MAKALELER

Kürklü Merkür – Dot

2007.11.13 00:00
| | |
1172

Sizce Nasıl?
“Murat Daltaban Londra’ya gitmiş, bir oyun bulmuş,” dediler; “Oyunun prömiyeri var,” dediler”; “Galası yapılıyor,” dediler; “Oyun ayakta alkışlanıyor,” dediler;


Daltaban’dan, dünyaya küfür ettiren bir oyun: Kürklü Merkür

“Murat Daltaban Londra’ya gitmiş, bir oyun bulmuş,” dediler; “Oyunun prömiyeri var,” dediler”; “Galası yapılıyor,” dediler; “Oyun ayakta alkışlanıyor,” dediler; “Yahu bu oyun, İngiltere’de seyircilerin büyük protestosuna neden olmuş, hatta yazar Philip Ridley’in dostları salt bu oyun nedeniyle yazarla ilişkisini kesmiş,” dediler; “Böylesine insanlık dışı, aşağılık bir metin nasıl olur da Türkiye’de oynanır,” dediler; “O ne belden aşağı küfürler öyle” diye gürlediler merakımı iyiden iyiye çimdiklediler.

Kalktım gittim, yerimi aldım, oyun başladı..

 

Parti armağanı bir çocuk 
Londra’nın doğusunda metruk, virane bir bina. Eliot ve erkek kardeşi Darren birbirleriyle didişerek ortalığı temizliyorlar. Verileceğini anladığım “parti”nin konuğu birazdan gelecek. Nasıl bir “parti”yse bu “parti”, sadece etrafın derli toplu olması yeterli değil. Bir de “parti” armağanı var. Armağanı getiriyorlar. Aaa!.. Bir çocuk bu! Hem de uyuşturulmuş! Oysa, çocuk “zinde” olmalı, güzel olmalı, konuğun onu işkence ederek öldürmesi için, bütün isteklerini tatmin etmesi için “çekici” olmalı. Çocuk bu ortam için hazırlanmalı.

Dünyayı sarmalayan tedirginlik bulutları 
Oyun ilerliyor. İçinde ciddi anlamda şiddet barındıran bir oyun bu, rahatsız ediyor. Yakası bağrı açılmamış küfürler havada uçuşmakta. Tabular yıkılıyor. Kışkırtıldığımı duyumsuyorum. Psikolojik-gerilim duruma hakim. “Nereden geldim,” demiyorum, ama sinirlerim bozulur, boşalır gibi oluyor, kendimi tutuyorum. “Yaşamın gerçeği bunlar” diye içimden geçiriyorum. Yaşamla doğru ilişkiler kurmaya başlamaktayım. Irak aklıma düşüyor. Demokrasi âşığı(!) Amerikalılar, İngilizler falan… Kuzey Irak’a sınır operasyonu yapılacak mı? Sabah gazetelerde okuduğum savaş haberlerini düşünüyorum, ölüm haberlerini, vahşet, tecavüz haberlerini… Dünyayı saran tedirginliği… “Çağımızın paranoyası bu,” diyorum.

Kavanoz dipli dünyanın kapağını açmak 
Öfkeli bir oyun bu! Anarşist bir oyun… Bu oyun, “In-Yer-Face” tiyatrosunun belki de en sert örneği. Cinnet döneminden geçmiş bir dünyanın fantastik mekânında ve zamanındayım. Geriye kalanlar “varolma” uğraşında ve de sisteme başkaldırmaktalar. Gelecekçi bir masal anlatılıyor. Kaos sonrası… İki kardeş… Bir grup genç… Kelebek(!) ticareti… “Yukarıdakilerin” tuhaf fantezileri… Büyük kardeş, dünyanın kaosa teslim olmadan öncesine değgin anısal öyküler anlatıyor. Küçük kardeş anımsayamıyor. Bağımlılığın ve sosyal çöküşün korkunç gerçekleri bu anılar. Küçük çocuk zengin müşteriye pazarlanacak. Zengin müşteri yaşadıklarının intikamını alacak, inzal olacak. Kurbanının kıçına çengel takacak, çekecek, “mak’atını” parçalayacak. Özel yetiştirilmiş kelebekler, renk ve desenlerine göre “farklı kafa yapmakta”. Kelebekler yüzünden kimsenin tarih bilinci kalmamış. Gençler anılarını yitirmiş. Kıyamet sonrası bir dünya a..na koyduğum. (Ay, çok özür dilerim, ben de oyundaki dilsel şiddete kapıldım.) İngiliz Philip Riley dahi mi ne? Sınırları zorluyor, tabuları yerle bir ediyor. İnsancıllık ve sevgi yok mu içerikte? Olmaz olur mu? Anlatıyor.

‘Parti’ dedikleri kapitalizmin simgesi 
Oyunun karakterlerini oluşturan yedi belleksiz genç, gerçekten masum mu, yoksa yaşamak için vahşi olmak zorundalar mı? Kendilerine gelecek mi arıyorlar, yoksa amaçları sadece geçmişten kurtulmak mı? Geçmişi anımsadıkça nasıl da çaresizlikleri artıyor! Oysa yaşamlarını sürdürebilmek için güçlü olmaları gerekmekte. Onların dünyasında şiddet “vaka-i adiye”. “Parti” dedikleri, dinini s..tiğim ikiyüzlü kapitalizmin simgesi be!

Oyuncular mükemmel oyunculuğa nasıl ulaşıyor 
Oyuncular Serkan Altunorak, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tülek, Enis Arıkan, Engin Altan Düzyatan, Veda Yurtsever İpek, Cemil Büyükdöğerli ve Cem Özeren… Hep beraber ve birer birer dışsal fiziksel aksiyonlarını içsel özlerle dolduruyorlar. Ruhsal yaşamları ıpıl pırıl izleyicinin önünde, çünkü onlarda elverişli malzeme var… Coşkuları için en karşı konulmaz zoka, gerçek ve bu gerçeğe olan inançları. Sekizi için de aynı şeyi ayrı ayrı söyleyeceğim. Her birinin, organik fiziksel aksiyonun sadece en küçük parçasını duyumsamaya gereksinimleri var. Duyumsuyorlar ve duyumsadıkları an, coşkuları gövdelerinin yaptığının gerçekliğine uyan içsel inançlarına tepki veriyor. Kendilerine inanıyorlar, ruhları tüm içsel yönelimleri ve rollerinin coşkusunu almak için alçalıyor, mükemmel oyunculuğa işte böyle ulaşıyorlar.

İnsanoğlu, bu noktaya nasıl geldi 
Oyun sürüyor. Kişisel bellekten başlayan yıkım, sosyal belleğe atlıyor, oradan da cuuup sosyal yapının tamamına… A..na koyduğumun yıkımı, yıkımın “hazcılık” üzerinden anlatılması beni etkiliyor. Ya yaşanacak başka gezegen varsa, sonumuz değişir mi? G..ünden s..tiğiminin insanı, evrim sürecinde nasıl bu noktaya geldi ulan? Kim bu hale getirdi?

Murat Daltaban’ın başarısı 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kadrolu sanatçısı olarak, her ay sonu plastik bankamatik kartını ATM’deki yuvasına sokup efendiler gibi maaşını alırken 2005 yılında delilenip; içerikte zenginliği, biçimde yeniyi arayarak farklılık yaratacak tiyatro eserlerinin sahnelenmesi için DOT’u kuran oyunun yönetmeni Murat Daltaban, belli ki o..spu çocuğu Philip Ridley’in sözlerinin şiddeti üzerine yoğunlaşmış. Şiddeti, oyuncuların en saf malzemesi eylemiş, sözü/sözcükleri kullanmalarındaki ustalığı sağlamış. Oyunun içerisindeki cinsellik öğelerinden neredeyse yeni bir oyun çıkarmış. Yazarın haz objesine dönüştürdüğü cinselliği, yeri geldiğinde sevgi duyulanla, âşık olunanla kurulan cinsellik üzerinden anlatmış.

Çöp olarak tanımlanan kitaplar 
Hatice Gökçe’nin mükemmel kostümleri, Yeşim Bakırküre’nin “matluba fevkalade uygun” dekor tasarımı, Kemal Yiğitcan’ın başarılı ışık düzeni, Ömer Sarıgedik’in titizlenerek hazırlandığı belli ses tasarımı oyunu güçlendirmiş. Parti evini temizlerken çöp olarak nitelenenleri kitap olarak yorumlayan Yeşim Bakırküre, g..üne koyduğumun belleğinin ve bilginin insan evrimindeki değersizliğini izleyiciye olabildiğince sert bir dille anımsatmış. Emperyalist kapitalizm, kültürü içeren ürün ve nitelikleri, salt meta haline getirmekle kalmıyor, onu işte böyle aynı zamanda sıradanlaştırarak değersizleştiriyor. Kitap, artık bir tüketim nesnesidir. Diğer metalarda olduğu gibi tüketilip atılması gereken bir nesnedir. Kültürel yıkım… metalaşan manevi değerler…

Oyun bitiyor 
Olabildiğince edepsiz diliyle, kırık kırık akan bir öykü, aralıksız bir saat elli dakika sonra bitti. Oturduğum sandalye sanki kıçıma batmıştı. Varsaydığım tüm gerçekliklerin dışında duyumsadım kendimi be! Ayağa kalktığımda az kaldı g.t üstü yere çakılacaktım. Siz de gidin bu oyunu görün! İnsanlığınızı fark etmek için gidin. Tarih bilinçleri uyuşturucularla mahvolduğu için, II. Dünya Savaşı’nın Hitler ile Kennedy’nin Marilyn Monroe’yu paylaşamamalarından dolayı çıktığına inanan bir kuşağın kara komedisine tanık olun. Tanık olun ve dilerseniz gerçekleri tiyatronun büyüsüyle gözümüze sokmuş diye Philip Ridley’i kızgın alevlerinizle ana avrat doldurun. 

Beni hiç ayıplamayın, dibi çıkmış dünya ile böylesine yüzleştikten sonra, siz de benim gibi hiç değilse üç beş saatliğine küfürbaz olmazsanız, bir daha da yazılarımı okumayın(!). 


(DOT – İstiklal Caddesi, Mısır Apartmanı, Kat 4, Beyoğlu – İstanbul / Telefon: 0212 251 45 45)

Anahtar Kelimeler: Kürklü Merkür, dot



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir