MAKALELER

Keşanlı Ali Destanı - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2010.04.12 00:00
| | |
4640

İstanbul Şehir Tiyatroları için bugüne değin söylenilen her eleştirinin elbette farklı bir önemi olmuştur...

 

    'Keşanlı Ali Destanı' ile Sağlanan Yeni Kuşak Seyirci Odağı 

    İstanbul Şehir Tiyatroları için bugüne değin söylenilen her eleştirinin elbette farklı bir önemi olmuştur. Tartışmalar, sataşmalar içinde karşılıklı düelloya dönüşen eleştiri sistematiği bazen o'nu yazanla okuyanı karşı karşıya getirebiliyor. Bu karşı karşıya geliş ikili polemikten öteye geçemiyor. Gelin, “Keşanlı Ali Destanı” nı 1960'lardan alarak günümüz profilinde inceleyelim. Bir eleştiriden çok, amaç güdüsünün neleri ön plana çıkardığına bakalım. Yücel Erten ve ekibinin kaygılarının yerine ulaşıp ulaşmadığını inceleyelim. 


 
    Öncelikle oyun hakkında çokta değinilmeyen konu kısmını ele almak istiyorum. Oyunun eleştirisini yazan eleştirmen hocalarım, dostlarım nedense oyunun konusunu yazmayı unutuyorlar. Sanıyorlar ki oyunu herkes izlemiş, biliyor. Ama durum böyle değil ne yazık ki! Sadece isme aşina olan izleyici konudan bi'haber kritikleri okuyor…


 
    Ankara-Altındağ'da geçen bir olaydan esinlenerek yazılan “Keşanlı Ali Destanı” Tiyatronun gelişim evresinde halk örgüsüyle çağdaş anlayışı bir araya getirmektedir. Oyunun genelinde gösterilen tutum, toplumsal direncin halen kırılamadığının açı kanıtıdır. Bu direnç: Otoriteye Bağımlılık... Gecekondularında hayata bakış açılarını değiştirmeye, içten içe efsaneleşen karakterleri ön plana çıkarmaya çalışan halkın gösterdiği duygu bütünlüğü birleştiricilikte ön plandadır. Bu ana tema içindeki yan temalar; aşk, varlık-yoksulluk karşılaştırması, kolay para kazanmak için yapılanlar, bürokrasi, politika, rüşvet ve şiddettir. Bu göstergeler ışığında şunu diyebiliriz ki; Keşanlı Ali tükenme noktasına gelen bir toplumun çürümüş yüzünü aydınlatıyor. 


 
    Oyunda yer alan karakterlerin kendilerini ifade edişlerinde kullandıkları şarkılar, seyirci ile oyuncular arasında iletişimi güçlendiriyor. Halk mit'inin örneklerinin giderek seyirciyi kapsaması, güncelliğini korumuş konuyla bütünleşince genç kuşağı içine alan devinim başlıyor. Ustaca tasarlanmış karakter tasvirleri, Haldun Taner'in kıvrak zekasını ortaya çıkarıyor. Elbette yeni kuşak seyirci odağı teknoloji ile bezeli bir yapıt bekleyecektir sahnede. Bunu düşünen Sayın Erten, oyuncularının döngüsel karakter gelişimlerine çok büyük katkılar sunmuş. Genç seyircinin anlayacağı yapıt ortaya çıkmış. 


 
    Sayın Erten sahne üzerinden geçen kırmızı yazılarla izleyeni konuya daha da yakınlaştırıyor. Genç kuşağın sanal devinimde sağladığı iletişimden işe başlamış yönetmen. Bu bakış açısı zekice kurgulanmış. Çiğdem Erken'in bandoyu andıran müzikal oluşumu, Erten yorumunun ayrı bir yeniliği… Özellikle “biz sıfırdan başladık” şarkısının söylendiği sahnede çok etkilendim. Bu şarkıyı Sineklidağ'daki insanların söylemesi de aslında olayların içlemini derinleştiriyor. Düşünsel ögenin ön planda kalması sağlanıyor. Fatih Mehmet Haroğlu'nun ışık tasarımı büyüleyici nitelikteydi. Sahne önü ve ardının kolayca algılanmasını sağlayarak; değişen konunun gelişim özelliklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Dekor kostümde de işbilirlik görülüyor. Dekorda Ayhan Doğan para makinesi düşüncesini günümüz koşullarını düşleyerek oluşturmuş. İzlerken çok keyiflendim.


 
    Şunu da hemen anlatmak istiyorum. Bu oyunun seyirci profili -gözlemlerime dayanarak- genç kuşak izleyici motifini fazlasıyla içinde barındırıyor. İrrealist açılımlardan uzaklaşan, epik ögeleri kanıksayan bu profil, düşsel boyutun büyük çelişkilerini izliyor sahnede. Yenilik kisvesi altında tiyatroyu anlaşılmaz boyutlara sürükleyenler, genç kuşağı neden kaybediyorlar bir düşünmeliler. Sorun sorum içinde?...
 
    Bu yazımı dar alanda ele alınmış bir eleştiri olarak düşünebilirsiniz. Zaten kalem kağıtı elime aldığımdan bu yana eleştiri yazmadığımı düşünüyorum. 1960'lardan günümüze, değişen sahneleme arzusunu göremeyen eleştiri ustalarıma kızdığım için, eleştiri yazmıyorum, diyorum. Bu oyunu iki kez seyreden birisi olarak, çok daha farklı bir bakış açısı ile eleştiri yazacağımı buradan belirtmek istiyorum. 
 
    Genç kuşağın anlayacağı espirileri içine katarak oyuna canlılık katan oyuncuların -ki özellikle Engin Alkan- yapıtın güncelliğini çok iyi benimsediklerini görüyoruz. Danslar, şarkılar günümüzün koşulları doğrultusunda tasarlanmış. Yücel Erten, yeni kuşak seyirci odağına yönelerek başarılı bir işe imza atmış. Zaman geçtikçe “Keşanlı Ali Destanı” nı oynayacak başka gruplarda ortaya çıkacaktır. Özellikle yetişen tiyatral kesim için bu yorum, sahneleniş çok büyük güzellikler, dersler barındırıyor. Eğer ki yaşamı eleştirip, kendinizi bu sistematikten sıyırmak istiyorsanız bu oyuna muhakkak gidin. 
 
    Dip Not:

   Eleştiri sistematiğinin günümüze değin nasıl ulaştığına şahit olmak isteyenlere tavsiye kitap: Nurullah Ataç'ın “Günce”si…

 

Anahtar Kelimeler: keşanlı ali destanı, istanbul şehir tiyatrosu, haldun taner



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir