MAKALELER

İskender Pala O Kadar da Haksız Sayılmaz!

2003.03.19 00:00
| | |
1828

Sizce Nasıl?
Tiyatro dünyası, İskender Pala’nın 5 ocak 2010 tarihli Zaman Gazetesi’nde yazdığı “[Kültürel Meselelerimiz - 12] Kültür ve tiyatrolar” konulu yazısı ile çalkalanıyor

Tiyatro dünyası, İskender Pala’nın 5 ocak 2010 tarihli Zaman Gazetesi’nde yazdığı “[Kültürel Meselelerimiz - 12] Kültür ve tiyatrolar” konulu yazısı ile çalkalanıyor. Kesin bir dille red duygusu gelişmiş yapımızdan kaynaklı Sayın Pala’nın ne söylemek istediğini anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz. 
 


   İskender Pala, Güllü Agop’un Ermenice oyunlar oynadığını söyleyerek, tiyatronun çok uluslu Osmanlı yapısından bugünlere nasıl geldiğini anlatmak istemiş. Bunun inkar edilemeyeceğini hepimiz bilmeliyiz. Agop Vartovyan, Ermenice oyunlar sergileyen Naum Efendi’ nin yanında Ermeni dilinde oyunlarda rol alarak kendisini yetiştirmiştir. Bu tarihin bildiği en önemli gerçektir. Türkiye’ye modern tiyatroyu aşılayan Güllü Agop’un isminin halen bir sahneye verilmemiş olması da cumhuriyet tarihimizin en büyük ayıbıdır.    Tiyatronun Cumhuriyet döneminden bu yana belli bir güruhun elinde olduğu gerçeğini vurgulamış. E peki haksız mı? Bugün bile Anadolu’da kendisini kabul ettirememiş bir sanat dalından bahsediyoruz. 80 küsür yıllık cumhuriyet tarihinde belirli üst düzey bir azınlığın elinden çıkmış tiyatro sanatı görebildik mi? 1960’lar ve 70’ler harici 20 senelik dilimin dışında halkın içine inmiş, toplumun tamamını kucaklamış bir Türkiye Tiyatrosu görebiliyor muyuz? 
 
   Devlet Tiyatroları ile Şehir Tiyatroları’ nın miladını artık doldurduğunu, işlevsel olarak amaçsız kaldığını söylemiş. E peki haksız mı? Hemen olaylara bakalım. Efendim, 60 yerli yazarın oyunlarına yer verme uydurması dışında bugüne dek Devlet Tiyatrosu’nda oynanan yerli yazarları saysak bir elin 5 parmağını geçmez. Şehir Tiyatroları deseniz, yerli yazar diye bizlere yıllarca yutturulan bazı isimlerin yer aldığı alan haline dönüşmüş. Bir takım isimler “Kemalizm” çıtası altında kendisine rant kapılarını açarken, toplumun sanatsal kaygılarını bir kenara itilmedi mi? Burjuvazi sanatsal yapılar ile kendilerini belli derecede üstün gören insanların şekillendiği topluluklar, kurumlar, birlikler oluşmadı mı? 
 
   İskender Pala, Devlet Tiyatrosu ile Şehir Tiyatrosu’nun 10 yıllık peryod içinde özelleştirilerek diğer özel tiyatrolarla aynı seviyeye çekilmesi önerisinde bulunmuş. E haksız da sayılmaz. Dizilerde oynama heveslisi Şehir ve Devlet Tiyatrosu sanatçıları yüzünden sahnelerde oyuncuları mumla arar olmadık mı? Hangi kanalı çevirseniz, asli görevi sahnelerde yer almak olan oyuncu kadrolarını görmüyor muyuz? Devletin kadrolu elemanları ‘geçinemediklerini’ öne sürerek dizilerde, sinema filmlerinde rol almıyorlar mı? Kimse onlara dizilerde sinemalarda oynamasın, demiyor. Ama tiyatrolarını bırakarak yaptıkları bu yanlışlardan sonra, şu anki sistemi eleştirenleri yerden yere vurmaya hakları var mı? 
 
   İktidarların ve sistemlerin sanata ideolojik olarak yaklaşmaları çok büyük yanlış. Sayın Pala bunun üstüne vurgu yapıyor. Haksız da sayılmaz hani. 1900’lü ve 1940’lı yıllardan beri konservatuardan tiyatro salonlarına dek elinde tiyatro adına tüm gücün olsun, ama toplumun içine inemeyen bir teatral yapın oluşsun. 1980 senesinden sonra değişim geçirdiğimiz açık; fakat halktan kopmuş, kendisini sadece maaşına ve rol alacağı dizilere konsantre etmiş sanatçılarla nereye kadar yol alırız. 
 
   Olayı eleştiren isimler de eminim ki bazı gerçekleri inkar edemezler. Sistemin istediği düşünce yapısına ters kişiler ortaya çıkınca o kişiye toplu halde cephe almak tiyatro dünyasının baş kuralı olmuş. Her davette galada karşımıza çıkan güruha zıt gidin bakalım, sizleri de yalnız, öteki olma duygusu ile baş başa bırakacaklardır. Atatürkçülük kisvesi altında çalışmalar yürüten isimlerin, sanat damarları kopuk bir toplum oluşturdukları, cehaletin yurdun dört yanına yayıldığını görecek halleri olmaz. Onlar yazar ise oyunlarından alacakları telifleri, oyuncu ise dizilerden ve sinemalardan kazanacakları sahte şöhretleri hayal eder dururlar. Sonra da bir kişi çıkar bunları yazar –burada İskender Pala’yı söylemiyorum- suçlu o kişi ilan edilir. 
 
   İkinci dünya savaşından kalma oyunlarla, Avrupa’nın şu an oyun diye sahnelerine koymadığı eserlerle, genç yazarların oyunları diye 60 yaşındaki adamların yazdıklarıyla, dev kadrolarla, berbat oyun seçimleriyle, günü yakalayamamış gereksiz metinlerle, 2000’li yılların tiyatrosundan habersiz isimlerle Şehir Tiyatrosu da Devlet Tiyatrosu da bir adım yol alamaz. Zaten bu yaklaşımlarla kendi sonlarını da getirmiş bulunuyorlar.
 
   Türkiye Tiyatrosu, elbette değişim geçirecektir. Bu sürecin sancılı olacağı kesin. İskender Pala’nın her söylediğine katılmak mümkün değil. Ama körü körüne Sayın Pala’yı eleştirmekte çok yanlış. Sanatçı dostlarımın haklı olduğu noktalar var olmasına var, fakat biraz da pencerenin öteki tarafından bakmanın vakti gelmedi mi? 
 
(son olarak tepkiler, yergiler, övgüler bu yazılan gerçekleri değiştirmez. değişim başlayacaksa buradan bir adım ileriye gitmemiz gerekir…) 

Anahtar Kelimeler: iskender pala



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir