MAKALELER

İnsan Ne İçindir WOYZECK?

2016.01.26 00:00
| | |
3068

Sizce Nasıl?
Oyunun başında karanlık bir bataklıkta iki arkadaşı solucan avlarken görürüz.


 

“Bir insanın içine bakarsan, dibini göremezsin. Başın döner.” Böyle der Marie Woyzeck’e. 

Oyunun başında karanlık bir bataklıkta iki arkadaşı solucan avlarken görürüz. “Andres bu bataklık lanetli, bataklıktan uğultular geliyor. Duyuyor musun Andres?” Andres şaşkın cevap veriri. “Franz bir şey olduğu yok. Çabuk ol. Yüzbaşı bizi bekler”. “Çok sessiz Andres. Sanki yeryüzü ölmüş gibi. Gidelim buradan, kaçalım”. Andres (Ege Derin)  ve Franz Woyzeck (Batuhan Köksal) iki kafadar. Bataklıktan solucan toplayarak hayatlarını kazanıyorlar. Fakir, çaresiz, umutsuz, en başından hayatta kaybetmiş insanlar bunlar. 

Yüzbaşı (Burak Özhan) bir sandalyeye oturmuş. Woyzeck’in kendisini tıraş etmesini bekliyor. Üstte bir subay üniforması, altta kötü yıpranmış bir pantolon. Sürekli şikayet eder. “Yavaş Woyzeck, yavaş! Ucu açık bir ustura gibi koşturuyorsun. Bu kadar hızlı gidersen, kendimi ayarlayamam. Artan 10 dakikada ne yaparım ben? Vicdanı rahat bir insan böyle davranmaz. Çok aptalsın Woyzeck ama ahlak yok sende. Senin çocuğunu kilise kutsamamış. Sen iyi bir insansın ama sende erdem yok Woyzeck” Bir yandan Woyzeck’in bıçağı altında tıraş oluyor bir yandan da ahkam kesiyor. Woyzeck’in bıçağı tutan eli bir an titrer ve “ benim de ceketim, üniformam olsa, ben de erdemli olmak isterdim” der. Arkasından kovalıyorlarmış gibi Yüzbaşının tıraşını bitirir. Sonra ayaklarını birbirlerine vurarak selam verir. Andres ve Woyzeck Yüzbaşının ve Doktorun pis işlerini yaptıktan sonra mutlaka selam dururlar. 


 
Woyzeck, Alman yazar Georg Büchner’in gerçek bir olaydan yola çıkarak 1836 yılında yazmaya başladığı ve ölümüyle birlikte yarım kalan tiyatro oyunu. Oyun Leipzigli perukçu Johann Christian Woyzeck’in gerçek yaşam öyküsüne dayanıyor. Woyzeck 1821’de kıskançlık nedeniyle beraber yaşadığı kadını öldürür ve idam edilerek cezalandırılır. Georg Büchner bu olaydan yola çıkarak, insan doğasına ilişkin hasetin, kıskançlığın, çekememezliğin insan ruhunda yarattığı acıyı ve tahribatı göz önüne alır. Bu acının neden olduğu korkunç, trajik olayları kurgular ve Woyzeck oyununu yazar. Büchner’in erken ölümüyle birlikte eksik kalan oyun daha sonra çeşitli yönetmenler ve yazarlar tarafından farklı biçimlerde sonlandırıldı. Ve sayısız kez değişik yönetmenler tarafından sahneye kondu. Woyzeck oyununun metni ilk defa 1879 yılında Karl Emil Franzos tarafından yayınlandı ve 8 Kasım 1913 yılında, Münih’te Residenztheater'da ilk kez sahnelendi. 

Oyun, askerlerin ve doktorların ruh sağlığı ciddi biçimde bozuk olan genç Woyzeck üzerinde bıraktığı yıpratıcı etkiyi anlatır. Oyunda Woyzeck (Batuhan Köksal), küçük bir kasabada görevini yapmakta olan düşük rütbeli bir askerdir ve metresi Marie'den (Jülide Derya) gayrimeşru bir çocuğu vardır. Ailesini geçindirebilmek için daha fazla para kazanmak uğruna yüzbaşının (Burak Özhan) pis işlerini yapar. Üç peniye doktorun (Mehmet Onur) tıbbi deneylerinde kobay olarak çalışır.
 
“Sokağa işedin, duvara işedin. İnsan özgürdür Woyzeck. Çişini tutamamak olacak şey değil. Günde üç kuruş alıyorsun. Bir de yemek yardımı. İnanılır gibi değil” Doktor, deney faresine buyurgan bir ses tonuyla sorar. “Bezelyeni yedin mi Woyzeck? Öfke kötü bir şeydir Woyzeck. Öfkelenmeyeceksin !” Hayatta kalabilmek için alçalabildiği kadar alçalan Woyzeck, içinde bulunduğu aşağılayıcı duruma daha fazla katlanamaz ve isyan eder. En azından, bu aşağılayıcı kölelik durumuna Woyzeck’in ruhu isyan eder. Bardağı taşıran son damla “bezelyeler” olur. “Bundan sonra, sadece bezelye yemelisin Woyzeck” der doktor bir deney faresine buyururcasına. “Sana, bunun için üç kuruş veriyorum”. 

İnsanın ruhunu üç kuruşa satmasına değer mi Woyzeck? Woyzeck sinmiş, Woyzeck korkak, Woyzeck şaşkın, sakar, kaderinden ama en çok daha kendinden kaçarcasına “telaşlı”. Sürekli kendisinden başka hiç kimsenin duymadığı çıldırtıcı sesler onu yer bitirir. Dolu dizgin kendi sonuna doğru koşarken, giderek ruh sağlığı daha çok bozulur, dengesini tamamen yitirir.   

Marie (Jülide Derya) bu dengesiz, bu hastalıklı, bu ezik, bu yetersiz Woyzeck’den sıkılmıştır. Gençtir, güzeldir, kendisini mutlu edecek bir adam arayışındadır. Bir resmi geçit sırasında gördüğü yakışıklı bando şefine (İbrahim Güngör) ilgi duyar. Hayal kırıklığı Marie’nin peşini bırakmaz. Bir panayır eğlencesinde maalesef bando şefi (İbrahim Güngör) tarafından istismar edilecektir.   

 

Elinde kırık bir ayna.Yüzbaşının hediye ettiği küpelere bakar.“Bizim gibilerin bir köşesi olur bu dünyada. Bir de kırık aynaları. ” der Marie. En az Woyzeck kadar mutsuzdur. Çevresi tarafından sürekli kötü kadın olmakla suçlanır. Geçit alayı sırasında bando şefini hoş bulduğunu söylemesi komşusu Margret (Gülin Bakkaloğlu) tarafından kınanır. Mutsuzdur, çok yalnız, çok çaresizdir, bebeğine sarılmak ister ama bu ona yetmez. Oyunun bir yerinde Marie içindeki acıyı bebeğine söylediği ninni de paylaşır. “ Ninni…/ Bir şey gelmez elimizden/ Ne yapacaksın şimdi kız / Çocuğun var/  Kocan yok….”


“Her yer ne kadar karanlık. Dayanamıyorum. Boğuluyorum” der Woyzeck. Gördüğü halüsinasyonlar, sadece kendisinin duyduğu ürkütücü sesler, Marie’ye karşı duyduğu kıskançlık, yetersizlik hissi, öfke ve bando şefiyle yüzleşme. Bando şefinin aşağılayıcı tavrı ve uğradığı şiddet yolun sonunu belirler. Woyzeck bütün bunların hesabını Marie’den soracaktır. Onu yaşadıkları küçük kasabadaki  küçük  göle götürür ve orada bıçaklayarak öldürür. Aslında Woyzeck kendini öldürür.  

 

Tiyatro Terminal’in sahneye koyduğu Woyzeck başarılı bir ekibin işi. İnsan ruhunun karanlık yüzüne acımasız bir ayna tutan Woyzeck’i Hasan Kuruyazıcı dilimize kazandırmış. İbrahim Güngör’ün yönettiği oyunda başrolleri Batuhan Köksal (Woyzeck), Jülide Derya (Marie), Burak Özhan (Yüzbaşı), Mehmet Onur (Doktor), Ege Derin (Andres),  Gülin Bakkaloğlu (Margret – Panayırcı), Jülide Kara (Çığırtkan) ve İbrahim Güngör (Bando Çavuşu) paylaşıyorlar.


    
Oyunun sahne dekoru çok ilginç. Çaresizlik ve kuşatılmış duygusuyla debelenen Woyzeck’in ve Andres’in su dolu havuzda etrafı temizlemeye kalkması, kirli bezlerle umutsuzca sulu zemini silmeye çalışmaları akıntıya karşı kürek çekmeye benziyor. Yaptıkları her işte bir boşunalık olduğunu anlatıyor ve içinde bulundukları umutsuzluk duygusunu güçlendiriyor. Sahnenin arka planında borular, üst üste yığılan halkalar ve boruların bir araya getirilmesiyle oluşan eski, derme çatma yapılar koyu bir yoksulluk havası veriyor. Fakirliği ve yoksunluğun karanlığını çarpıcı bir dille yansıtan dekorları İlker Şahin ve Demir Ali Kökçü birlikte hazırlamışlar. 

 

Oyunun bir bölümü su dolu havuzda geçiyor. Oyuncular sular içinde ıslanarak, debelenerek çok ciddi bir fiziksel güç sarf ediyorlar. Yaz ayları neyse ama kış aylarında tepeden tırnağa ıslanan oyuncular için koşullar çok zor. Aynı yoksulluk hissi oyunun kostümlerine de yansıyor. Yoksulluk ve yoksunluk içinde var olmaya, hayatlarını devam ettirmeye çalışan basit insanların hikayesini çarpıcı bir dille anlatan oyunun kostüm tasarımında ise İlker Şahin ve Gülen Bakkaloğlu’nun imzası var. 

 

Oyunda kullanılan maskeler anlamı güçlendirirken, oyuna görsel bir zenginlik de katıyor. Özellikle panayırdaki sirk sahnesi çok güzel tasarlanmış. Çığırtkan (Jülide Kara) sirk gösterisi için müşteri çekebilmek için var gücüyle bağırır. “Muhteşem bir gösteri. Maymunlar savaşa gidiyor. Maymunlar müzikten de anlıyor. Maymunlar insanlığın en alt basamağı” Şırak, şırak, şırak… Kırbacını var gücüyle savurur, su dolu havuzda sular dört bir yana savrulurken hayvan maskesi takmış oyuncular tam bir teslimiyet duygusuyla dans ederler. Kırbacın gölgesi sırtlarında, çığırtkan ne derse onu yaparlar. Çünkü kırbaç onun ellerinde.  Köle efendi ilişkisinin kuralları kesin ve nettir. Gündelik hayatta hepimiz bu kırbacın sesini ve acısını her an sırtımızda hissetmiyor muyuz? Oyunda mekan ve konu geçişlerinde ışık etkin olarak kullanılmış. Hikaye anlatılırken bazı durumlarda sahne bölünerek kullanılmış ve burada ışığın başarıyla sahneye yansıdığını görüyoruz. Oyunda ışık tasarımını Hasan Bayrakçı, fotoğraf ve grafik tasarımını ise Alpgiray Kelem yapıyor.

“Durmadan “tut, “yakala”. Böyle çalıyor kemanlar, flütler. Bıçakla kaltağı”. Yolun sonuna gelen Woyzeck’in kulaklarında dayanılmaz sesler. Bu sesleri artık susturmak gerek. Woyzeck’i görürüz. Kendi kendine konuşur. “Johan Franz Woyzeck doğumundan bu yana 30 yıl 7 ay 12 gün geçmiş. Bugün, Kutsal Meryem Yortusu.” Sonra Marie’yi elinden tutarak, sözde göl kenarında gezintiye çıkarır. Marie’ye “Şeytan bakıyor gözlerinden” der. Marie ürker. “Ne kadar kırmızı doğuyor ay. Tıpkı kırmızı bir bıçak gibi.” Kırmızı kurdeleler burada kanı simgeler. Her yer kan olur. Kırmızı kurdeleler aynı zamanda Woyzeck’i saran kıskaçlar gibidir. Pişman olup kaçmasına izin vermezler. Woyzeck bu kırmızı kurdeleler arasında kilitli kalır. Tıpkı açmazlarının içinde kilitli kalması gibi. Kırmızı kurdeleler onu hapishanesi olur.     

Oyunda Woyzeck kötü bir kahramandır. Hizmet ettiği yüzbaşı tarafından sürekli aşağılanır, itilir, kakılır. Doktor onu insan yerine bile koymaz. Basitçe o bir deney faresidir. Küçük, ezik adam Woyzeck, sevgilisi çocuğunun annesi Marie’ye yaklaşamaz bile. Kendinde o hakkı göremez. Aslında sahip olduğu tek gerçek sevgi Marie’dir. Onu kaybettiğini anladığı an yolun sonuna geldiğini andır. Oyun boyunca, Woyzeck düştükçe düşer. Dibin dibini bulur. Artık alçalabileceği bir nokta kalmayınca kadar düşer. Hastalıklı aklına göre, bulduğu tek çözüm Marie’yi öldürmektir. Onu tekrar kazanabilmek için öldürür. Tabii kendisini de yok eder. Sonra, insanın kanını donduran bir cümleyle koca bir oyunu yüreğinize şu kelimelerle kazırlar. "İyi bir cinayet, tam bir cinayet, güzel bir cinayet. Bundan iyisi can sağlığı artık. Ne zamandır böyle güzeli düşmemişti."

Evet, içinizdeki Woyzecklere sorun bakalım ne cevap verecekler. Woyzeckler toplumun her katmanında, her sınıfında sıkışıp kalmış, kuşatılmış, çaresizlik duygusuyla boğulan Woyzeckler. Her yerdeler. Sokaklar onlarla dolu. Farklı maskelerin ardında hep onların yüzü. Derinlerde debelenen, yüzeye çıkmaya çalışıp da bir türlü temiz havaya ulaşamayan Woyzeckler. Küçük adam söyle bana. “İnsan neye var Woyzeck? Ha, neden?” 

Seval Deniz Karahaliloğlu

Anahtar Kelimeler: tiyatro terminal, woyzeck



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir