MAKALELER

İçeridekiler - Diyarbakır Devlet Tiyatrosu

2006.04.11 00:00
| | |
1602

Sizce Nasıl?
Türk tiyatrosunun mihenk taşlarından biri olan Melih Cevdet Anday'ın ''Mikadonun Çöpleri'' ve ''İçerdekiler'' gibi oyunlarının...


  

 

     DIŞARDAKİLERİN DÜŞÜN(E)MEDİKLERİNİN, DÜŞÜNÜLDÜĞÜ TEK YER…İÇERDEKİLER.

Ortalığı ayağa kaldıran oyun.!
 
     Oyun, mahkeme kararı olmadan 345 gündür siyasi bölüm baş komiseri tarafından sorgulanan ve düşünce savıyla suçlanan bir öğretmenin hikayesini anlatır. 1965 yılında kaleme alınmış olmasına karşın o günden bugüne güncelliğini korumuş, evrensel mesajlar taşıyan bir eser.Bu başarılı yapım, siyasallaşma sürecinde kişi psikolojisini ön planda tutmayı hedefleyen,insanı izlerken düşündüren,kurgusu,oyunculukları,yaptığı her yapımla olay yaratan, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT) tarafından sahneleniyor. Vasıf öngöreni şöhrete kavuşturan ‘’Asiye nasıl kurtulur’’ adlı oyunu,kurgusu, yorumu,oyunculuklarıyla unutulmaz kılarken, şimdi de ‘’İçerdekiler’’le ustalıklarını bir kez daha kanıtlamış oluyorlar.
 
    D.D.T İLE A.D.T.’NİN ORTAK ÇALIŞMALARI.

   Bu iki oyununun ortak noktası; yönetmenlerinin Ankara Devlet Tiyatrosundan oluşu.’’Asiye nasıl kurtulur’’da hayran kaldığım, Hüseyin Avni Danyal varken ,yine bu oyunda Ankara Devlet Tiyatrosunda bulunan ustalığı tartışılmayan Mustafa Kurt çıkıyor karşımıza. İki oyununda ortak noktası; Düzenin çarpıklığına,en iyi tanık olmaları.Bu ustalar Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun iç yapısını bakış açısını,sanat anlayışını kurgularını çok iyi biliyor.Yada Diyarbakır Devlet Tiyatrosu kiminle çalışılması gerektiğini gerçekten çok iyi biliyor. Böylece Diyarbakır Devlet Tiyatrosu başarılarına başarı ekliyor,unutulmaz işlere imza atmış oluyor.
 
   OYUNUN İÇSEL YAPISI, METNİN KURGULANMASI

   Kuşkusuz Diyarbakır Devlet Tiyatrosu ,iddialı yapımlarla devamlı gündemde kalan, adından sıkça söz ettiren bir kurum.Bu anlamda oyunculuklarını gösterebilecek oyun seçimleri,kurgulamaları takdir ediliyor.Oyun başlarken insanı dinlendiren o mistik müziklerin kullanması başta rahatlatsa da, ilerleyen dakikalarda gerilen oyun, beni biraz daha koltuğa gömüyor.
 
   Baş komiser nokta ışığın altında, tutukluya sorgulama yaparken görüyoruz.Başta da belirttiğim gibi, 1965 yılında kaleme alınmış olmasına karşın o günden bugüne güncelliğini korumuş, evrensel mesajlar taşıyan bir eser.Günümüz Türkiye’sinde bu fikir anlaşılmazlığı,düşünce suçu,zorlama psikolojisi,yıldırma politikaları vs.vs… gibi saçma sapan kararları günümüzde hala uygulanması, bugünkü koşullarının çarpıklığını gözler önüne seriyor.
 
   SAHNEYE YANSIMASI
   
   Öncelikle arkada asılı olan saatin, çalışmaması çok dikkatimi çekti.Baş komiserin (Selim bayraktar) saatine baktıktan sonra arkadaki saati fark etmiş olmalı ki,’’ arkadaki saate bakma o çalışmıyor ‘’ sözü hayatımda duyduğum en profesyonel doğaçlama olmuş.Yalnız ikinci perdede saatle oynamışlar ve saat ilerlemiş,yalnız saat yine çalışmıyor.Böylelikle bu doğaçlamada teknik bir hatanın gölgesinde kalmış oldu.Saat sözü geçmemeli,yada saat dönmemeliydi…
 
   Komiserin ilk perde de sorgulama memuru görevinden dolayı çok fazla konuşması,buna karşın öğretmenin tutuklu halinde (Fatih Topçuoğlu) sessiz kalması oyunu sıkmamış,aksine baş komiserin tonlamaları,mizansenleri ,kurgusu ve oyunculuğunu ön plana çıkaran, bir baş komiserin mahkeme kararı olmadan tuttukları tutukluya nasıl davranma psikolojisini çok iyi analiz ettiği için alkışı hak ediyor. Espriler çok iyi satılmış.Sanığın sakinliği komiseri çıldırtan bir hal almış,bunu çok iyi yansıtmış.
 
   Oyunun en belirgin ruh hali ise ; Suçu üstlenmesi ve bu davanın kapatılması için,ortaya konan en zayıf yer; 344 gün boyunca eli kadın eline değmemiş birinin, karısıyla buluşmasını sağlamak olsa gerek. Üstelik bu baş komiserin ofisinde gerçekleşiyor. Sonucunda istediğini alabilmenin keyfini yaşayacak,bir dilekçe yazıp suçu kabul edecek.Ama baş komiser bu durumu bu kadar kolay halledilmesi taraftarı değil.Dilekçe yazılıp imzalanması için tutukluya verildiğinde zaman geçirmek için hece hece yazması ‘’Sen enayi misin?’’ yazılı dilekçeyi okumadan tutuklunun imzalaması,düştüğü zayıflığı ve içsel psikolojinin, bu denli cinsel zaaflara yol açtığını gözler önüne seren, en gerçekçi halini alıyor.Bu en dramatik oyunda öne çıkan temel komedi unsurlarda olmuş.Yazar Anday bu dramsal yapı içerisinde seyirciyi sıkmamak için, bu anlamda komedi unsurlarını çok iyi saptamış,oyunu dinlendirmiş.
 
   Genelde izlediğim oyunlarda, en çok hataya düşülen, tek başınayken sahnede tedirgin olma olgusu, ne yapacağım korkusu bu sefer yaşanmıyor.Baş komiser sahneden çıktıktan sonra tutuklunun 344 gün sonra beklenen bir hayali gerçekleştirmenin getirdiği neşeli,yerinde duramayan o basmakalıp oyunculuk yerine sakin,kararlı,kendinden emin bir adamı oynaması,o ruh halini hiç kaybetmemesi ustalığına ustalık katıyor. Slow müzikte en yardımcı öğesi oluyor.
 
   OYUNUN VURUCU HAMLESİ.
   
   Oyunun en beklenen yeri karısıyla buluşması .Yalnızlığı yırtan o kapı sesi ile beklenen sahne geldiğini fark ederiz. Ama usta yazar bizi bir kez daha şaşırtıyor. Karısı hastalandığı için yerine kız kardeşini göndermesi,ta ki baldızının söylemesiyle adam fark ediyor.Tutuklukta geçen uzun süre ,karısının yüzünü unutturmuş.Oyunda sözü geçen resimlerin yüzsüz yapılması, bunun altını kalın bir şekilde çizmiş olduğunu da keskinleştiriyor.
 
   Yalnız baldız rolünde izlediğim Gaye Filiz Çele’nin çok sırıtan yeşil renk ayakkabısı hiç uymamış.Oyunun kurgu bakımından en üst seviyede görülmesi, ilk perdede Baş komiserin ruh halini alan sanığı görüyoruz.Bu kez baş komiser gibi sinirlenen,hoplayan,zıplayan bir karakter var. Sanık koltuğuna ise baldız oturuyor.Karısının yokluğunu baldızında yaşamak isteyen ,günlerdir hayalini kurmuş olduğu o cinselliği yaşamak yerine baldızıyla karşılaşan bir kurgu.. İnsanın tüylerini diken diken edecek ustalıkta. Yani ; İkinci perde de komiserleşen bir sanık ,sanık yerinde bir baldız…Ruhsal bunalımı, kendisine doğruları kaybettirmiş.Cinsel arzuları git gide kendisini yiyip bitiren bir hal almış.
 
   İşin çarpıklığı; suçu kesinleşmediği halde 344 gün tutuklu kalması.Sorgu için çok uzun bir süreç.Yaşanan bu çarpıkların hala günümüz Türkiye’sinde görülmesi , işin boyutunu daha da korkunç bir hale getiriyor.
 
   Baldızıyla sevişmek istemesi ve bunun için inandırma gücü; cinsel düşüncelerimi ? Yoksa hayata bakış açısını kanıtlamak istemesi mi? Buda ayrı bir konu.Yada bakış açısı.
 
   Mükemmel bir duygu trafiği yaşanıyor.Bu duygular sahnedeyken, kulağı sağır eden bir çığlıkla psikolojik bunalıma girdiğini, gaipten gelen seslerle netleştirmiş oluyor. Oyunda birde leblebi muhabbeti var . En can alıcı sahnelerde leblebi yenmesi,leblebi ikram edilmesinin sırrı ne.? Daha doğrusu leblebinin sırrı varolma nedeni ne? açıkçası kavrayamadım.
 
   Baldızın en duygu diyalektinin olduğu sırada, üzerindekini çıkarıp ayakta bir suçluymuş gibi beklemesi,hafiften gelen müzikle harmanlaması muhteşem.Söylenecek söz bırakmıyor. tutuklunun tiratları başarıyla sergilemesi,o uzun sözlerinin seyirciyi sıkmaması da ayrıca bir ustalık.Oyunu o ruh bunalımına sokan,gerçeklerle yüzleştiren baş komiser bu işin sonunda tekrar tutuklunun sorguya alması,hayatın gerçekleriyle yüzleştirip,bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor./çarptırıyor.
 
   OYUNU ADETA YAŞATARAK SAHNEYE YANSITANLAR.
   
    Hiç kuşkusuz bu oyunda en çok alkışı alması gereken, Oyunun yönetmeni Mustafa Kurt.Oyun analizini çok iyi yapıp,sahneye taşıması bizleri sahnede yaşayanlardan biri haline getiriyor.Duygu oyunculuğunun ön planda olduğu bu oyunda muhteşem bir iş çıkarmış.
 
   Dekor tasarımında tanıdık bir usta çıkıyor karşımıza. Siyah perde önüne Yukarıdan tellerle bağlayarak,Havada asılı duran saati,(çalışsaydı daha iyi olurdu) pencereyi sanki siyah bir duvara çakılıymış gibi göstermesi gerçekten parmak ısırtıyor. Sertel Çetiner bu işin ustası.Çok başarılı ve hiçbir zaman yaptıklarının yabana atılacak gibi olmadığını bir kere daha gösteriyor.
 
   Giysi tasarımında, Özge Şenol üzerine düşeni yapıyor. Gaye Filiz Çele’nin (baldız) ayağındaki o yeşil ayakkabının dışında mükemmel bir iş çıkarıyor.
 
   Işık tasarımında, Kazım Öztürk ..Özellikle nokta ışıkları yerli yerinde, Reostalar mükemmel, Oyunun ruh halini yansıtmada en önemli görevlerden birini üstleniyor. Altından kalkmaktan hiç ama hiç zorlanmıyor.
 
   Bu tür oyunları repertuarına alan Diyarbakır Devlet Tiyatrosu başta olmak üzere, bu oyunda emeği geçen herkesi canı gönülden kutluyorum. Kaçırılmaması gereken,ilerleyen günlerde adından sıkça söz ettirecek,muhteşem bir yapım.
 
‘’Benzetmelerle yaşamak İnsanı her zaman yanıltır.’’
Tutuklu: İki gün... Bugün ve yarın...
Komiser: Yarına boşver, yalnızca bugün!
Tutuklu: Bugün karımla buluşurum, yarın da... Belki itiraf ederim. Yarın buradan gidiyor
muyum?
Komiser: Evet.
Tutuklu: Orada karımı hiç göremem, öyle mi?..

     İyi seyirler…

 
 

Anahtar Kelimeler: içerdekiler, diyarbakırdt, diyarbakır devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir