Selim.


Ve 2007'de BiTiyatro'nun kuruşu, ilk oyunumuz ETNA...


ETNA oyunu ve Sopfie üzerine...


    Kendi yaşadığımız dünyayı da düşünecek olursak; ETNA oyununda olan olaylar çevremizde olmaya devam ediyor. Oyunun kahramanı SOPFİE, bunları seyretmeyi ve sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmeyi beceremiyor; elinde değil. Duygusal olarak o kadar örtüşüyor ki, sanki dışarıda ölenler onun çocukları; savaşlarda ölenler ya da iki kişi arasındaki kavgada ölen genç... Şiddetin het türünü kendi kafasına sokuyor ve kendi meselesiymiş gibi, kendi kendine canlandırarak, dışarıya karşı gösteremediği tepkiyi evin içinde çeşitli varsayımlarla göstermeye çalışıyor. İnsan olmanın gerçek hissiyatına varabilmek için. Seyretmek, olaya katılmaktan da daha büyük bir suçtur. Çünkü olayı seyretmek gerçek zulme çevirir. Olayın içine giren kendince bir taraf tutmuştur. O olayın içinde kavga eder. Üçüncüsü ise, yani yani olaya seyirci olan, birbirine zulüm yapan, birbirini öldüren kişileri soğukkanlılıkla seyreder. Bu seyredenler olmasa belki de dünyadaki hunharca katliamlar olmayacak!..
 
     Niçin ETNA?..
 
    2007'de Nihat İleri ve Levent Öktem ile beraber kurduğum BiTiyatro'nun ilk oyunu ETNA yerine bir komedi oyununu da seçebilirdik. Komediyi küçümsemiyorum. Fakat ETNA'nın teması "şiddet"i işlemek istedik. Bu oyun sevildi, üç ödül aldık. Seçtiğimiz tarz, tema ve aktarış şeklinde bir aykırılık var; alışılagelmişin gerçekten dışında bir oyun seçtik.
 
     Ödül'ün bir sanatçıya zararı da olabilir!..
 
    Ödül almak demek, bir oyuncunun yok sayılmaması, onaylanmasına; "sen iyi bir oyuncusun" anlamına gelir. Ödül almak güzel ve zevkli bir duygu. Ancak bence bunu kovalamamalı oyuncu. Çok tehlikeli bir şey. O zaman oyuncu özgürlüğünü kaybeder. Ödül bir amaç olmamalı. Almak tabiki iyi. Fakat yanıltıcı da olabilir. Oyuncunun yeni birşey denemesini engelleyebilir, çok aykırı bir noktaya düşürebilir. "Onaylanmam, ödül almam" diye düşünebilir oyuncu. Yeni bir şey deneme cesaretini kırar. Yapımcılar ise tam tersine; onlar reyting için ödüllü sanatçıların peşindedirler.
 
     Televizyon dizileri...
 
    Ülkemizdeki televizyon dizileri maalesef insan ögesinin çok unutularak yapıldığı bir ortamda çekiliyorlar. Çünkü yapımcı işi mümkün olduğu kadar ucuza maletmek istiyor. Bir günde saatlerce çekim yapılıyor. Çok büyük sömürü var dizi setlerinde. Sabah sekizden diğer sabahın sekizine kadar hiç uyumadan çekimler yapılıyor. Her sahne için kostüm değiştirilerek ağır şartlarda çalışılıyor. Bu konuda ülkemizde sendikalaşma yok. Hakkımızı savunan ve koruyan bir kuruluş yok. Bir de dizi çekilip oynuyor. Aradan üç yıl geçiyor, tekrar oynatılıyor. Sizin suratınız paspas yapana kadar kullanılıyor. Oyuncuya telif ücreti ödenmezken, yapımcı her tekrarlanışta parasını alıyor. Çok müthiş bir insan sömürüsü var!. Set işçisinden oyuncusuna kadar emek veren kerkes sömürülüyor!..
 
    Yönettiğim oyunlar:
 
1991 - 1992
Gişe (Jean Tardeau) - Ankara Devlet Konservatuarı
1994 - 1995
Kel Şarkıcı (Ionesco) - Ankara Devlet Konservatuarı
1997 - 1998
Macbett (Ionesco) - Ankara Devlet Konservatuarı
2001 - 2002
Klakson, Borazanlar ve Bırtlar (Dario Fo) - Trabzon Devlet Tiyatrosu
2003 - 2004
Hortlak (Plautus) - Diyarbakır Devlet Tiyatrosu
Televizyon ve Sinema çalışmalarım:
2000 - 2001
Karanlıkta Koşanlar - TRT - (Yazan - Yöneten: Uğur Yücel)
10 bölüm oyuncu, Dr. Yasemin
2002 - 2003
Yarım Elma Gönül Alma - TRT
13 bölüm, Sunucu
2003 - 2004
Yazı Tura (Yönetmen: Uğur Yücel)
Filmde cast sorumlusu
2004 - 2005
Gece Yürüyüşü - Show TV
13 bölüm oyuncu, Tülin
2005 - 2006
Gümüş - Kanal D
60 bölüm oyuncu, Gülsün
Bilge Olgaç'ın yönettiği Kurşun Adres Sormaz ve Tunç Başaran'ın yönettiği Kaçıklık Diploması adlı iki sinema filminde rol almıştır.
 

 
ADEM DURSUN
Aralık 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: laçin ceylan



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir