MAKALELER

Heccav - Tiyatro Ekin

2010.01.13 00:00
| | |
1741

Sizce Nasıl?
Politik tiyatro ve siyasi taşlama için çok müsait bir coğrafyada yaşayan, malzemesi bol, renkli bir milletiz, ama bu şansımızı tiyatronun özüne...


 

    Sahnelerimizde Güncel Politik Taşlama...
 
   Sahnelerimizdeki bu açığı kapatan az sayıdaki tiyatrodan biri Ankara Ekin... Politik duruşunu net bir biçimde ortaya koyan topluluk bu sezon Semih Çelenk'in, Şair Eşref'in traji-komik öyküsünden yola çıkarak yazdığı "Heccav Yahut Şair Eşref'in Esrarengiz Macerası" adlı fantastik kurgulu komediyi Faruk Güvenç'in rejisiyle sahneliyor.
 
   Politik taşlama nitelikli oyunda yazar, Abdülhamit'i ve İstibdat Dönemi'ni eleştiren şiirleri yüzünden başı sürekli derde giren Şair Eşref'in yaşadığı dönemi günümüzle örtüştürerek, o dönemde yargılanan şairi bugüne getiriyor ve yüz elli yıl geçmiş olsa bile düşünce ve toplum yapımızdaki değişmeyen gerçekleri mizahi bir dille yüzümüze vuruyor.
 
   "Vatan, Ver Elini Sıkayım, Gidiyorsun Aramızdan, Adieo... "
 
   1847 yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe Kasabası'nda dünyaya gelen ve aynı kasabada 1912 yılında yaşamını yitiren Şair Mehmet Eşref, bülbülün çektiği dili belasıdır misali hayatı boyunca dile getirdikleri ve hicvederek yazdıkları yüzünden suçlanmıştır. Yaşamını kaymakamlığa kadar uzanan memuriyet göreviyle kazandığı halde, meslek grubu içinde gördüğü çarpıklıkları, yolsuzlukları yazdığı şiirleriyle hicvetmekten sakınmaz. Bu sebeple başlayan daimi suçluluğu, 2. Meşrutiyet'in ilanı öncesinde nam-ı diğer Kızılsultan Abdülhamit'in belalısı olma haline dönüşür. Her şiiri Kızılsultan'a göndermelerle dolu olan şairi falaka dahil hiçbir sorgu yöntemi susturup sindiremez. Şair Mehmet Eşref'in vatan sevgisi ve aydın sorumluluğu her türlü yaşamsal kaygının önündedir, fakat devir İstibdat devridir ki bundan yüz elli sene öncesiyle günümüz arasında değişmeyen tek şey; insanların yazdıklarıyla söylediklerinin hala peşlerini bırakmıyor oluşudur. İşte bundandır ki, Şair Mehmet Eşref'in başına gelenler pişmiş tavuk misali bu güzel masal ülkesinin tüm aydın bakışlı insanlarının başına gelmiş, fakat geçmemiştir! Değil mi ki zihniyet hep aynıdır ve insanlar gerçek düşünceleri nedeniyle suçlanıp yargılanırlar, o halde Eşref bir yüz elli sene sonrasına ışınlansa, kuşkusuz başına yine aynı traji-komik olaylar dizisi gelecektir. Yazar Semih Çelenk de, bu gerçekten hareketle, Şair Eşref'in evrensel aydın profilini fantastik bir kurgu yardımıyla günümüze taşımış.
 
   "İnsanın 150 sene sonra İstibdat Devri'ni arayacağı kimin aklına gelirdi!"
 
   Devlette jurnalcilik almış yürümüş, herkes birbirinin arkasından kuyusunu kazar, açığını arar, bulduğu açığı aslını astarını bilmeden devletine yaranmak için kullanır olmuş. Kendine güvensizlik ve şüphe hastalığına tutulan devlet de, bu mantık dışı jurnallere kanıp gammazcılığı reşat altınla yüceltir hale gelmiş... İşte bu gidişattan duyduğu kaygıyla, şiirlerinde Abdülhamit Han'a yaptığı göndermelerle hedef olan Şair Eşref, hakimin bile içinde bulundukları ironik durumla dalga geçerek ustalıklı bir yabancilaştırma etmeni haline geldiği mahkeme sahnesinde 106 yıl ceza almanın şokuyla bayılarak, 2000'li yıllarda şüpheli tarihi bir kişilik görünümüyle uyanır... Bu sahnede onun kim olduğunu ve nereden geldiğini sorgulayan kişilerden biri olan gay oyun kişisinin işlevini çözemediğim gibi, kolay tüketilebilir bir komedi malzemesi olan gay figürünün sanatsal yaratılarda ne amaçla bu kadar çok kullanıldığını da düşünmeden duramıyorum. Kaldı ki gay figürü, işlevsizliğinin yanı sıra gülünç de değildi, bu oyunun düşünsel komedi malzemesi o kadar sağlam ki, rejinin gay figürüyle popülist bir yaklaşıma bürünmeye ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.
 
   Mahkeme sahnesindeki hakim karakteri ile müthiş bir sistem eleştirisi yapılıyor. Mahkemenin sevimli karakteri olan Hakim bile, parçası olduğu yargı sistemine uyum sağlayamaz, kendini oraya ve kanunlara ait hissetmez. Hatta işkence olduğunu savunan hakim tiplemesi nedeniyle "piyesin rejisörünün yanlış karakterlere yanlış replikler söylettiğinden" şüphelenilir bu sahnede. İronik göndermelerle dolu olan mahkeme sahnesinde, oyunun politik mizah ögelerinin sivrildiğini ve güldürünün doruğa çıktığını söyleyebilirim. Örneğin yargı mekanizması içindeki bu kişilerin demokrasinin ve darbenin ne olduğunu bilmemeleri çok ironik bir güncel gönderme. Farkındalık içindeki hakimin bu sahnedeki "demokrasi yok ki ne olduğunu bilelim" hicivleri sayesinde unutulmaz bir politik mizah örneğine imza atılıyor.
 
   Abdülhamit'in zorbalığına karşı yazdığı şiirler yüzünden 106 yıl ceza yiyen şaire yönelik çok dolaylı ve bir o kadar da zekice bir göndermeye değinmek istiyorum bu noktada; Abdülhamit, saltanatına zarar verdiğini düşündüğü şairin başını vurdurtmak yerine, cennet de cehennem de bu dünyada misali onu cezalandırmayı tercih eder ve " adama karşı şiirler yazıyorsun, seni asmıyor, besliyor" derler Şair Eşref'e! Bu çok dolaylı gönderme, oyunun en ironik ve can alıcı eleştirilerinden biri bence...
 
   Aygınlık sonucu günümüze hayali bir yolculuk yapan şair, her zaman olduğu gibi yine şüpheli görülerek, yarı delilerin bulunduğu, Tarihi Şahsiyetler Departmanı olarak anılan bir hapishane koğuşuna yerleştirilir. Koğuşta, çok fazla dinlenmekten deliren ve sürekli temsili telefonuyla yaptığı resmi görüşmelerin dinlendiğinden şüphe eden eski bir bürokratın yanı sıra kendilerini Hitler ve Napolyon sanan iki deli bulunmaktadır.
 
   "Şimdiki şahitler sormadan anlatıyorlar!"
 
   Eşref, 150 yıl öncesinden gelmiş hayali bir kişilik de olsa, kim olduğu devlet tarafından bilinmekte ve tehlikeli bulunmaktadır. Açılımı Vatanperverler Özel Teşkilatı olan VÖT adlı darbe plancısı gizli örgütün başı olduğundan şüphe edilmektedir. VÖT ' ün ana doktrini "vatan elden gidiyor" sloganıdır! Ülke öyle bir paranoya içindedir ki; her şeyin nedeni VÖT'tür, her şeyin suçlusu VÖT'tür, hatta Şair Eşref'e bu kışkırtıcı şiirler bile VÖT tarafından yazdırtılmaktadır! Dahası Namık Kemal'i bile VÖT'e sokmuşlardır. Memlekette olan biten her şeyin gerçek bir sorumlusu vardır aslında, ama kimse ne olduğunu bilmemekte, merak da etmemektedir, nasıl olsa bir günah keçisi bulunmuştur; her taşın altından VÖT çıkmaktadır. Öyle bir dönemdir ki bu; sağ-sol hafiye, muhbir, casus kaynamaktadır, İstibdat'ın bir reşat altın beklentisi içindeki jurnalcileri bile bunların yanında masum kalmıştır! Eşref, A.B kriterlerine uygun biçimde sorgulanır! A.B'nin isteği doğrultusunda işkence rafa kalkmıştır, ama eski sorgu yöntemleri hala geçerlidir, ne olur ne olmaz A.B ' ne giremezsek tekrar devreye sokulmak üzere tabii! Sorguya yürüyerek gelenler tekerlekli sandalyeyle çıkmaktadırlar! Mehmet Eşref günümüzde gördükleri karşısında Kızılsultan'ını bile arar hale gelmiştir. Bilinçaltında ondan af diler, çünkü zamanımız Abdülhamit dönemini mumla aratacak hale gelmiştir! 150 sene sonra Abdülhamit'ten daha zalimler çıkmış, milletin özel hayatına, evine girilir, karısına çocuğuna sataşılır olmuştur... Bu noktada hayali Abdülhamit Sultan; "Laftan gümrük alınmaz derlerdi eskiler" sözüyle, İstidat Dönemi'nde söz söylemek yasaktı, 150 yıl sonra ne değişti ironisini yapıyor. Doğru söyleyeni her dönemde dokuz köyden kovdukları gibi, insanın yazdıkları da söyledikleri de, eski zamanlardan modern zamanlara dek peşini bırakmaz haldedir! Ne dünya değişmiştir, ne de devlet-i idari...
 
   Şair Eşref, kararı dinlerken bayıldığı mahkemede ayıldığında, baygınken gördüğü 2000'li yıllar hayalinin etkisiyle sayıklamaktadır. Hakim onun 2000'li yıllarda yeterince çile çektiğini düşünüp beraatine karar verir! Ama zamane hafiyeleri, yani A.B kriterlerine göre topluma çeki düzen vermekle yükümlü toplum mühendisleri onu burada da rahat bırakmazlar! Bunları, insanların sinmişliği ve korkuları yaratmaktadır aslında, biz korktukça bunlar hayatımıza üşüşmekte bireysel tercihlerimizle yön vermemiz gereken hayatlarımıza kendi bildikleri şekilde çeki düzen verme yanılgısına düşmektedirler, ama 150 yıl öncesinin sarıklı hakimi bu duruma engel olmaya çalışır. Hakim, "her şeye dokunabilirsiniz, ama hukuka asla!" diyerek suçsuzluğuna inandığı bu fikir insanı için kendini ortaya koysa da hiçbir işe yaramaz, çünkü günümüzde bir fikir için hayatını feda etmek ancak hayal olmuştur! İdeolojiler kalmamış, tüm dünyanın siyasi partileri tek bir fikrin franchising bayiileri durumuna gelmiş, tüm dünya tek bir siyasi düşünceyle yönetilir olmuştur. Bu düşünceye atfen finalde sahnenin, yani fikirleri uğrunma kendilerini ön plana atan aydın kesimin demir kafes içine alınması ve aydınlığı temsil eden kitapların artık işe yaramadıkları düşüncesiyle seyirciye doğru atılması vurucu bir finali getirmiş. Görsel açıdan tüyleri diken diken eden bu sahne, düşünsel yönden çok işlevsel ve etkili diyebilirim.
 
   Devlet memuru olmasına rağmen düşündüklerini söylemekten çekinmeyen cesur bir hiciv ustası özelinde, durduğu yer belli olan, eğilip bükülmeyen cesur aydın kişilerin her dönemde dışlanması, yargılanması, bedel ödemesi sorgulanıyor oyunda... Günceli yakalayan politik taşlamayla, halk tiyatrosunun yabancılaştırma ve mizah ögelerinden ustalıklı bir biçimde yararlanılıyor. Kimsenin gerçek düşüncesini özgürce dile getiremediği bir dönemde böylesine cesurca bir oyunla bizi harekete geçiren Ankara Ekin Tiyatrosu oyuncularını, Yönetmen Faruk Güvenç'i ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semih Çelenk'i, sanatsal yaratıyı daima ön planda tutan aydınlık bakış açıları nedeniyle kutluyorum. Ayrıca, hiciv ustamız Şair Eşref'i bize anımsatan yeni bir metni tiyatromuza kazandırdığı için de sevgili hocama teşekkür ederim... İyi seyirler...

Anahtar Kelimeler: Heccav, Tiyatro Ekin



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir