MAKALELER

Hoşgeldin Boyacı - Tiyatro Martı

2014.12.15 00:00
| | |
1646

Sizce Nasıl?
Zeynep Özyağcılar’ın kurucusu olduğu Tiyatro Martı geçen sene William Mastrosimone’un Uçlar adlı oyunuyla tiyatro sahnelerinde yerini almaya başladı.


“USTA” OYUNCU, TİYATRO MARTI’YLA YENİDEN SAHNELERDE…

 


 

Zeynep Özyağcılar’ın kurucusu olduğu Tiyatro Martı geçen sene William Mastrosimone’un Uçlar adlı oyunuyla tiyatro sahnelerinde yerini almaya başladı. Martı, bu sene ise devam eden Uçlar’ın haricinde öyle bir oyunla kanat çırpmaya devam etti ki sahne üstünde daha bir yükselişe geçti. Ve bu yükselişle, tiyatromuz ve tiyatro seyircileri açısından önemli bir güzelliğe de imza atmış oldu. Donald Churchill’in “Hoş Geldin Boyacı” oyunuyla birlikte 18 yıl aradan sonra yeniden sahnelere dönen Erdal Özyağcılar tekrar tiyatro sahnelerine dönmüş oldu. Geçen sene genel koordinatörlüğünü ve hem seçici kurul hem de üst kurul üyeliğini yürüttüğüm bir tiyatro ödülünde, tiyatroya verdikleri emekten ötürü Güzin – Erdal Özyağcılar çiftine ödülün verilmesini bilhassa istedim. Erdal bey o gece eşiyle beraber ödülü alırken yaptığı konuşmasında “Bu ödülü almam aslında benim bir tiyatrocu olduğumu ve diziler, sinemalar derken ihmal ettiğim sahnelere dönmem gerektiğini bana tekrar hatırlattı.” dediğinde çok mutlu olmuştum. Çünkü naçizane takdim ettiğimiz emek ödülünün böyle bir olaya vesile olması beni onurlandırırdı. Ödül töreninin üzerinden henüz birkaç ay geçtikten sonra, o akşam aldığı kararı uygulayacağını öğrendiğim zaman, iyi ki sözünde durdu dedim. Oyunun prömiyerinde kendisini izlediğim zamansa “İnsan öyle kolay kolay Erdal Özyağcılar olmuyormuş.” dedirtti. Tekrar sahnelere döndüğü ve bizlere bu kusursuz oyunculuğu izleme imkânı verdiği için, kendisini ayakta alkışlıyorum. 

Sürprizlerle dolu bir oyun…
Yasak ilişki yaşadığı sevgilisiyle tatil kaçamağı yapan Marcia eve döndüğü zaman, tatile gitmeden tadilata açtığı evinde, boya işlerinin hâlâ devam ettiğini görür. Ancak anlaştıkları boyacı, eski boyacının rahatsızlığından ötürü değişmiştir. Marcia ile yeni boyacı Walter durumu konuşurlarken kapı zili çalar. İçeri aniden ve hodbin şekilde bir kadın dalar. Kadın Marcia’nın yasaklı sevgilisinin eşi olan Jane’dir. Marcia’ya nice tehditler savuran Jane, durumu Marcia’nın kocasına haber vereceğini, bunun için tekrar eve geleceğini söyler. Boyacı, bütün bu konuşmalara gayrı ihtiyari kulak misafiri olur. Kadın gittikten sonra salona geçen boyacı, Marcia’ya yardımcı olabileceğini söyler. Ve işte o dakikadan sonra işler çözülmeye başlar. Daha doğrusu çözülmeye mi başlar, yoksa daha mı bir sarpa sarar bilinmez. Bu sorunun cevabını, oyunu izlerken aramak doğru olacaktır.

Oyunun yönetmeni Arif Akkaya… Bana göre, Akkaya’nın yaptığı rejiler arasında en derli toplu olanı buydu. Yönettiği bütün oyunlarda bir rabarba, aşırı derecede bir kargaşa ve kurgusuzluk hâkimdir. Ancak bu oyunda diğer oyunlarının aksine, kurgusunu netleştirmiş, konuya tam hâkimiyet sağlamış, oyunun hikâyesini çözmüş bir yönetim görüyoruz. Sahne matematiği de iyi plânlanmış; oyun sahnenin her tarafına eşit dağıtılmış. Kapalı odaların dahi kullanılması hikâyeyi gereksiz bir gizemden kurtarmış. Karakterlerin gizli saklı işler ve konuşmalar yaptıkları zamanlarda, oyuncuların sahne yerlerini çok iyi ayarlamış ve bu da o anlardaki duruşların ve hareketlerin çok doğal durmasını sağlamış. Oyunun temposu genel olarak çok iyi ancak bazı sahneler kırpılabilir. Çünkü uzayan bazı sahneler var; Marcia ile boyacının mizansen çalışmaları, Jane’in ikinci gelişinden sonra boyacının ortaya çıkacağı sahne, Marcia ile boyacının son sahneye geçmeden önceki sahnesi gibi. Bu sahneler çok uzadığı için oyunun temposu yer yer düşüyor. 

Dekor tasarımını da yapan Arif Akkaya’nın dekorunun kullanımında bir çelişki var. Hol duvarları yarım bırakılmış ve odadan odaya geçişler hole açılan iki kapıdan yapılıyor. Geçişlerin bu şekilde yapılmasından ötürü biz, seyircinin izleği açısından yarım bırakılan hol duvarlarının devamının olduğunu düşünüyoruz. Ancak oyuncular kimi zaman normalde var olduğunu düşündüğümüz duvarları aşarak oynuyorlar. Bu dekor kullanımıyla reji arasında bir uyumsuzluk olduğunu ortaya çıkarıyor. Dekorun seyirciye nazaran bakıldığında sağ tarafındaki pencere kapatılır da hol biraz daha sağa doğru çekilirse sorun hallolabilir diye düşünüyorum. Bu hatanın haricinde dekor, her haliyle tadilatta olan bir evi veriyordu. Boyacının kullanım alanının dağınıklığı ile salonun intizamlı hâli arasındaki ayrım ise manidardı.

Jane rolünde Gözde Çetiner, safdilli, aptal âşık ve hafif şapşal bir kadın rolünde başarılı bir performans sergilemiş. Kocasının defaatle kendisini aldattığını bilmesine rağmen her defasında onu affediyor, affettiği yetmezmiş gibi, kocasının birlikte olduğu bütün kadınlarla yüzleşmeye çalışıyor. Aslında onun da içinde tamamlanmamış o kadar duygu var ki bir yanıyla tam bir çıkmazın içindedir. Çetiner, Jane’in özellikle son sahnelerde içinde ukde olarak kalan duygularını gördüğümüz hallerini yansıtmadaki eksikliğin haricinde, plastiği sağlam olan jestleri ve mimikleriyle rolün hakkını teslim ediyordu.

Marcia rolünde Berna Laçin sahnede yerini alıyor. İlk 20 dakikada yaşamış olduğu tutukluğu saymazsak genel olarak başarılıydı. O da ilk oyun olmasından kaynaklanabilir. Bourderline bir kişiliğe sahip olan Marcia karakterinin gel-gitlerini ve kimi zaman olayların ve olacakların vahametinin farkında dahi olmayışını net şekilde verdi. Biraz daha esnek hareketlerle, karaktere daha da can verebilirse iyi olur diye düşünüyorum. Biraz ağır kalıyordu. Öyle sanıyorum ki oyun oturdukça bu da sağlanacaktır.

Ve Walter rolünde usta oyuncu Erdal Özyağcılar… Erdal bey, hakikaten herkesi kendisine hayran bıraktırdı. 18 yıl ara vermiş gibi değil de bir an bile sahneden inmemiş gibiydi. O kadar rahat, bir o kadar emin ve o denli her duygunun hakkını verdi ki. Duygu dönüşümleri çok yoğun olan ve tipten tipe girmek zorunda kaldığı oyunda her dönüşümün hakkını vererek, karakteri seyirciye aktardı. Klasiklerdeki birçok karaktere de selâm çaktığı rolüyle, 18 yıl aranın acısını çıkarır gibiydi. Değiştirdiği tiplemelerin hiç biri kopuk şekilde değildi. Ayrımları çok yumuşak verdi. Her bir dönüşümde, Özyağcılar’ın aktörlüğünün sınırlarının ne denli geniş olduğunu gördük. Umarım tiyatro severleri bir daha, kendisinden bu kadar uzun süre mahrum bırakmaz. Zira hem seyircinin hem yeni nesil oyuncuların ondan alacağı daha çok şey var.

Öyle görülüyor ki Tiyatro Martı’nın kanat seslerini daha çok duyacak, yükselişini daha çok seyredeceğiz. Tiyatromuza verdikleri emek ve sundukları katkıdan ötürü bir kez daha Özyağcılar ailesine teşekkür ederim.

Anahtar Kelimeler: tiyatro martı, hoşgeldin boyacı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir