MAKALELER

Küheylan -Kocaeli Şehir Tiyatrosu

2011.01.22 00:00
| | |
2425

Sizce Nasıl?
Post modern epik dramanın en güzel örneklerinden biri olan Küheylan, ( Equus) 17 yaşında akıl hastası olan Alan Strang’ın ve doktoru Martin Dysart’ın hikâyesi...

 

 


 

     Şaha kalkan Küheylan… Kocaeli Şehir Tiyatroları…
 
     Medya terörü, bastırılan düşünce özgürlüğü, konuşma özgürlüğüyle saçmalamanın birbirine girmesi, dini duyguların sömürülmesi, peşine milyonlar takan tarikat örgütlenmeleri, terör-anarşi-uyuşturucu… Bu bağlamda Küheylan, Türk insanına da bazı hatırlatmalarda bulunuyor. Kocaeli Şehir Tiyatrolarının oyun seçimi, günümüz Türkiye’sinin siyasi ortamına çok uygun. Sahnelenmeye başlandığı günden itibaren bu kadar tutması (dolması)nın bir sebebi de bu.
 
    Küheylan, altı atın gözünü oyan 17 yaşındaki seyis Alan Strang’ın yargıç kararıyla bir psikologa götürülmesiyle, tedavi sürecinde gelişen olaylar dizisinden oluşur. Ruh doktoru Dysart bu işi çözmek için anne ve babasından başlayarak tüm çevresiyle görüşür. Ağır adamlarla çözüme yaklaşan Dysart çocuğu iyileştirirken aslında kendisini tedavi ettiğini görürüz.

 


 
    "Sofokles Kral Odipus’u yazarken büyük ölçüde bütün seyircilerinin bildiği bir mitosa dayanıyordu. Oidipus kader bağlarından kurtulmaya ne kadar çabalarsa çabalasın babasını öldürecek, annesiyle evlenecekti. Sonunda kendi elleriyle gözlerini oyması kaçınılmazdı. Ya, altı atın gözlerini oyan İngiliz gencinin yazgısı nedir? Bir Grek tragedyası kadar sarsıcı ve sürükleyici bir oyun yazan Peter Shaffer kendi mitosunu yaratmıştır.”

 


 
    Küheylan’ın çevirmeni Sevgi Şanlı’nın yukarıdaki sözleri sizlere iddialı gelse de haksız bir iddia olduğunu söylemek çok güç. Çünkü daha oyunun en başında altı atın gözünü oyan 17 yaşındaki bir gençten söz edildiğini duyarız. Ve irkiliriz.

 


 
    Daha oyunun başındayken sarsılamaya başlamışızdır. Sonrada onu bu eyleme iten nedenleri doktordan öte bir dedektif gibi çalışarak çözümlemeye başlandığını görürüz. Oyun sonlarına doğru da biz sorgulamaya başlarız. Tedavi gören, 17 yaşındaki Alan Strang mıdır yoksa çözümlemeye çalışan doktoru Martin Dysart mı diye?...
 
    İş bu noktada sorgulamamız gereken şey, normal olan nedir? Hangimiz normaliz ya da anormalizdir?
 
    Tutkular mıdır bizi esir alan yoksa biz mi tutkuları esir ederiz?

 


 
    "Bir tutkuyu tedavi edebilirsiniz ama bir tutku yaratamazsını” diye bağıran doktordur oyunun sonunda.
 
    Ruh Doktoru Martin Dysart’ı ete kemiğe bürüyen başarılı oyuncu Ufuk Aşar oyunun odak noktasında, yer yer şiirsel bir üsluba kaçan ses tonu dışında tiyatro yaşamının zirvesine çıkıyor.
 
    Alan Strang rolünde Fatih Sevdi, askerden döner dönmez ayağının tozuyla sahneye çıkıyor. Aldığı rolle sahneleri ne kadar özlediği belli… Fatih Sevdi, Alan Strang’ı anlamaya çalışmamız gerektiğini, onun sorunlu bir çocukluk dönemi geçirdiğini ve geçirmekte olduğunu, kendisine kurduğu dünyada yaşadığı tüm acılara rağmen hayata tutunmaya çalıştığını başarılı performansıyla izleyiciye anlatıyor.

 


 
    Bu anlatımda böylesine bıçak sırtı bir rolü: abartıdan uzak, hesabını yeterince verdiğini görüyoruz. Üst düzey oyunculuğuyla bizi, Alan Strang’ın dünyasına götürüyor. Yaşadığı sıkıntılara tanıklık etmemizi istiyor. Ve parçalar yerine oturdukça ( dindar anne, dinsiz baba, kutsal kitaplardan öyküler, yatak odasında asılı duran at resmi, at gözü ve at tutkusu) sarsılıyoruz.
 
    Zeliha Çetinkaya, Dora Strang rolünde dindar anneyi, ani değişen ruh halleri ve çocuğu için çırpınan bir yüreğiyle izleyiciyi silkeliyor. Tabuları ve ailesi arasında gelgit yaşayan Dora’da özellikle yüzüne çizdiği şeytan ve melek figürleri fazlasıyla dikkat çekiyor.
 
    Türkiye’de ödül veren tüm kurumların jüri üyeleri, Zeliha Çetinkaya’nın övgüye değer bir ustalıkla canlandırdığı Dora Strang rolünde mutlak ama mutlaka izlemesi gerekiyor.
 
    İbrahim Şahin Frank Strang rolünde dinsiz bir babayı Alan’a olan ilgisizliği ve getirdiği sonuçlar yüzünden pişmanlığı yüzünden okunuyor. Ses ve vücut kullanımları yer yer aksamasına rağmen genelde başarılı bir performans sergiliyor.
 
    Behlüldane Tor’un özgün dekoru oyunun demecine uygun, sade ama çok fazla şey anlatan spesifik dekoru son derece başarılı.
 
    Funda Çebi’nin özellikle at rolündeki oyuncular için tasarladığı kostümlerin sırrı, at rolündeki oyuncuların başlıklarını taktığı zaman çözülüyor. Ve ortaya çıkan görüntüyle görsel bir şölen sunuyor seyirciye.
 
    Cihan Yöntem’in koreografı, Ramazan Yumrutepe ve Veysel Çelikdemir ikilisinin kum resimleri oyunun merkezinde çok önemli bir işleve sahip…
 
    Oyunun yönetmeni Ankara Devlet Tiyatroları sanatçısı Yunus Emre Bozdoğan’ın önceki oyunlarını da izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Kendi stili olan özgün bir yönetmen… Ankara Devlet Tiyatrolarında yönettiği Çetin Altan’ın “7.Köpek” ini dün gibi hatırlıyorum. Oyunlarını izleyenler broşüre bakmadan rahatlıkla yönetmenin adını söyleyebilir. Kendine özgü bir sahneleme tekniği var. Yunus Emre Bozdoğan’ın bu başarısı, seçtiği tüm oyunların söyleyecek bir sözü olması…
 
    Küheylan’da ise sözü ön plana çıkarmak yerine hareketi sözle harmanlayarak görsel bir söylemle izleyicinin dikkatini çekiyor. Bedensel eylemler konuya olan ilgiyi artırıyor. Böylelikle söylencelerin daha iyi dinlenmesini sağlıyor.
 
    Bazı otoritelere göre Küheylan dünyanın en zor sahnelenen 50 oyunundan biri. Bana göre Küheylan’ı oynamaktan çok oynamaya karar vermek daha zordur. İyi bir ekibe sahip olan her tiyatro pekâlâ oyunu sahneye koyabilir.
 
    Kurulduğu günden bu yana devamlı çıtasını yükselten Kocaeli Şehir Tiyatroları, “Küheylan”ı şaha kaldırıyor.
 
    Mutlaka görülmesi gereken bir oyun. Tam bir tiyatro vakası!

Anahtar Kelimeler: küheylan, kocaelişeh, kocaeli şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir