MAKALELER

Kargaşa - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2012.08.29 00:00
| | |
833

Sizce Nasıl?
Suriyeli yazar ve yönetmen Abdul Mounem Amayri (Şam-1970)’nin yazıp yönettiği, sahne tasarımını yaptığı, ışık tasarımındaysa Murat Selçuk’a ortak olduğu “Kargaşa”

Ne Şam’ın Şekeri, Ne Arabın Yüzü: Kargaşa 
 

Suriyeli yazar ve yönetmen Abdul Mounem Amayri (Şam-1970)’nin yazıp yönettiği, sahne tasarımını yaptığı, ışık tasarımındaysa Murat Selçuk’a ortak olduğu “Kargaşa” başlıklı oyun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda geçtiğimiz sezon sahnelendi, aldığımız duyumlara göre 2012-2013 sezonunda da repertuara “reprise” oyun olarak eklenecek. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın, Ayşenil Şamlıoğlu döneminde dünyanın her köşesindeki tiyatro anlayışından örnekleri ayağımıza getirme çabasını elbette yadsıyamayız. O dönemi tiyatroseverler olarak içimiz pırpır ederek anıyor, bir kez daha Ayşenil Şamlıoğlu keşke lanet olası bürokrasiye kurban edilmeseydi diyoruz.

ÇATIŞMALAR ORTASINDA 5 FARKLI KADIN
“Kargaşa”, özetin tiridi bir anlatımla Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar ortasında 5 farklı kadının yaşadığı sıkıntıları dramatik bir dille anlatmaya çalışan, ancak sonuç olarak pek bir şey anlatamayan, biçim-öz diyalektiğinin bulunmadığı, monologlarla bina edilmiş “oyunumsu” bir oyun. Oyundan değil, ama program dergiciğinden okuyor ve anlıyoruz ki, eski bir evde küllenmiş öyküler açığa çıkmıştır. Bu öykülerde beş kadının dramı vardır. Ev sahibi olan tekerlekli sandalye mahkûmu kadın, ezilen ruh ve bedeni simgelemektedir. Bu kadın, dört kızın da üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Baskı altında inim inim inleyen kızlardan biri, köyden kaçmıştır ve ölüm korkusu yaşamaktadır. İkinci kız küçükken tecavüze uğramıştır ve kendine özgü bir öyküsü vardır. Üçüncü kız, çocukluğunda yaşadığı platonik aşkın acısını durmaksızın yaşamayı sürdürür. Sonuncu kız ise tutsaklığını dans ederek anlatır. 

Tüm bu kızlar/kadınlar Amayri’ye göre aşkı aramaktadır. 

YETERLİ TEATRAL TEKNİK DE KULLANMAMIŞ
Oysa Amayri’nin anlatımından ne kızlar/kadınların aşkı aradıkları, ne ezilen ruh ve bedenin simgelenmesi, ne ölüm korkusu yaşanması, ne küçükken tecavüze uğranılması, ne platonik aşkın acısı, ne de tutsaklığın dans edilerek seyirciye iletilmesi anlaşılamamaktadır. Beş oyun kişisinin monolog biçeminde anlattıkları hiç de iç içe geçmeyen öykülerdir bunlar. Öykülerin, sahne üzerinde oyuncular tarafından seyircilere anlatılmasında yeterli teatral teknik de kullanmamıştır. O halde, bu sahne gösterisini biçimi, içeriği ve yapısallığıyla beş ayrı tek kişilik oyun olarak da kabullenemem. 

OYUNCULAR
Kabullenemem, ama oyuncuların başarısı karşısında da ellerimi çırpmadan edemem. Dolayısıyla, işte Şükriye’yi oynayan Zeynep Özyağcılar. Ne istediğini biliyor, bu isteği uğruna ne yapması gerektiğini dikkate almış. Bu oyununda, pasif bir hali teatral terimlerle yansıtabiliyor, aktif bir biçim yaratıyor. Uzun bir aradan sonra “tütü” giymesi sevindirici, zira dansları da pek güzel. Benim merceğim altındakilerden Ece Özdikici, bu “kargaşa” içinde Yasemin’e can vermekte. Her heyecanın, bireysel bir isteğin tatminden ya da tatminsizlikten doğup geliştiğini Ece Özdikici’nin oyununda görmek bu kere de mümkün. Yasemin’i heyecanlanmaya değil, birtakım özel eylemler yapmaya zorladığı belli. Daha doğrusu Yasemin, nasıl heyecanlanacağı yerine, ne yapması gerektiğine şartlanmış. Dolayısıyla, abartısız bir Yasemin çıkarmış ortaya Ece Özdikici. İrem Arslan Aydın, yapmak eylemini, özellikle içindeki istek öğesi yüzünden heyecanlanmak öğesinden başarıyla ayırabilmiş. Ezgi Sümer Yolcu, canlandırdığı karakteri ete, cana, kemiğe büründürürken coşkusal durumunu gene denemiş, denetlemiş; sahnede iletişim halinde bulunduğu diğerleri olsa onlara da başarıyla gönderecekmiş. 

VE NERGİS ÇORAKÇI… 
Nergis Çorakçı’nın rica etmek, alay etmek, veda etmek, beklemek, sürüp gitmek, gözyaşlarını tutmak, acınmak, sevincini, kederini gizlemek gibi olguları; her oyununda “inandırmak istiyorum, inandıracağım,” “yatıştırmak istiyorum, yatıştıracağım” gibi irade ile dolaylı yoldan ilişkileri olan eylemlere dönüşür. “Kargaşa”da da aynen öyle! Gövdeyi tamamen duygularının hizmetinde tutma yeteneği denilince benim aklıma ilk düşenlerdendir Nergis Çorakçı. Bu yeteneğinin, bir rolü canlandırmaya yönelik dışsal tekniğin temel meselesi olduğunun da bilincindedir. Her daim kutlanmaya değerdir. Bu oyunda da alkışı hak etmektedir. 

ÇOK EMEK VERİLMİŞ BİR YAPIT
“Kargaşa”, hiç kuşkum yok ki yoğun alt yapı çalışması olan, çok emek verilmiş bir yapıt. Diğer taraftan çevirisine, rejisine, dramaturgisine, sahne, kostüm, müzik, ışık, efekt tasarımlarına ve de koreografisine değinmeden geçtiğim sanırım ilk yapıt. 

Tüm emeği geçenlerin emeğine dirlik…

Bu oyunda anlatıldığı varsayılan kadınların dramını, kırılmaları, kayıpları, rüyaları; çocukluğa duyulan özlemi, aşkı, sevgiyi, seven bir kadından geriye kalanları anlayanlara; demokrasi/kadın hakları iletisi çıkaranlaraysa benden bir beşi birlik. 

Anahtar Kelimeler: kargaşa, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir