MAKALELER

Kiraz Zamanı -

2016.05.27 00:00
| | |
1266

Sizce Nasıl?
İnsan en önemlisi sevgilerinde bulduğu o aynı oyunun vodvil tadı gibi olma anı yüreklerin bağı kırılmadan önceki yüzü görünüyordu,...

 


 

Sanatın kanatları vardı, sesi vardı yüzü vardı, gözü vardı...

Bir bahar akşamı sesler yükseliyordu, gülücükler bir atan kalpler de sesi el birliğiyle hep beraber kahkahalar eşliğinde...

KİRAZ ZAMANI

....

İnsan bilmeli hangi zamanda gezdiğini...

Bilmeli sözü, dili, ruhu!

İnsan görmeli gözü, kalbi aşkı...

Sevmeli insan gibi!

Ufacık bile olsa yaptığı işi,

İnsan bilmeli rüzgarın sesindeki hışırtıyı...

Bilmeli ruhu!

Gözleri kapanınca dahî

Kimi kırdığını,

Kimi incittiğini,

Kime ah aldırdığı yönde törpüyü;

Kiraz Zamanı...

Yz: D.K.

İnsanların duvarları olduğu pencereden gözlerimize sevginin döküldüğü bir camekan açan o değerli tiyatro yönetmenleri Ali Yaylı nın emeklerinin baş köşeden ön sırada bir dil buldum...

Önce aşk dedi lisanları, ama önce sevgiyle eve gelen misaifiri karşılar gibi değer yargılarıyla ağzımıza yüzümüze bal sürdüler, gizliden perde öncesi ama ne gariptir ki bu davranış alt metininde tek ve hürdüler ve perde yerine insanı insana insanca anlatma yolunda değer yargılarıyla bakış açıları ve kendileri oynarken eğlenen yönleri yanında bir de bizi o iç heyecanlarına kattıkları nükseden perdenin kışlasız sıcacık iç benlikleriyle gerek isimli, gerek kaliteli tiyatro oyun ve oyuncularıyla önce gözlerimizde ışık sonra yüzümüzde gülücük oluverdi, dokunuşları... Biraz Sitanislavski yöntemiyle bir başlangıç olsa dahi kreshandonun sesini Vodvil tiyatro türünden iç kreshandosu yüksek ve asıl değerli oyuncularıyla nöbetleri nöbetlere bırakma hicveden bir iç bakış açısıyla bir de özellikle gerek işitme engelli arkadaşlarımızı unutmayıp, onlar için özel anlatımcılarıyla, bence globalliğin ötesinde bir sosya - kültürel bütünlük vardı...Pardon ama biz bunun ne kadarını yapabildik? Toplum kültürü olarak, kaçımız bu kadar değerli oyunlara gidip izleyebildik? Herşey altını akçe yüz görümü müydü? Yoksa süs, püs mü? Bence kültür kafada biten bedene, yüze davranışa dağılan asıl perçem asıl renk, asıl kaliteydi...Biz bunu bu oyunda dillere taktire şayan oyunculukları içinde sezon boyunca olan seyircileriyle kocaman sanat yürekleriyle gördük...

En önemlisi neydi? İnsanı insana anlatma sanatı öncelikle insan olma sanatı, çok güzel iç kreşhando içinde bir teyze kılığına girip gelen asılda Doktor'un eski karısı ama teyzesinin oğlu bir aileyi kurtarma çabasında sevgileri bölmemek için olan çabası ne kadar güzeldi ki bizi yürekle coşkuyla güldüren asıl o Teyze karakterine girip gelen bize o çizgileri bir filmde ki gözlerde ki kahkahanın cümbüşü gibi çizen Tuna Oran dı...

İnsan en önemlisi sevgilerinde bulduğu o aynı oyunun vodvil tadı gibi olma anı yüreklerin bağı kırılmadan önceki yüzü görünüyordu, siz neden sevgilerinizi kırarak ilerliyorsunuz? Önemli olan soru bu!

İnsanların oyunun içinde ki piskiyatrist doktoru(Ahmet Uz) gibi asıl da hiç kendilerini yoklamadıklarını beyan etmesi asılda biz bize değiliz ki ben de neden biz olayım nidasında bir metres (Sibel Gökçe) hayatı ha bir de tabi insanlarımıza topu ( ki biliniyor o asıl yürek kavimi özlemi insan olan gerçek sanatçı doğası ) ile bence en güzel oyunculuklardan birini eski gelinin(Elif İnci) oyunculuğu ve yeni (Nami Esatgil) nişanlısının özverili işine oyunculuğuna olan aşkıyla bütünleşmiş iç kreshandosu ve gerçekten bize özde benliğini kaybeden insanların sevgi dolu yüzlerini sunarken gülmenin tadına vardık dediğim asıl da o neydi biliyor musunuz? Asıl da ki o ekip bütünlüğü dediğimiz şey ve bir olma yolunda sanat için sanatkar için insan için emek verme çabası herkesi bir anda düşünebilme iç güdümü ve bilir kişiden çok olabilme asıl da o kişi olma bütünlüğünün gerçek iç benliğinde gözlerimize seriyordu...

Beni en çok etkileyen güldüren evet bir metresin o şu tavırları da bizi etkiler ama gel görelim bu Tiyatro Oyunu'nun bütünün de ki tema çıkışsız yol, çatışma içeriği zaten sürükleyiciliği yanında matematiksel olarak yazılıp kağıda döküldüğü gibi gerçek bir sanatkarın yürekle işlediği bu kadar yılların emektarı Ali Yaylı nın yönetmenliğiyle birlikte bir çok içeriğinde oyuncu olarakta bulunan hocalarımızında izleyicilerinin gözlerinde ki o kahkahaları ve bunca hayatın zorluğunda gülmekte bir sanattır; güldürmekte ve bir nefes almakdır ki bize bahşettikleri için ve ayrıca organizatörleri Ali Oran a şükranlarımla teşekkür ediyorum...

Çünkü önce insan olmamız ve gerçek sanatkarın çabasında gözlerimizi perdelerimizi açmamız gerekiyor ki başarı tüm topraklar da sanatla birlikte yürekle de gelsin...

Bir de evimizin, iş yerimizin mutlaka bize neşe katanı vardır. İşte bu iş yerinin de en çok neşe katan bir yandan güldüren ve asıl oyunda ki durum komedisi metresi (Sibel Gökçe) gibi Mahmut karakteriyle( Teoman Gelmez) gibi renklerinizi kaybetmeyin. Çünkü sevgiler gibi onlar giderse neşeniz, sesiniz, soluğunuz kırılır...Bazen çocuklarımız gençlerimiz gibi o neşe dolu bütünlüklerimiz bizim için bizler için biz olmak için çok değerlidir...İnsana yaşam kaynağı gibi bir bütün...

Mahmut: ''Bir sevgilim bile yok''

Bir de ne hikmetse bütün sözleri nidaları yüzünüze nefes veren sözleri onlarda bulursunuz ya işte bu en minimal ya da en yakın eşiniz gibi insanlar bile olsa kaybetmeyin! Çünkü Asıl Olanlar, dobra konuşanlar ve davranırlardır...

Burada tabi doktorun metresini evlenme vaadiyle kandırması da bir durumdur ama komedisi bunun iki arada bir derede kalması trajedik yönüdür, çünkü insanlığın bu konumda olduğunu bildiren içsel tema vardır...Yüz görümü göz yaşı silen tellerinde sesler, nidalar, yorgan gibi...

Dr. Kamil: ''Biz evlensek ne güzel olurdu''

İnsanlar çekirdek bir yapı oluşturmak için evliliğin o duvarlarından geçmek ister, ister de önce bence düşünmek gerekir... Ne kadar bütünüz? Ne kadar biziz? İşte o biz olanlar, olduklarımız varya bence en helal olsun lafı onlara ve biz gibi biz olanlara gelsin, diyorum...

Çünkü sevgi, sevmek gerçek bir yürekle yüreğin bütün olmasından çok daha öte tek olmaktır, bir nevi başbaşa canlı taş gibi yalansız, moderötörce olmadan ama yürekle sımsıcacık...

Tabi evin eski eşin basmasıyla birlikte değeri bilinmeyen hep nedense hayatta (ya eskiler olur ya da dobra tertemiz konuşanlardır) öyledir ya işin ilginç yanı da budur, hep değerliler kaybeder, değersizler kazanır bu hayatta... Halbuki ciddi anlamda tabiki Kiraz'ın(Sibel Gökçe) de ayrı bir yeri var ama eski gelini Meltem (Elif İnci) nin oyunculuğu bana ve bence seyirciye estetik boyutlar açısında artı eksi arasında ki gerek durum komedisi içeriğinden çok, bazen oyuncunun yaptığı iş her ne kadar komedi içeriği taşısa lirik de olsa dolu beyin gerçek aktör - aktrist

Oyunculuğuyla dış etkenlerde kalmadan ve saldırmadan görülen, övünçle izlenen iyi bir sanatkardır ki bence 'buydu' diyebildiğim, en güzel işleyiş sanat ve ekibin bütünlüğü, ürünü...

Tabi daha sonrasında evi bir de Fikriye Teyze'nin oğlu Fikriye teyze nin kılığına girip gelirse (Tuna Orhan) işte burada en büyük durum komedilerini yüzümüze dizen Tuna Oran'ı geçmişten az tanıdığım halde yılların insanlarda çok renkli karakterlerini besledikçe ne kadar daha doğal ve repliklerin arasında demeyeceğim tamamiyle kostüm olsa da olmasada o yüreklerinin renkleri sanki hep canlı ve Apaydınlık yüzleri yüreğimize ve olayın asıl özünde ki vermek istediği mesaja değinen yönünü oluşturuyordu...Acaba sizce Fikriye Teyze bu evliliğin eşiğinden döndürdü mü, dersiniz yoksa yıkıldı mı kaleler ? Gülücükleriniz eşliğinde sizin de buna şait olmanız ve Türk oyunculuğunda önemli çıtaları oluşturan Tiyatroname Esatgil Ekipi'nin başarılarına ve olması gereken ciddiyetle işine ve yapılan emeğin, sanatın, gerçek sanat yolunda ilerleme aşamalarını görmenizi dilerim...

Fikriye teyze (Tuna Orhan): ''Anlat anlat '' her zamanki doğal sözlerinin içinde asıl da burada düşünmek gerekir kim birşeyleri çözmek istedi de anlattı, kim konuştu da çırpındı da dinlemedi; beyaz duvarlarda ki karalı rengi....

Bir de eski eş Meltem'in yeni nişanlısı Eşref (Nami Esatgil) ortaya çıkınca vay halimize bütün gözler Eşref ile Meltem'de? Acaba ne olacak? Acaba nereye kadar gidecek? Acaba evlenecekler mi ? Acaba döner mi, kocasına vay ki toplumsal olarak ne halimize bir yansıması biz de saklı toplu iğne misali...İnsan önce kendini eleştirmesi gerekmez mi ? Düşünmek lazım, gözlerimizin gülücüklerin içinde saklı olan hüzünlerin durumsal olarak ifşa edilen yönünde gülücükler eşliğinde asılda çok muazzam şekilde ders verircesine şık ve tez elden bence Tiyatro Esatgil ekibinin başarılarına göre minimal ama aslında devasa başarılarının içinde ki tatlı rengini...

Bir de doktorun metresi olan Kiraz(Sibel Gökçe'nin)'ın eşi Suat( Kalust Şalıoğlu) gelince işler iyice karışır, önemli olan da bu ya burada acaba Suat'ın piskolojisi teyzeyi görünce yani asılda teyzesinin oğlunu görünce ve bir de karısı Kiraz'ı ararken:

''Karımı görmeye geldim, karımı istiyorum'' dediği esnalarda sizce nasıldır?

Çok iyi bir durum komedisi aslında canlı bakmadan görmek iç duygusuyla irdelenebilecek pozisyonda çünkü biz asılda yüreklerimize sahip çıkamadığımız yerlerden hayatta yargılanıyoruz.

Bence insan nadir yüreklere ve yüreklerine öz benliklerine sahip çıkmalı, sahip çıkmalı ki gün herkesin yüzünde gülsün...

Bir de şu vardır Suat'ı n karısını ararken metres olarak görmesi Suat'ın hayatını, yaşam tarzını, piskolojisini bozarken özde benliklerimizde düşünürsek en başta Doktorun metresiyle olan hayatı derken (Tabiki Kemal Bey'in stablize ama o muazzam oyuncuğuluyla) karısının yeni nişanlısıyla getirmesi ve teyzenin asılda bu eski eşle doktoru birleştirme pozisyonunda yıkılan kalelerin nereden geldiğini görmek gerekir ta ki baştan, baştan sona doğru, hayatta insan önce kendinin doktoru olması gerekir ki yaşadığımız hayat potansiyelinin içinde değerlerimizin bize tat veren o anlarımızın yaşantı değil, yaşam olarak değerlendirirsek aslında bir kişiyle bir aşkla bir belki bir kişinin, yüreğin, bir insanın veyahut evliliğin aşktan sevgiye değere dönüştüğü ya da bir aşkın sizin için ne kadar muazzam bir eş olduğunu ve asılda karalamaların boş olduğunu son anda onun ne kadar büyük bir değer olduğunu anlar ve kavrarız...Önemli olan hayatın içerisinde ki değer ve yargılarımızın anlamını unutmamamız dileğiyle bu oyunun yönetmeni Ali Yaylı gibi yazarı: Niyazi Gezer'e bir de ışıkta teknikte ve yönetmen yardımcılarınında ayrıca emeklerine sağlık diliyorum...Çünkü Tiyatro Oyunu yapmak, gerçek sanatı anlatmak büyük bir stratejidir...Ve her strateji iyi ve büyük yüreklerin oyuncuları da dahilinde birleşiminden büyük ve güzel sanatsal tepkimeler oluşturur...Nice daha oyunlarına ve nice yeni gelecek olan oyunculara oyunlara örnek

olmaları dileğimle...

Bugüne kadar neredeydik?

Nereye geldik?

Yüz görümü acılar...

Sevgi, sevgili,

Eşim derken

Bu hayatın pedogojisi

Ruhsal yönü...

Garip bir çalkantı

İnsanlarımızı mı, yitirdik?

Sevmek varken teyze gibi, anne gibi

Değere değer katan gülücüklerimizin

Öz yüreklerimizin doğasında

Nice alkışları yanlarında olsun...

Kiraz Zamanı

Gerçek aşk gibi...

Yz: D.K.

https://www.facebook.com/tiyatronameoyunculari/?pnref=story linkinden bu güzel değerli KİRAZ ZAMANI Tiyatro Oyunu'nun izlenim süreçlerine ulaşabilirsiniz.

İYİ SEYİRLER DİLERİM...

SEVGİLERİMLE TÜM SANAT GÖNÜLLÜ HERKESE...

Derya Kızılaslan

Anahtar Kelimeler: kiraz zamanı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir