MAKALELER

Kuzey Işığı - Tiyatro Rast

2010.11.02 00:00
| | |
1783

Sizce Nasıl?
Yazarın, Türkiye'de sahnelenen ilk oyunu olan 'Kuzey Işığı' insanın varolma mücadelesinin başlangıcı olan düşünce eyleminden çıkış alarak,...


    Varoluşun Gizi Üzerine   
   
    Belçikalı yazar Paul Pourveur'un kuantum fiziğini temel alarak yazdığı 'Kuzey Işığı' adlı oyunun Türkiye Prömiyeri Tiyatro Rast tarafından İstanbul'da Fransız Kültür Merkezi'nde yapıldı. Yazarın, Türkiye'de sahnelenen ilk oyunu olan 'Kuzey Işığı' insanın varolma mücadelesinin başlangıcı olan düşünce eyleminden çıkış alarak, diyalektik felsefenin temel taşlarını, yaşamla olan bağlarını ele alıyor. Oyunda Türk Tiyatrosu'nun önemli oyuncuları; Bülent Emin Yarar, Köksal Engür, Erdem Akakçe görev alıyorlar. Oyunu yöneten Şaban Ol, oyunun çevirisini de yaparak tiyatromuza harkulade bir metin kazandırmış oldu.
 
    'Kuzey Işığı', Hollanda'da kültürlerarası bir tiyatro grubu olarak 2001 yılında kurulan Tiyatro Rast'ın Türkiye'de gerçekleştirdiği ikinci projesi. Oyun, Yönetmen Şaban Ol'u yazar Paul Pourveur'la dördüncü kez bir araya getiriyor. Daha önce Hollanda'da yazarın üç oyununu sahneleyen Şaban Ol, Pourveur'un 'Sivas ve Babamın Gölgesinde' adlı oyunlarının araştırma ve yazımına da katkıda bulundu. Ol'un, Paul Pourveur metinini Türkçe'ye çevirmesi ve proje dahilinde gösterime sunması Türk yazarları açısından çok önemli. Dünya tarihine 'yabancılaşan' Türk oyun yazarları, gelecekle geçmiş arasında köprü olmak yerine; salt geçmiş dönem birikimlerin gölgesinde kalıyorlar. 
 
Oyunun Konusu


    Belçika'da Metropol Otel'de 1927 yılının 28 Ekim'ini 29 Ekim'ine bağlayan gecedir. Bu otelin lobisinde bekleyen 3 adam (Bilim Adamı, Otel Müşterisi ve Resepsiyonist) aynı mekanda farklı gerçeklikleri yaşamaktadırlar. Otel Müşterisi, hayatının aşkı ile evlenmek için, Bilim Adamı devam eden dünyaca ünlü fizik konferansının (5. Solvay Konferansı) sona ermesini için, resepsiyonist ise yaşadığı hayat çelişkilerini zihninden atmak için oradadır. Aslında kimse kimse için orada toplanmamıştır. Asıl olan gerçek, geçici beraberlikten doğan psikolojik rahatlama mekanizmasının ortaya çıkışıdır. Dünya savaştan yeni çıkmıştır. Savaş sonrası yalnızlığa düşen insanoğlu geleceğine yön vermek için var gücüyle yeni teoriler üretmeye başlamıştır. Fizikçiler, matematikçiler, antropoloklar, kuramcılar, hayalperestçiler, fakirler, açlar…vs tüm insanlık yeninin ve varoluşunun gizi üzerindedir. Sorgulamalar, çelişkiler zihni kontrol eden durumlardır artık. Bu üç kişi de inançları ve yaşantıları doğrultusunda yaşamı sorgulamaktadır. 
 
    Hayal Gücü Elinden Alınmış Bir Millet Vahşileşmeye Mahkumdur

    Oyunun kritiğine geçmeden önce Belçikalı Yazar Paul Pourveur'un hayal gücüne hayran kaldığımı belirtmek istiyorum. O kadar çok teorik ve ispatlanmış bilgiyi bir oyun dahiline bu denli yerleştirebilmek başlı başına büyük bir yetenek ve en önemlisi hayal gücü ister. Oyun esnasında 3 kişinin yaptığı entelektüel sohbette; insanın evrimi, Newton, Descartes, kuantum fiziği, Kopenhag Yorumu, büyük savaşın acıları, kadın-erkek ilişkileri, neden-sonuç ilişkileri konuşulmaktadır. Görüş ve teorileriyle bilinen gerçekleri tersyüz eden dünyaca ünlü biliminsanları olan Einstein, Planck, Heisenberg, Marie Curie, Schrödinger ve Bohr sohbetin ana unsurunu oluşturmaktadır. Otelde yapılan konferans bir nevi otelin lobisinde devam etmiştir. Belçikalı Dahi Yazar Pourveur'un o konferansa katıldığını düşünmemek içten bile değil. Yazarın düşsel yapısı, hem oyuncuları hem de seyircileri büyülüyor. Zeka ile yazma yeteneğinin bir araya gelişine tanık oluyoruz. Öncelikle Şaban Ol'un rejisi üzerine duracağım. Konunun düşünce gücüne dayandığını bilen yöneten, sahneyi olabildiğine sade tutmuş. Seyirci objelere takılmadan sadece oyunculara ve oyuncuların ne dediğine yöneliyor. Ol'un bunu düşünmesi başarılı bir iş ortaya koyduğunun kanıtıdır. Oyunun kostüm tasarımını yapan Claude Leon dönem itibari ile başarılı. Metin Çelebi ışıkta yaratıcılığını ortaya çıkarmış. Sahneden ayrılan karakter için, yine sahne içine yerleştirdiği projektör bölümü üç karakteri oyun boyunca sahnede canlı tutuyor. Oyun içinde, sohbet içinde varolanla, yok olan her daim canlı duruyor. 
 
    Yasak Olmayan Şey Mecburidir

    Sahnede 3 usta oyuncuyu bir arada görüyoruz. Benim teatral dünyamda bambaşka bir yere sahip olan Bülent Emin Yarar, her zamanki gibi büyüleyici oynadı. Genco Erkal ile oynadığı “Oyun Sonu”ndaki mükemmel oyunculuğundan sonra, “Kuzey Işığı”nda da aynı başarıyı görebilmek iyi bir durum. Sayın Yarar'ın 'karakter oyuncusu' olma özelliği sahnede apaçık beliriyor. Çok nadir oyuncunun elde edebileceği bu özellik o'nu her daim farklı kılıyor. Sayın Yarar 'Kuzey Işığı'nda Bilim Adamı karakteri ile karşımızdaydı. Albert Einstein'nın fotoları ile yan yana gelse bu kadar benzerlik olur. Bülent Emin Yarar, giyindikleri ve saç bıyık durumu ile itibari ile Einstein'ın kopyası niteliğindeydi sahnede. Fizik ve matematik üzerine yorumları; yaşam içindeki “an” kavramına farklı bakış açısı ile oynadığı Bilim Adamını sahneye tam anlamıyla yerleştiriyor. Otelin odalarında kalan bilim adamları ile görüş alış verişinde bulunması ve iki ayrı görüşe sahip olan fizikçiler (Einstein ve Heisenberg) arasında fikirsel olarak gidip gelmesi seyircilerin de bu zihinsel sürece dahil olmasına neden oluyor. İşlevsel zeka, Sayın Yarar'ın canlı performansı sayesinde salondaki herkesle bütünleşiyor. Oyunun en canlı oyuncusuydu diyebilirim. “Yasak olmayan şey mecburidir…” cümlesinin olduğu bölümde Otel Müşterisi rolündeki Köksal Engür ile iyi bir ikili oluşturuyorlar.
 
    Köksal Engür, insan fosilleri üzerine araştırma yapan bir “antropolok” rolünde karşımızda. Sevdiği İngiliz kadınla Belçika'da evlenme hayalleri olan bir araştırmacı… Değerli Köksal Engür'ü bu oyundan önce “Ördek Muhabbetleri” adlı oyunda izlemiştim Ak Sanat'ta. Bir oyuncunun ustalığını bileyerek ilerlemesi mühim bir durum. Oyunda sevgilisinden sabahın 06'sına kadar telefon bekliyor. Bu bekleme esnasında Resepsiyonistle ve Bilim Adamı ile diyaloglara giriyor. Bekleme sancısı içinde, geçmişi ile geleceği arasında eleştirel düşünceler yoğunlaşıyor. Savaş sonrası bilim için heyecanla yaptığı araştırmaları ve aşk acısı ile yaşadığı girdap… Psikanalitik çözümlemelerdeki ustalığı insanları da etkiliyor. Rolünü iyi yorumluyor. Özellikle de sevgilisine veda ederken şiir tadında okuduğu repliği insanı oturduğu koltuğa bağlıyor. O anın bitmesini istemiyor insan… 
 
    Erdem Akakçe, Resepsiyonist rolünde iki ayrı karakterle, geçmişini paylaşan, eleştiren bir insanı sahneliyor. Savaşta yaşadığı trajediler, ailesini savaş sırasında yitirişi, otel içinde yaşanılanlar ve insanlık tarihine yön veren kişilerle bir arada olmak… O'nun içinde var olan farklı davranışları bir bir ortaya çıkaran en önemli unsurlar… Olayı dengeleyen kişi.. Oyun içinde diğer iki oyuncu gibi başarılıydı Sayın Akakçe. 
 
    Oyunda zaman kavramının, resepsiyondaki çağırma zil sesiyle beraber, oyuncular tarafından dile getirilmesi yönetenin ince düşüncesi. Bu sayede oyun aksamadan hızlıca ilerliyor. Tek perdelik gösterim bir solukta bitiyor. Zamanda geriye dönüşün kullanılışı da oyunu sıkıcılıktan kurtarıyor. İzleyen bilgi karmaşasının içinde kaybolmuyor. Son 10 yılın felsefik misyonu açısından en değerli oyunu Fransız Kültür Merkezi'nde sahnelenmeye devam edecek. Tiyatro seyircisinin bu oyunu kaçırmamasını önemle belirtirim.

Anahtar Kelimeler: tiyatro rast, Kuzey Işığı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir