MAKALELER

Koca Bir Aşk Çığlığı - Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu

2008.02.01 00:00
| | |
1222

Sizce Nasıl?
Oyuncunun tahtaya (sahneye) çıkıncaya kadar geçirdiği o “meşum” yıkıcı, yakıcı evre… Oyuncunun o evredeki trajikomik durumu…

SARAN İLE YÖNTEM, AYAKTA ALKIŞLANMALI: “KOCA BİR AŞK ÇIĞLIĞI” 
 

Oyuncunun tahtaya (sahneye) çıkıncaya kadar geçirdiği o “meşum” yıkıcı, yakıcı evre… Oyuncunun o evredeki trajikomik durumu… Gereksinim duyulan sözcükler, açığa vurulan duygular, ortaya saçılan aşklar, kusulan kinler… 

 Hırvat Asıllı Fransız oyuncu, yazar, yönetmen Josizne Balasco(vic) bir gerçeği işlemiş, Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu yapımı “Koca Bir Aşk Çığlığı – Un Grand Cri d’Amour” adlı oyununda. Oyunun pek de yeni olmayan, ama iyi işlenmiş konusuysa şöyle: Bir zamanların efsanevi oyuncusu Hugo Martial (Selçuk Yöntem), yıllar sonra iki kişilik bir oyunla sahnelere dönmeye hazırlanmakta… Heyecanlı ve endişeli… Ama provanın ilk gününde diğer oyuncunun oyunu bıraktığını öğrenir. Menajeri Daniel (Hazım Körmükçü) ve yönetmen Léon (Bekir Aksoy ) duruma çare ararlar. Hugo Martial ya on yıl önce ayrıldığı, umutsuzca hatırlanmayı bekleyen alkol tedavisinden yeni çıkmış eski eşi Gigi Ortéga (Tilbe Saran) ile oynamaya razı olacak ya da hem unutulmuşluğa geri dönecek, hem de bütün ekibi işsiz bırakacaktır. Çaresizce bir araya gelirler. Bir araya gelmeleriyle birlikte, tiyatronun büyülü dünyasının perdesi aralanır. İzleyici, işte o perde aralığından perde gerisindeki acıları, keyifleri izler; bir tiyatro oyununun “ramp  ışıklarına” kavuşmasının heyecanını Ortéga ile, Martial ile, Daniel ile, Leon ile paylaşır.

GEVŞEYEN İZLEYİCİ
Oyunun neredeyse ta başından, sonu bellidir. Unutulmanın eşiğine gelmiş, bir zamanların dillere destan ikilisi Hugo Martial ve Gigi Ortéga’nın yıllar sonra bir taraftan oyunculuğa, diğer taraftan  aşklarına sıfırdan başlayacak, onları bir araya getirmek için, Daniel ardı arkası kesilmeyen “senaryolar” yazacaktır. Üstüne üstlük, oynayacakları oyunun konusu, yani Mona ile Antoine’ın öyküsü, kendi öykülerine neredeyse birebir benzemektedir. Oyun yalanlar, kavgalar, çaresizlikler, benlik çatışmalarıyla gelişir. Argodan beslenme, seyirciyi daha bir gıdıklar, gevşetir.

BÜYÜK OYUNCULUĞUN UYANDIRDIĞI ETKİLER
Bu gıdıklanma ve gevşeme aşamasında usta oyunculuklar devrededir. Seyirci bir yandan kahkahalarla gülerken, Tilbe Saran’ı ve Selçuk Yöntem’i, Hugo ile Gigi ve Antoine ile Mona olarak izler. Saran da, Yöntem de bedenlerini basit bir gösterge vericisi, izleyiciye yönelik işaretler göndermek için ayarlanmış birer semafor olarak kullanmazlar. Bilinçli olarak kullanmazlar, çünkü oyun güçleri izleyicinin bedeninde enerji, istek yönlendirmesi, itkilerin yükselişi, yoğunluk ya da ne bileyim ritim olarak da adlandırılabilecek etkiler uyandırmaktadır.

TİLBE SARAN VE SELÇUK YÖNTEM GERÇEĞİ
Oyunun ilk yirmi dakikası içinde Tilbe Saran da, Selçuk Yöntem de içlerinde kaynayan tüm gelişigüzel istekleri ve yönelimleri eyleme geçirir. Bu istek ve yönelimleri, oyun metninden çıkarılan yapmacık olgulardan değil, gerçek koşullardan türetirler. İçsel itkileri Selçuk Yöntem’in içinde kendiliğinden biçimlenir; Tilbe Saran, imgesel değil gerçek olan, aynı zamanda Gigi Ortéga’nın geçmişinin, şimdiki zamanının ve geleceğinin etkisi altında olan ve bir anlamda “resmettiği” karaktere uygun içsel dürtülerle dolu olan asıl çevresinin ortasında varolmaya başlar. Saran’ın ve Yöntem’in iradeleri, akılları ve duyguları eyleme geçmiştir. İçsel yaşamlarının itici güçleri, yuvarlanan birer ateş topu gibidir ve sahneden izleyiciye doğru yuvarlanır, izleyiciyi sarar sarmalar. 

YARATICI KADRO DEĞERLENDİRMESİ
“Koca Bir Aşk Çığlığı”nın müzikleri Joel Simon’a aittir ve de hiç de kötü değildir. Cem Yılmazer’in ışık tasarımına, ters kullanılmış profil projektörün seyircinin gözünün içine dalması dışında iyi denebilir. Özellikle büro tablolarında kullandığı parlak, sıcak ve temiz ışık doğrusu pek güzeldir. Hakan Dündar’ın insan doğasıyla teknoloji arasındaki ilişki ve dengeyi kurmayı amaçlayan metal ağırlıklı dekorunun (parlaklık açısından) göz alıcılığını her ne kadar ahşap sandalyeler önleyemiyorsa da, hem oyuna ait, hem de oyunun içindeki oyuna ilişkin; okuma provalarından, sahnelenme aşamasına yenilenen dekor, işlevseldir. Gene Hakan Dündar imzalı kostümler tek kelimeyle fevkaladedir. Zeynep Avcı’nın Türkçeleştirmesi ise, Türkçe gibi Türkçe açısından övgüye değer niteliktedir.

SAHNEYE KONULUŞ 
Eğri oturmadan doğru konuşmak gerekirse, oyunu sahneye taşıyan Işıl Kasapoğlu, düşünceden doğan heyecanı değil, heyecandan doğan düşünceyi yeğlemiş ve böylece mükemmel bir heyecan tepkisi elde etmiş. Müthiş bir tempo sağlamış ve bu tempo içinde izleyiciye düşünme nedeni vermeden, bütün olup bitenlerin gerçekmiş gibi algılanmasını sağlamış. Bu amaç uğruna hiçbir “zorlama” öğe kullanmamış. Jesti, devinimi, vurguyu birbirine karıştırmamış. Oyunun en başından en sonuna kadar metni su gibi akıttığı için, seyirciyi tümüyle etkisi altına almış. Oyuncularını heyecanlanmaya değil, birtakım özel eylemler yapmaya zorlamış. Oyuncuya, nasıl heyecanlanması gerektiğini anlatmak yerine, ne yapması gerektiğini söylemiş. Oyuncularının tüm varlıklarını harekete geçirmelerini sağlamaları için derinlikli tutkuları olan coşkular üretmiş, onlara “komprimeler” olarak vermiş.

OYUNCULAR
Oyunculardan Hazım Körmükçü, Işıl Kasapoğlu’nun isteği doğrultusunda her şeyden önce (Daniel olarak) ne istediğini, bu istek uğruna ne yapması gerektiğini göz önünde tutarak karakteri oluşturmuş. Bekir Aksoy, Léon tiplemesini abartılı bir “gay” olarak değil naif, duyarlı bir karakter olarak abartıya hiç mi hiç kaçmadan “feminen” bir tip olarak canlandırıyor. Fiziksel ve psikolojik bir planı var Aksoy’un. Yaptığı planın çekici gücü de var. Yaratıcı heves, heyecan verici bir yönelim Bekir Aksoy’un Léon’u çıkarışında ilk gözlemlenen ipuçları olarak dikkat çekiyor.

DÖNELİM Mİ YENİDEN YÖNTEM İLE SARAN’A
Ve yeniden Selçuk Yöntem’e gelirsek, (ki gelelim, çünkü o, bunu “Koca Bir Aşk Çığlığı’nın Hugo Martial’i olarak da hak ediyor) coşkularını yönetmeyi ve o coşkuları izleyiciye okutmayı çok iyi biliyor. Duygulanımlarını müthiş bir soğukkanlılıkla üretiyor. Ürettiği duygulanımların iç hakimiyetinden çok, yorumladığı duygulanımların izleyici tarafından okunabilir olmasını yeğliyor. Duygulanımlarını oyunculuk biçemi içerisinde listeliyor, kategorilere bölüyor. Yetinmiyor, devinim ya da tavır yardımıyla coşkularını kodluyor. “Olur mu öyle şey” demeyin, oluyor, Selçuk Yöntem yapıyor.

Ve yeniden Tilbe Saran’a gelirsek, (ki gelelim, çünkü o, bunu “Koca Bir Aşk Çığlığı’nın  Gigi Ortéga’sı olarak da hak ediyor) gövdesiyle ruhu arasında, iç aksiyonu ve dışa dönük hareketleri arasında minicik, ama mini minnacık dahi uyumsuzluk bulunmuyor. Bir alet gibi kullandığı gövdesi duygularını çarpıtmıyor, bellediği doğru yoldan saptırmıyor. Gigi Ortéga’nın Tilbe Saran’da gövdesel yaşam buluşu güzel, zarif, yankılı, renkli, uyumlu bir sonuçla anlatılıyor. Devinen bedenini ve değişken sesini havada biçimlendiriyor. Kum üzerine yazı yazan bir yazar gibi o!.. Bir yazar gibi, sanatını  malzemesini kendi içinden, kendi belleğinden çekip çıkarıyor, metnin önerdiği kurgusal kişiliğe göre bir anlatı oluşturuyor. Oluşturduğu anlatının içinde kendini yoğuruyor.

Selçuk Yöntem ve Tilbe Saran “Koca Bir Aşk Çığlığı”nda ayakta alkışlanmayı şöyle böyle değil, gerçekten hak ediyor.

(“Küçük Bir Aşk Çığlığı”nı 1 Şubat Cuma, Saat 20.00’da Kenter Tiyatrosu’nda; 2 Şubat Cumartesi, Saat 20.30’da / 10 Şubat Pazar Saat 16.00’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde; 9 Şubat Cumartesi Saat 20.30’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde izleyebilirsiniz. Ben, Salı güleri de bu köşedeyim Efendim. Beklerim.) 

Anahtar Kelimeler: Koca Bir Aşk Çığlığı, aysa prodüksiyon, aysa prodüksiyon tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir