MAKALELER

Hedwig ve Angry Inch

2017.05.30 00:00
| | |
1775

Sizce Nasıl?
Hedwig ve Angry Inch oyuncuları Yılmaz Sütçü ve Ayşe Günyüz ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Dünyanın dört bir tarafında defalarca sahnelenen ve dünyayı kasıp kavuran efsane glam rock müzikali “Hedwig and Angry Inch”,  ilk defa Türkçeye uyarlanarak, bir müzikal tiyatro grubu olan Kazan Dairesi tarafından sahneye konuldu. Dünyada bir kült olmuş bu müzikalin İstanbullu seyircisiyle buluşması da Mayıs 2016’da gerçekleşti. Doğu Almanya’dan çıkıp gelmiş, kırılgan bir o kadar öfkeli trans şarkıcı Hedwig ve onun orkestrası Angry Inch, bu kez dünya turnesi yolculuklarında Türkiye’de sahne alıyorlar. O tarihten bu yana bir senedir İstanbul’un farklı mekânlarında izlemeye fırsat bulduğumuz bu müzikal oyun, filminden fazlasıyla etkilenmiş biri olmama rağmen beni çok daha fazla etkilediğini belirtmeliyim.

Hedwig’in bizim sahnemizde “Kız gibi bir oğlan çocuğu nasıl da komünist Doğu Berlin'den kaçıp uluslararası boyutta hiçe sayılmış bir şarkı yazarı olarak zar zor karşınızda durabiliyor? İşte bu akşam tam da bundan bahsedeceğim size...” diye söze başlarken bizi bu kadar iyi anlayıp ulaşabileceğini düşünemiyorsunuz bile. Öyle ki onun oyun boyunca kırılgan, hırpalanmış, hor görülmüş kendi hikayelerini unuttuğunu, karşısındaki bu umutsuz seyirciyi büyük bir ustalık ve incelikle nasıl teselli ettiğini hayranlıkla izliyorsunuz. Buradaki seyirciyle yakalanmış bu “ortak kader” kendini sahnede öyle bir bulmuş ki glam yıldızla aramızdaki tek güçlü şey sadece “seni anlıyorum” oluyor. Oyun boyunca ne sulandırılmış bir arabesk ne de yersiz bir ciddiyet sunuluyor. Hedwig, bazen gözlerimizi bizi gülme krizine sokarken bazen de kalplerimize dokunan sözleriyle dolduruyor. Yönetmen Barış Arman, mizah ve zorlu bir müzikalle baş etme yeteneğini ve başarısını ortaya çok değerli bir ekiple ortaya koyuyor. Büyük bir emek ve gayretle uyarlanan bu yaratıcı müzikal ne güzeldir ki 2017 yılını, Afife Tiyatro Ödülleri "Yılın En Başarılı Yardımcı Kadın Oyuncusu", Afife Tiyatro Ödülleri "Haldun Dormen Özel Ödülü", Direklerarası Tiyatro Ödülleri "Müzikli Oyun", Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri "Yılın En Başarılı Müzikal / Komedi Erkek Oyuncusu",   Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri "Komedi / Müzikal Dalında Yılın Yönetmeni",  Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri "Komedi / Müzikal Dalında Yılın En İyi Erkek Oyuncusu" ödüllerini toplayarak kapatıyor.

Hedwig karakterini oynayan aynı zamanda eseri çeviren ve şarkı sözlerini uyarlayan Yılmaz Sütçü ve Yitzhak karakterini oynayan Ayşe Günyüz’le bu müzikal oyunla ilgili uzun uzun konuştuk. Onlara bu müzikali burada izleyebildiğim için ekibe ve kendilerine fazlasıyla yürekten teşekkür ettim. Röportajı Uğur Ugan’la birlikte gerçekleştirdik. Biz çok keyif aldık size de keyifli okumalar ve iyi seyirler dilerim.

Uğur Ugan: Bu oyunu sahneye koymak fikri Türkiye'nin geleneksel yapısı da gözünde bulundurulursa cesur bir karar. Bunu sahnelemek ilk nasıl aklınıza geldi?

Yılmaz Sütçü: Ben ilk kez oyunu Amerika'da gördüm. Müzikal camiasında pek bilinmeyen bir oyundu. Hatta yönetmenimiz Barış Arman'ın bile bilmediği bir oyundu. Amerika'da oyunu gördükten sonra kitapçığını almıştım. O sırada Türkiye'de bir çok işe girip çıktım. İşte dizi oldu dizi bitti falan derken yavaş yavaş metni okumaya başladım. Metni okudukça hoşuma gitmeye başladı, hoşuma gittikçe şarkıları dinlemeye başladım, şarkıları dinledikçe videolara baktım. İş bana tokat gibi çarpmaya başladı ve kendine aşık etti. Oynasam ne kadar güzel olur diye etrafıma sordum. Sonra bir buhran anında Barış bana metni gönderdi. Bende o anda başkaları için hiçbir şey yapmayacağım, kendi hayalimin peşinden gideceğim deyip bilgisayarın kapağını açtım.

U.U: Çeviri sürecinde neler yaşadınız? Çevirirken zorlandınız mı?

Y.S: Kendim oynayacağım için kendi istediğim gibi çevirdim aslında. Tabii ki uymam gereken bir çok kural, bir çok parametre vardı. Çevirirken tabii ki çok zorlandım. Çeviri yapmak hiç bir şekilde kolay bir iş değil. Zaten ben bir çevirmen değilim, çevirmenlik iddiam da yok ama bu bundan sonra yapmayacağım anlamına gelmiyor.Başkasına bırakmak istemem.

U.U: Çevirinin 6 ay sürdüğü söyleniyor doğru mu?

Y.S: 6 ay sürdü evet. Oradaki şarkılar çok meşhur şarkılar. Metni bilenler bilir filmi çok meşhur. Dünyanın her yerinde oynanmış bir metin. İçinde bir sürü aforizma, metafor var. Bütün bunların bize uyarlanması lazımdı. Biz de bazı bölümleri çıkarıp onun yerine Türkiye'nin algılayabileceği şeyler koyduk. Bazı hikayelerle değiştirdik. Bazen ben doğaçlama yaptım ama şu an da ben fikslenmiş baştan sona bir tekst oynuyorum.

U.U: Ayşe Hanım size nasıl geldi ilk teklif?

Ayşe Günyüz: Yönetmenimiz Barış'ı uzun yıllardır tanıyordum. İkimizde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda okuduk. 2 sene kadar önce telefon etti bana ve böyle bir oyundan bahsetti. Ben de zaten bir müzikalde oynamaya aç bir durumda bekliyordum. Sonra Barış'tan yeniden haber almam için 2-3 ay beklemem gerekti. Hatta benden mi vazgeçti diye düşünüyordum. Sonra seçmelere çağırdı. Yılmaz ve Barış'la bir araya geldik çok da iyi oldu.

U.U: Peki metni ilk elinize aldığınızda role kendinizi yakın buldunuz mu? Yoksa tereddüt ettiniz mi?

A.G: Metinle ilgili bir korkum olmadı çünkü çok güzel bir metindi. Broadway versiyonunun videolarını izleyip bir de filmi izleyince çok güzel olduğunu düşündüm. Kendimle ilgili tabii ki bir korku duydum ama o an yaparım bir şekilde üstesinden gelirim diye düşündüm. Bir de karakterin erkek olmasından dolayı rahattım. Benim de hep jestlerim erkeksi bulunur hep. O yüzden ben bunu yapabilirim diye düşündüm.

Y.S: Ayşe'nin rolü benden kat be kat zor. Gay bir erkeği oynuyor ve bu erkek bir kadın olmak istiyor. Ben ise trans birini oynuyorum. Ayşe'nin katmanı bence çok kafa karıştırıcı. 

Şafak Ulusoy: Orjinal müzikalde de bu rolü bir kadın oynuyor değil mi?

Y.S: Erkek oynayan versiyonları da var. Hedwig'i de bir kadının oynadığı versiyon var. Bu müzikalde güzel bir tını ortaya çıksın diye böyle bir şey düşündük bir de tabii ters köşe yapmak için. Metnin güzelliğini burada da görüyoruz. Aslında cinsiyet var mıdır yok muduru sorguladığı için.

Şafak Ulusoy: Oyunun yazarı John Cameron Mitchell'ın ilk başta telife sıcak bakmadığı, bir takım iletişimlerden sonra izin verdiği doğru mu? Eğer öyleyse yazar neye göre itiraz etti ?

Y.S: Çok güzel bir çeviri yapmıştık. Elimizde çok güzel bir metin vardı. Fakat 'ret' cevabı geldi! Onların boxoffice'lerini etkileyeceğini söylediler. Tam cümleyi hatırlayamıyorum ama galiba; 'eserin dünya haklarını' açmıyoruz gibi bir şey söylediler. Biz de şunu düşündük; Biz onların boxoffice'ini nasıl etkileyebiliriz. Biz de buna karşılık dedik ki; "Siz bizim ne yaptığımızın farkında mısınız? Biz böylesi zor bir ortamda büyük bir işe kalkışıyoruz. Emin misiniz vermek istemediğinize?" dedik ve ondan sonra hemen izin çıktı. Bence John Cameron Mitchell bu oyunu çocuğu gibi gördüğü için çok ince eleyip sık dokuyor.

Ş.U.: Bildiğim kadarıyla dünyada bizden daha kötü durumdaki ülkeler bile çevirip oynamış. Onlara da aynı hassasiyetle yaklaşmış mıdır?

Y.S: Belki de bize boxoffice'i bahane ederek ciddiyetimizin ne kadar olduğuna bakmak istemiş olabilir.

U.U.: Hedwig and Angry Inch filminden etkilendiniz mi? Film oyunu sergilerken nasıl bir etki yarattı sizde?

Y.S.:  Filmden çok etkilendik ve oldukça faydalandık. Normal metin halinde biz filmi de bildiğimiz için anladığımız durumlar vardı ama bilmeyen bir izleyicinin eline aldığında anlayamayacağı kopukluklar vardı. Biz filmi referans alarak bazı yerleri doldurduk.

U.U.: Sinema diliyle tiyatro dilinin arasında bir uçurum var sonuçta. Koreografi olarak bunu sağlarken zorlandınız mı?

Y.S: Yönetmenimiz Barış sinema dilini tiyatroya yansıtmaya çalıştı. Arkada bir takım görseller kullanıldı. Sonuçta sinema çok güçlü bir şey. Barış biraz görüntülerden yararlanmaya çalıştı. İşte Berlin Duvarı görüntüleri, çizimler, illüstrasyonlar filminde sivri noktaları, müzikle beraber de birleşince ortaya böyle bir şey çıktı.

Ş.U.. Bu işi Kazan Dairesi ekibi mi oluşturuyor ya da Kazan Dairesi ekibi kaç kişi ve bu ekip nasıl biraraya geldi?

Y.S: Barış bizim genel sanat yönetmenimiz. Her şey Barış'ın etrafında şekilleniyor. Onlar daha önce bir müzikal yapmışlardı. Döneminin efsane bir işiydi. Bu kadar genç insanların bir araya geldiği.

A.G: Kazan Dairesi ekibi ilk bir araya geldiğinde bir lansman konseri yapıldı. O konser içerisinde ben yer almamıştım. Ondan sonra iş bir oyun sahnelemeye gelince dahil oldum.

Y.S: Zaten müzikal camiasında herkes birbirini tanıyor. Bir şey yapmak isteyen gelip Kazan Dairesi'nde yapabilsin diye böyle bir oluşum ortaya çıktı. Kazan Dairesi'nin kapısı bu işi yapmayı isteyen herkese açık.

U.U.: Türkiye'deki LGBT gruplardan destek aldınız mı? Oyunla ilgili nasıl tepkiler aldınız? Hiç olumsuz tepki aldığınız oldu mu?

Y.S: Olmadı.

A.G: Sponsor bulmakta zorlandık ilk başta

Y.S.: Nakdi sponsor bulmak bir tiyatro için ilk başta çok zor. Ama bize hizmet sponsoru olan bir sürü insanla yol üzerinde karşılaştık. Makyajımıza, iletişimize sponsor olanlar oldu. LGBT camiasından da destek gördük.

U.U.. Şu an sizden hariç LGBT temalı bir oyun sergileyen var mı?

Y.S:  Vardı ama şu an da yok sanırsam ama alternatif tiyatrolarda mutlaka vardır.

U.U.: Şu ana kadar aldığınız destek beklentinizi karşıladı mı?

A.G: Bir kere seyirciden hiç bir olumsuz eleştiri almadık. Özellikle teması böyle olan bir oyunda hep olumlu tepki almak sevindirici.

Ş.U: Bu oyun Broadway'de sergilenirken daha fazla aşırılıklar var mıdır? Türkiye seyircisine sahnelenirken bir takım kısıtlamalara gidildi mi?

Y.S: Aksine daha hard core yaptığımız yerler oldu. Hatta bir izleyicimiz yazdığı bir eleştiride beni daha kışkırtıcı bulmuş.

A.G: Aramızdaki ilişkide de hiç kısma durumu yok. Seyirciyle olan ilişkide de aynı şekilde. Herhangi bir yerde laf atmak ya da doğaçlama yapmak bence seyircinin hoşuna gidiyor.

Y.S: John Cameron Mitchell tamamen dördüncü duvar koymaya yakın oynamış. Seyirciyle çok iletişim kurmuyor. Kendi dünyasını oluşturmuş.

U.U.: Peki bunun bir nedeni TV şovlarında yıllar yılı eşcinsel karakterlerinin bir parodi şeklinde verilmesi olabilir mi?

Y.S: Bu dünyanın her yerinde yapılıyor. Türkiye'de yıllar yılı alternatif kulüplerde bu tip şovlar yapılıyor. Televizyon kültürüne girmesi bir yandan iyi de olmuş olabilir. Biz galiba sahnede bunları görmeyi seviyoruz. Sadece Türkiye'de değil dünyada bu çok seviliyor.

U.U.: Neden peki?

Y.S: Kadın kılığına girmiş bir erkeğin sempatisi var. Nasıl ki bir dönem müslüman kadınlar sahneye çıkamazken yerine erkeklerin oynadığı bir gelenek varsa bizde dünya tiyatrosunda da bunun örnekleri var. Galiba oradan gelip yerleşmiş bir sempati var.

A.G: Göz aşinalığı oluşuyor. Gördüğün figüre bir sempati duymaya başlıyorsan o otomatik bir sempatiye dönüşüyor.

Ş.U: Fakat sokakta görünce de suratına kezzap atacak bir şiddete dönüşebiliyor. Kadın cinayetleriyle birlikte artan bir trans cinayetleri de var. Bu tuhaf bir ironi de çıkarıyor ortaya.

Y.S: Bu ikiyüzlülük dünyanın her yerinde var. En modern ülke diyelim ki; Amerika. Bu Amerika'da da var. Nasıl bu kanunlarla yokmuş gibi gösteriliyorsa ya da aynı cinsin evlenmesine izin verilse bile homofobi var, ırkçılık var...

A.G: Olduğu şeyi saklamak için bir nefret gösterme hali var

U.U.: Bizde Osmanlı geleneğinden gelen bir zenne kültürü var. İzleyici; erkeği kadın kıyafetiyle izlemeyi seviyor. Belki de kadın-erkek ilişkilerinin biraz sıkıntılı olmasından kaynaklı olabilir bu durum. Şu durum size ilginç gelmiyor mu; Türkiye’de kendi kimliğini sahneye rahatlıkla taşıyan ilk isim Zeki Müren’di. Apartman topuklarıyla, mini eteğiyle 60’lı yıllarda sahneye çıktığında belki de Türkiye’deki bir çok tabuyu yıktı. Fakat ondan sonra gelenler bir Zeki Müren taklidi gibi geldiler. Sahnede eşcinselliğin kullanımı ve sunumu hakkında ne düşünürsünüz?

Y.S: Rahmetli dedem Zeki Müren’in erkek olduğunu ve sahne gereği bunu yaptığını söylerdi. Zeki Müren kıyafet tarzının değişmesi Amerika’da Liberace’nin ortaya çıkmasıyla başladı. Zeki Müren Amerika’ya gidiyor Liberace’yi izliyor ve onun o şaşaalı kürklerinden, kıyafetlerinden çok etkileniyor. Sahne düzenini bile o meşhur seyircinin arasında daha çok dolaşmasını sağlayan T podyumunu getirten bir takım inovasyonlar yapıyor. Liberace gibi o da ömrünün son anına kadar eşcinselliğini açıklamadı.

U.U: Sembol isim olarak Zeki Müren’i bir ilk isim olarak görebiliriz. Belki de sizin bugün bu şovu yapıyor olmanızda Zeki Müren’in o günlerdeki yolu açmışlığı vardır diye düşünüyorum.

Y.S: Zeki Müren’e her zaman gönül borcumuz var. Zeki Müren’i her zaman çok seviyorum .Özellikle de iyi bir dinleyicisiyim. Bestelerine de çok hayranım, kendisine de. İyi ki de vardı.

Ş.U.: Bu oyunu sahnelerken bir takım zorluklarla karşılaştınız mı?

A.G.: Oyun, bir müzikal olduğu için birkaç parçanın iç içe geçmesinden oluşuyor. Bir kere önce çalışmamız gereken yaklaşık 10 tane parçamız vardı. Bunların tam olarak oturması gerekiyordu ki devamı gelsin. Karakteri çıkarırken kendi adıma biraz zorlandığım şeyler oldu. Özellikle aksan konusunda. Bu karakter ne kadar öfkeli, ne kadar duygusal, ne kadar kırılgan bu tip şeylerin bir dengesini oluşturmaya çalıştık. Çünkü kendini sözlü bir şekilde ifade eden bir karakter değil, çoğunlukla sessiz bir şekilde ifade etmesi gerekiyor.

Ş.U.: Sessiz iletişim oyunun her yerinde vardı. Ne fazla soğuk bir oyun ne de çiğliğe kaçan bir arabesk var. Oldukça dengedeydi her şey. Hedwig, İstanbullu izleyici olarak bize üzülüyor gibiydi.  Oyunda aksan oluşturmak kimin fikriydi? Nasıl ortaya çıktı?

Y.S: Aksan zaten orjinalinde de var. Ayşe, Hırvat asıllı birini oynuyor. Ben de Alman asıllı bir Amerikalıyı oynuyorum. Ben kendi adıma oyuncu olarak şöyle bir karar vermiştim. Konuşma ağırlığı bende olduğu için her lafım anlaşılsın istedim. Yoksa çok daha ağır bir aksan yapabilirdim. Daha hafifletilmiş, daha ince ama bizim klişe Alman aksanından da uzak dursun istedik.  Çünkü bu bir antipati yaratabilirdi. Barış da buna katılınca benim sorunum çözülmüş oldu ama Ayşe’nin Hırvat aksanına yakın bir şey yapmış olması lazımdı.

A.G: Aslında şu bir avantaj oldu. Erkek olarak kalın bir ses tonuyla konuşmam gerektiği için bu ses tonuna aksanı eklemek biraz daha kolay oldu. Barış benden o aksanı azaltmamı istediğinde çok zorlandım. Bu sezon oynadığımızda erkek ses tonuna geçtiğim anda aksan otomatikman gelmeye başladı.

Ş.U: Oynağınız karakter ses tonuyla her şeyi altüst eden bir karakter. Bir yanıyla ince bir ses tonuyla şarkı söylerken bir anda o gür sesiyle ve aksanıyla konuşmaya başlıyor. Buna çalışırken bir kampa girdin mi ya da nasıl bir disiplin sağladın?

A.G: Aslında çok disiplinli çalışılması gereken bir şey olabilir ama ben çok disiplinli bir insan değilim. Biraz böyle provadan provaya her şeyi parçalara ayırarak çalışmaya başladım. Tirat, şarkılar, sahnelerimiz gibi bunların her birine parça parça çalışıp, sonra bir araya getirmek gibi çalıştım. Bunları çalışırken çok fazla üstüne düşünmedim bir şeyler belirledim kafamda. Onu daha sonra mümkün olduğunca doğal ve bana ait bir şey gibi yapmaya çalıştım.

U.U.: Oyunun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kent değiştikçe underground kültür de ona göre değişiyor. Bu tip alternatif oyunların şansı olacak mı önümüzdeki yıllarda?

Y.S: Umarım olur. Olması için yapıyoruz. Ben bir birey olarak elimden geleni yapmaya çalışacağım. Buna söz verebilirim.

U.U: Gelecek sezon bir yurtdışı hayaliniz var mı ya da Türkiye turnesi

Y.S: Yurtdışı için davet ederlerse neden olmasın? Türkiye’de daha önce Ankara ve İzmir’de sahneledik.

U.U.: Ankara’nın izleyicisi çok özeldir değil mi?

Y.S: Evet, Ankara çok özel. Ankara izleyicisi izler ve oyunu tartar. İzmir’den hiç korkmuyordum kendi memleketim diye yapısını da bildiğim için. Ankara’ya biraz korka korka gittim. Bence gelmiş geçmiş en iyi oyunumuz olabilir. Çığlık çığlığa geçti. ODTÜ’de oynadık ama her kesimden bir seyirci vardı. Çok güzeldi.

Ş.U: Broadway kayıtlarını albüm olarak online bir şekilde ulaşıp dinleyebiliyoruz. Oyundaki şarkı uyarlamaları çok başarılı. Hedwig and Angry Inch‘ı albüm olarak dinleyebilecek miyiz?

Y.S: Böyle bir fikrimiz var ve bize bu konuda gelen bir talep de var. Böyle bir şey olmasını çok isteriz.

Ş.U: Oyunda her kesim izleyiciye sarılan bir Hedwig var. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz. Bu provalar esnasında ortaya çıkan metaforlar mı oldu yoksa çevirmenin bir başarısı mı?

Y.S: Orijinal metinde bize çok uzak taraflar vardı. Onların bile anlayamayacağı entelektüel birikim gerektiren bir takım espriler vardı. Videoları izlerken John Cameron Mitchell oynuyor ve salon yıkılıyor neden buna bu kadar gülüyorlar diye merak ettim. Biz de ona karşılık evrensel bir biçimde herkesin anlayabileceği yerleştirmeler yaptık. Bir insan olarak okuduğumda burası kesin geçmeyecek dediğim yerlere Türkçeleştirmeler yaptık ve sanırım bunlar seyirciyi çok kucakladı.

A.G: Müzikalde şarkı sözleri de o kadar şey anlatır ki  herhangi güzel sözleri olan şarkı değildir onlar bir hikaye anlatıyorlar. O hikayeyi seyirciye aktarabilmek de çok önemliydi.

Y.S: Müzikal şarkıları oyuncuların tiratlarıdır. Burada hem şarkı gibi duyulan hem hikayeyi devam ettiren bir form olması lazım. O açıdan biraz zorlayıcı oldu açıkçası.

Ş.U.: Özellikle Hedwig gibi trans olmaya çalışan ortada kalmış bir bireyin sahnede oynanması bu tür göndermeler için daha rahat oldu mu? ‘İstediğimi konuşurum çünkü bunu karakter kaldırıyor’ gibi hissetmiş olabilir misiniz?  Bu size bir kolaylık sağladı mı?

Y.S: Sağlamadı ve hiç bunun arkasına sığınmadım. Ben şimdi kadın kılığındayım ve ağzıma geleni söylerim gibi bir düşüncem olmadı. Bu kesinlikle ters tepecek bir şey. Bir şeyleri bunun üzerinden hesaplıyorsanız seyircide bunun karşılığını tokat gibi negatif bir şekilde verir. Aksine çok titizlikle her bir söylediğiniz lafın metnin ilerleyen yerlerinde bir yere dokunduğunu zaten izlediğinizde anlayabilirsiniz. Hiçbir lafı orada boşa söylemiyoruz. Hiçbir espriyi de sadece espri olsun diye koymadık. Doğaçlama yapılanların bile bir karşılığı var.

A.G: Ben müzikal okurken yurtdışına gitmek, New York’ta müzikallerde oynamak gibi bir hayalim vardı. Sonra Hedwig and Angry Inch’de oynarken dedim ki bayağı popüler olmuş ve ödüller almış bir Broadway müzikalinde oynuyorum. Hayatımda hiç bu kadar sahne üstünde olmamıştım. Bununla bir de üstüne ödül alma fırsatını yakaladık. Şu an fark ediyorum ki aslında hayalime ulaşmışım. Ben oraya gitmedim o bana geldi gibi bir şey oldu. Kendimi bu oyun sayesinde çok iyi bir noktaya adım atmış gibi hissediyorum.

Ş.U: Bu ülkenin kalbi kırık Hansel ve Hedwig’leri için ne önerirsiniz?

Y.S: Kalpten yapıldığı için bir şekilde yerine ulaştı. Bence insanlar kalbinden ne geçiyorsa onu yapmalılar. Tamamen iç sesi dinlemeli. Kimse bana istemediğim bir şeyi yaptırsın istemem. Çünkü bu dünyanın 3 günlük olduğunun farkındayım. Siz yola çıktıktan sonra ne kadar engeller var gibi görünse de yardım bir şekilde bir yerlerden geliyor. Bu ülkenin Hansel ve Hedwig’lerine söylemek istediğim şey şu; Yola çıkmaktan korkmasınlar. Bizim yolculuğumuz insanlara bir parça feyz verecekse bundan daha büyük bir mutluluk düşünemiyorum.

A.G: Biz iyi bir niyetle ortaya çıkarken yaptığımız işi mümkün olduğunca iyi yapmaya çalıştık. Hiçbir zaman; 'biz olduk ve bundan sonrası rahat' diye düşünmedik. Yaptığımız işi en iyi şekilde yapmamız gerekiyor ki daha gidecek yolumuz olsun.

Koregraf/Müzik Direktörü: Didem Atasoy

Kostüm Tasarım: Tanju Babacan

Işık Tasarımı: Önder Arık

Dekor Tasarım: Yiğit Sütçü

Dramaturg: Dilek Tekintaş

Reji Asistanı: Damla Sezgin

Sahne Amiri: Barçın Çalış

Oyuncular: Yılmaz Sütçü, Ayşe Günyüz

Müzisyenler: Engin Özşahin, Sinan Altıparmak, Necmi Taşkıran, Eren Turgut, Can Kalyoncu

Afiş Koncept Tasarımı: Ceyda Türkön

Afiş Tasarımı: Beste Türkön

Fotoğraf Prodüksiyon: Fuat Mert Başol

Fotoğraf: Emrey Özcan

Afiş Makyaj: Burcu Taş & Esen Tan

Eser: John Cameron Mitchell

Müzik: Stephen Trask

Çeviren/Şarkı Sözlerini Uyarlayan: Yılmaz Sütçü

 

120 dakika boyunca yerinde durmayan bir enerjiyle sizi sıkıp sarmalayan, yolu İstanbul'a düşmüş Hedwig’i gelecek sezon mutlaka seyretmelisiniz. 

 

Anahtar Kelimeler: şafak ulusoy, hedwig and angry inch, yılmaz sütçü, ayşe günyüz



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları
Dahası





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir