MAKALELER

Köşk - Tiyatro Fora

2009.03.19 00:00
| | |
1510

Sizce Nasıl?
Herkes geçmişinden izler taşır geleceğine, ama kimileri geçmişte yaşar, kimileri unutur ve günü yaşar…

     TİYATRO FORA' NIN İZMİR TURNESİNDEN İZLENİMLER…
 
     “LOST” un Yazarı Craig Wright' ın “KÖŞK” Oyunu Üzerine Bir Değerlendirme…
 
    Her iki olasılık da çok tanıdık geliyor değil mi? Çağın hızına ayak uydurma çabamızın bazen bizi yarı yolda bıraktığını fark etsek de, akışı yakalama güdümüz hep ağır basıyor ve yeni bir güne daha başladığımızda, durup düşündüğümüz anlarda karar verdiklerimizi bile uygulayamadığımızı görüyoruz… Hayatın ayrıntılarda gizli olduğunu biliyor, zamana kurban verdiğimiz detayları atlamamaya niyetlenerek kararlar veriyoruz arada sırada: Hayat o kadar kısa ki; bundan sonra sevdiklerimize ve bizi mutlu eden aktivitelere daha çok zaman ayıracağız! Maddiyattan mümkün olduğunca uzaklaşıp sadeleşeceğiz! Daha çok okuyacak, daha çok gezecek, öğrenip, gelişeceğiz! Daha çok gülümseyeceğiz, daha çok anımsayacağız, daha çok seveceğiz ve bunu her an dile getireceğiz! Daha esnek, daha hoşgörülü ve daha sakin, dolayısıyla da huzurlu olacağız! Kaderi değiştirmeye çalışmayacak, önümüze geleni yaşayacağız! Artık sadece nefes almayacak, gerçek anlamıyla hayatı soluyacağız! Öyle mi gerçekten? Sık sık karar verip de uygulayamadıklarınızın sayısını biliyor musunuz? Peki ya vazgeçtiklerinizin?
 
    Amerikalı yazar Craig Wright'ın, Tiyatro Fora tarafından sahnelenen oyunu “Köşk”, Zeycan Monteleone tarafından dilimize çevrilmiş. Tufan Karabulut'un yönettiği ve rol aldığı oyunun müzikleri Burcu Selçuk Kavaklıoğlu'na, kısacık dans sahnelerinin koreografisi ise Yeşim Alıç'a ait.
 
     Lost' un Yazarı Craig Wright'tan Bir Zaman Sorgulaması…
 
    Eleştirmenlerin Thornton Wilder'ın ünlü oyunu “Kasabamız”ın güncel bir uygulaması olarak alkışladıkları “Köşk”, şiirsel olanla komik olanın, romantik olanla felsefi olanın nöbetleşe yer değiştirdiği, zaman, varoluş ve aşk üzerine bir oyun.
 
    Craig Wright, “Köşk” oyununda; “insanların kısıtlandırılmış çevrelerinde gezinerek, şu an hayata evet diyebilir misiniz? diye sormak istediğini dile getiriyor ve ekliyor; “Hayat ne zaman artık mücadele etmeye değmez? Bana göre daima mücadeleye değer. İşte Köşk'te yapamaya çalıştığım da, bu görüşümü seyirciyle paylaşmaktı. Bana öyle geliyor ki; hiç hata yapmamış genç insanlar için mutlu sonlara ulaşmak kolay. Peki ya, çok büyük hatalar yapmış olan insanlar için? Aktarmak istediğim bir hayat görüşüm var. Fazla basite kaçmadan ve zorlukları inkâr etmeden, hayata 'evet' demenin nasıl bir şey olduğunu incelemek istedim.
 
    Artık genç olmayan, çuvallamış ve hatalar yapmış insanlar için, sert bir şey denemek istedim. Kimseyi affetmeyi ve hiçbir şeyi unutmayı gerektirmeyen bir yolla, telafi etme sorununu çözmenin bir yolu olup olmadığını görmek istedim.”
 
    Amerikalı oyun ve televizyon yazarı Craig Wright, dünya genelinde ilgi gören oyunlar yazmıştır: “The Pavilion(Köşk)”, “Orange Flower Water”, “Molly's Delicious”, “Recent Tragic Events”, “Main Street” oyunlarında bazılarıdır.
 
    "Köşk” ile Pulitzer'e aday olan Wright, “Amerikalı Tiyatro Eleştirmenleri Yeni Oyun Ödülü”, “En İyi Çıkış Yapan Yeni Oyun” dalında “Helen Hayes Charles McArthur Ödülü” gibi pek çok ödül kazanmıştır.
 
    Oyun yazarlığının yanı sıra, geçen on beş yıl içinde, “Lost”, “Six Feet Under”, “Brothers & Sisters” gibi dünyada izlenme rekorları kıran TV dizilerinin senaristliğini de yapan Craig Wright, balıkçılık, reklam yazarlığı, otelcilik ve HIV'li çocuklar için dünyanın en büyük kampı olan Kamp Heartland'in gelişim müdürlüğünü de yaptı. Wright, “The Tropicals” adlı alternatif rock grubunun lideri olarak Grammy ödüllü “Semisonic” ile turneye çıkmış; “Kangroo” grubunun üyesi olarak da “Phantom” ve “Skyscraper Spaceship” adlı iki albüm çıkarmıştır.
 
      Tiyatro Fora…
 
    1995 yılında Tufan Karabulut'un “Genel Sanat Yönetmenliği”nde kurulan Tiyatro Fora, perdelerini ilk olarak Woody Allen'in “Tekrar Çal Sam” adlı oyunuyla “Foks Fun Kültür Merkezi”nde açtı. Sonraki yıllar boyunca Melih Cevdet Anday'dan Dario Fo'ya, Alan Aycbourn'dan Phil Young'a, Marco Antonio de la Parra'dan N.J. Crisp'e, Donald Margulies'den Paula Vogel'e kadar dünya çapında tanınmış pek çok önemli yazarın oyununu sahneledi. Tiyatro Fora son olarak, son olarak 2007-2008 tiyatro sezonunda Craig Wright'ın "Köşk" adlı oyununun Türkiye prömiyerini gerçekleştirdi.
 
      İzmir Sanat Merkezi ve Yarı Boş Bir Salon…
 
    Tiyatro Fora tarafından sahnelenen “Köşk”, Mart ayında, Fuar alanının içindeki İzmir Sanat Merkezi'nin o sıcacık atmosferinde İzmir seyircisiyle buluştu… Kültür ve sanata duyarlılığıyla hayranlık uyandıran İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin en güzel hizmetlerinden biri olan İzmir Sanat Merkezi, kent kültürünü canlandıran kaliteli etkinliklerde öncülük yapıyor… Kent merkezindeki yemyeşil fuar alanının içinde, kuş cıvıltıları eşliğinde, bir sanat merkezine yakışacak ölçüde estetik ve zarif bir mekan İzmir Sanat Merkezi. Her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri'ne de ev sahipliği yapan sanat merkezinin salonu Köşk'ün temsilinde ne yazık ki yarı boştu. Uygun bilet fiyatları ile seçkin müzik ve tiyatro etkinliklerini kentimizle buluşturan bu merkez, değerli sanat eserlerine kucak açan sergi salonu ile de İzmirli'ler için büyük bir şans… İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bu önemli hizmetinden ötürü minnet borçluyuz, ama kentlilerin de burunlarının dibindeki bu etkinliklere daha çok ilgi göstermelerini bekliyoruz.
 
     “Zamana Evet Demeliyiz, Aksi Halde Geçmişte Yaşarız!”
 
    Peter, yıllar önce beklenmedik bir hamileliğin ilişkilerini bitirmesinin ardından, geçmişte bıraktığını sandığı eski aşkı Kari'yi yeniden kazanma hayalleriyle lise mezuniyetlerinin 20. Yıl kutlamasına gelir. Parti, kasabada onlara gençlik yıllarını anımsatan eski köşkte yapılmaktadır… O geceden sonra köşk, orta yaşlarına gelmiş bu gençlerin tüm hayalleri ve umutlarıyla beraber yakılacaktır. Parti başladığında Peter ve Kari soğuk bir karşılaşma anının ardından birbirlerinden uzak durmaya çalışırlar. Bir ara Peter, lisedeki müzik grupları Mustang'lerin hayattaki son elemanı olarak diğerlerinin hiç duymamış oldukları duygusal bir şarkıyı seslendirir… Bu noktada Peter'in eski aşkı Kari şarkıdan etkilense de, seyirci için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Peter'i oynayan Tufan Karabulut'un “Bunun Adı Aşk” adlı şarkıyı seslendirişi ne yazık ki yeterince iyi ve etkileyici değildi. Müzik, CD'den verildiği halde oyuncunun sesinde detonasyon vardı ve belli ki şarkı düşük seviyede kaydedilmiş, zira ses çok derinden geliyordu. Şarkıyı CD'den vermek yerine, oyuncu şarkı ve gitar telleri üzerine biraz çalışsaydı da sahnede canlı çalıp söyleseydi daha etkili olurdu kuşkusuz.
 
      “Koskoca Bir Dünyayı Ayakta Tutmak İçin Tek Bir Şans Yeterli mi?”
 
    Hala unutamadığı geçmişi, hayalleri, yitirdikleri ve duyguları yeniden canlanan Kari, gecenin ilerleyen saatlerinde, içkinin de etkisiyle, uzak durmaya çalıştığı Peter'le konuşmaya başlar… Her ikisi de on yedi yaşında ve okulun gözde çifti oldukları sırada Kari'nin hamile kalması Peter'i korkutmuş, Kari'yi yarı yolda bırakıp kaçmıştır. Peter'in babası durumu bildiği halde Kari'ye sahip çıkmamış, hatta gençliğinde aynı sebeple evlendiği için duyduğu pişmanlığı oğlunun da yaşamaması için ona Kari'yi terk etmesini söylemiştir. Kari, Peter'in ardından, içinde bulunduğu durumla tek başına mücadele etmek zorunda kalmış, çaresizlik yüzünden bebeği aldırdığı için kötü günler yaşamış ve kasabaya karşı onurunu kurtarmak için Hans'la evlenmiştir. Peter'i hala sevmesine ve kocasıyla çok mutsuz olmasına rağmen, düzenini değiştirmeye cesaret edemez. Tıpkı o partide bulunan diğerleri gibi! Mutsuz evlilikler, tekdüzelikten yorgun, zamanın acımasızlığına yenilmiş, el alem ne der düşüncesiyle sıkışıp kalmış hayatlar, sonuçta yorgun, mutsuz, umutsuz ve giderek de ruhsuz hale gelen insanlar… Gece ilerledikçe, Peter ve Kari, bir Anlatıcı tarafından canlandırılan pek çok mutsuz karakter eşliğinde, uzun zaman önce yaptıkları seçimlerin sonuçlarını değerlendirerek, yeni elde ettikleri kazanımlarla hayatlarının geri kalanını nasıl yaşayacaklarına karar verirler. Karar da, tıpkı zaman gibi acımasızdır, çünkü karakterler korkaktır. İnsanoğlu, değiştirmekten korktuklarını kabullenip, mücadeleyi bırakarak kolayı seçmekte, böylece insan olma gücünü bir kenara itmektedir.
 
    Metinde, “geçmişi unutarak mı, yoksa hatırlayarak mı insan oluyoruz” türünde bir sorgulama yapılıyor… Arda Kavaklıoğlu'nun canlandırdığı Anlatıcı bir yerde şöyle diyor; “Erkekler belli bir duygu kapasitesiyle yaratılmışlardır; kaldırabileceğimizin çok üstünde duygusal çöküntüler yaşarsak, duygularımızı çok daha erken tüketiriz ve zaman bizden daha fazla duygu sömüremediğinde bizi bir kenara iter.”
 
     Her Şeyi Erteliyoruz, Oysa Sadece Tek Bir Hayatımız Var…
 
    Oyun, Anlatıcı'yı ve pek çok yardımcı rolü oynayan Arda Kavaklıoğlu'nun evrenin oluşumunu anlatmasıyla başlıyor. Sadece tek bir hayatımız olduğu gerçeğiyle hareket ederek hiçbir şeyi ertelememek gerektiği ve zamanı geri getiremeyeceğimiz üzerine kurulu olan metnin, evrenin oluşumunun anlatımıyla başlaması, “oyun nasıl devam edecek acaba” şeklindeki merak ögesini beraberinde getirse de, konuyu bilenler için zorlama bir başlangıç olarak algılanıyor. Anlatıcının girişteki tiradı daha kısa tutulmalıydı, çünkü birbirinin tekrarı konuşmalar, oyunun düşük bir tempoyla başlamasına neden oluyor ve sıkıcı devam edeceği ipucunu veriyor… Oyunun devamında ve finale doğru Peter'la Kari'nin hayatları üzerine karar verdikleri sahnede, evreni yeniden başlatmak üzerine yaptıkları sohbetlerin de işlevsiz olduğunu düşünüyorum. Peter'in Anlatıcı'yı sahneye çağırarak oyunun başındaki “evrenin oluşumu” anlatımını yinelemesini istemesi, böylece evrenin yeniden başlatılacağını ve onun da geçmişteki hatasını telafi edeceğini düşünmesi inandırıcılığını daha da zayıflatıyor. Kari, zaten Peter'a olan güvenini bir kez yitirdiğini ve bu gerçeği değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini, ancak evren yeniden oluşursa onu affedeceğini söylüyor. Çaresiz kalan Peter da Anlatıcı'yı çağırıp bunu yapmasını istiyor, yani durumuyla dalga geçiyor, böylece bu sahne, zaten güçsüz kişiliğinin farkında olduğumuz Peter'in inandırıcılığını daha da zayıflatmaktan öteye gidemiyor. Bence oyunun, “Ne yaparsan yap zamanı geriye alamazsın ve kader çizgini değiştiremezsin” demek için bu kadar basit bir sahneye ihtiyacı yok, metnin özünde zaten bu söylem vurgulanıyor.
 
    Oyunun bu sahnesinde güya Peter istediğini elde edemediği için saçmalıyor, ama bunu yansıtmak için daha coşkulu, heyecanlı, üzgün, belki de saldırgan olmalıydı. Yirmi yıldır beslediği bir umudun imkansız hale gelişini bu kadar sükunetle karşılamamalı, çaresizliğini daha yoğun bir coşkuyla vurgulamalıydı.
 
    Peter rolündeki Tufan Karabulut, karakterin geçmişteki hatasından kaynaklanan utanç ve pişmanlığını güvensiz ve çekingen tavırlarla yansıtmak istemiş belli ki, ama diğer yandan bu tavırlar onun soğuk ve tutuk bir oyunculuk sergilemesine neden olmuş.
 
    Peter ve Kari'nin geçmişle hesaplaşmaları çok uzatılmış, mutluluk sorgulaması yapılan diyaloglar çok felsefi ve ağdalı, ayrıca çoğu kez tekrara düşülerek aşıkların karşılıklı sahnelerinde yer yer Türk filmlerindeki gibi abartılı bir oyunculuk sergileniyor ki bunlar da tempoyu yavaşlatıyor.
 
    Kari'yi oynayan Özden Ayyıldız, dublaj sanatçısı olarak da iyi bildiğimiz, başarılı bir oyuncu. Kari'nin Peter'la ayrılıklarının üzerinden geçen on yedi yıl boyunca çektiği acıyı, onuru ve aşkı arasında kalan bir kadının ikilemini başarıyla yansıtıyor. Oynadığı rolün tüm hayatına yayılmış olan hüznünü gözlerine ve duygulu ses tonuna yansıtabilmiş bir oyuncu. Özden Ayyıldız, Kari'nin mutsuzluğu kabullenişini ve onurlu bir kadın olmanı bedeli olarak yıllarca üst üste eklediği kırılganlığını gizleme becerisini çok başarılı bir şekilde yansıtmış.
 
    Anlatıcı'yı ve Peter ile Kari'nin geçmiş sorgulamasına hizmet eden yan rolleri üstlenen Arda Kavaklıoğlu, sahne sempatisi olan dinamik bir oyuncu. Rol değişimlerinde performansı hiç düşmüyor, bitmeyen bir enerji ve coşkuyla rollerine sarılıyor.
 
    Craig Wright, Köşk oyunu ile biraz da evrenin var oluşundan beri insanlığın sorgulamayı sürdürdüğü bilinmezlere yanıt arıyor: “Zaman her şeyin ilacı mıdır yoksa bazı duyguları körükleyip yoğunlaştırır mı?”, “biz zamanı yakalamaya çalışırken gözden kaçırdıklarımız yüzünden zaman bizi çoktan terk edip gider mi?”, “pişmanlıkların telafisi var mıdır?”, “kader çizgimizi değiştirebilseydik aynı hataları yineler miydik, yoksa olgunlaşır mıydık?”, “mutsuz olduğumuz durumu değiştirmek son derece insanca bir seçimken neden kolayı seçip kabulleniriz?”, “mutsuz olma pahasına başkalarının onuru için yaşamak özsaygıyı yok etmez mi?”, “yalnızca bir hayatı varken neden insanoğlu onu mahvetmek için uğraşır?” soruları süregelip gidiyor…
 
    Bazı sahneler budanması gereken laf kalabalığına kurban gitse de, düşünsel anlamda güzel bir metin “Köşk”… Herkesin geçmişle hesaplaşma, pişmanlıklarını ya da hatalarını telafi etme ve geleceğe taşıma yönteminin farklı olması yönünden düşünülürse, oyun öznel bir bakış açısına sahip, ama “zaman” kavramında pişmanlığa ve durup düşünmeye yer olmaması bakımından da evrensel bir teması var. Evet, zaman bize zaman tanımaz, yaşamak istediklerimizi erteleyerek hayatı kaçırıyoruz, oysa sadece tek bir hayatımız var ve o da bizi terk ettiğinde geriye yalnızca evrende asılı duran sayısız pişmanlık kalıyor... Hayatınızı kaçırmamanız dileğiyle… İyi seyirler… 

Anahtar Kelimeler: Köşk, Tiyatro Fora



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir