MAKALELER

Haşmet Zeybek

2008.09.06 00:00
| | |
3129

Sizce Nasıl?
Seyirlik oyunlarını Türk seyircisine sevdiren "kumpanyacı"

 

 "Türkiye'deki çok yönlü sanatçılar"ı saymaya kalksak, ancak 5 veya 10'u geçmez...


Hani "Bir koltukta iki karpuz taşıyan" deyimi var... ancak o, iki değil birkaç karpuz sığdıranlardan!..
Oyun yazarı, oyuncu, yönetmen, film senaryo yazarı ve araştırmacı...
1948 yılında Tarsus'un Gülek Köyü'nde doğmuş HAŞMET ZEYBEK...
Karaisalı Yatılı Ortaokulu'nda, Adana ve Tarsus liselerinde okumuş.
Tiyatro oyunculuğuna Tarsus'ta başlamış.
Ortaokul döneminde yazdığı "Kalem Tutan Eli Öp" ilk sahnelenen oyunu.
Aynı yıl Tarsus Halk Evi'ne yönetici olmuş. 1961 yılında burada "Irgat" adlı oyunu oynanmış. Üç gün üç gece olarak tasarladığı "Düğün Ya Da Davul"u yazmaya başlamış. 1968'deki ODTÜ Şenliği'nde sergilediği bu oyunla ödül almış. Ankara Deneme Sahnesi tarafından "En İyi Amatör Topluluk" seçilmiş...
 
    Türk Tiyatrosu'nda özel bir yere sahip olan bu çok yönlü sanatçıyla Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nin fuayesinde yaptığım sohbete geçmeden önce, onun "27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Bildirisi'ni sizlere aktarmak istiyorum:     Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ) 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
 
"Açlıktan rengi solan, her YOKSULUN karşısında, korkudan rengi atan bir ZENGİN vardır."
 
    Provasız geldiği, 'DÜNYA SAHNESİNDE' insan, iki oyunla karşılaşır.
Birinci küme: Doğanın insana oynadığı oyunlar.
İkinci küme: İnsanın insana oynadığı oyunlar.


 
    Şöyle sorulabilir: Yaşam nedir?

    Şimdi oynadığımız oyunların toplamıdır. Ne oynuyorsak odur. Zorunlu ayak uyağını sürdürmek zorunda kalan şair gibi. Ben, kendim ve koşullarımın toplamıyım. Bu koşullar bize önceden yazılmış, çizilmiş,
dışımızda zorla yüklenmiştir. Onun için yapacağımızın en iyisini oynamak zorundayız.
      Oyun ilk veridir (Ritüel, Seyirlik, Mimus vb.). Oyun oynanır doğaçlama olarak, kuralları konulur, kültür olur.     Örneğin: Tavla oyunu. Ne zaman hepyek kaybeder, dübeş kazanır? Tavla kültürü olur. Onun için her insan bir oyuncudur.     Oynamayan oynatır (İnsan sanıldığından daha çok artisttir. Nietzsche).     Oyun korku depolarını boşaltır, insanı sağaltır. Yoksa zenginler psikologa gider, yoksullar medyuma. Televizyonları medyumların sarması boşuna değil.     Tanrılara, şeytanlara, mucizelere, burçlara vb.lere inanış, nasıl insanın vahşi doğaya karşı savaşındaki güçsüzlüğünden doğmaktaysa, öteki dünyada iyi bir hayat olduğuna inanmak da, sömürgenlere karşı savaş halinde bulunan sömürülen sınıfların güçsüzlüğünden doğmaktadır.     Aynı psikopat tanrının, sarhoş peygamberi Bush'un küreselleşme oyunu gibi...     Diğer ülkelerdeki sahabelerine oynattırdığı oyun gibi. Oyunun adı, Asimetrik Savaş! Dengesiz Ares!.. İktidar-Muhalefet bağırıyor!..
"BÜYÜK BİR OYUN OYNANIYOR."
" BÜYÜK BİR SENARYONUN PARÇASIYIZ."
"BOP"-Büyük Ortadoğu Projesi-
 
    İnsan toplumlarının üstüne çöken bütün kötülükler: "Açgözlülük ve yükselme hırsı"dır. Kapitalizmde, siyaset ve sanat buna hizmet eder. Esas siyaset ve sanatın amacı açıklık olmalıdır. Bu felsefenin bir lütfudur. "AÇGÖZLÜLÜK, MAL ORTAKLIĞI İLE ÖNLENEBİLİR." "MAL ORTAKLIĞI, KİŞİSEL MÜLKİYETİ ORTADAN KALDIRIR." Ve bu yolda güçlülüğün çekiciliğini azaltır. Mal ortaklığı, yükselme hırsına karşı bir kale bedeni gibidir. BİLİNCİ OLUŞTURAN İMGELER SELİ, İNSAN BEDENİNİ KUŞATAN; DÜNYAYA, ÇEVREYE, İNSANLARIN İLİŞKİLERİNDEN NESNELERİN ETKİLENMESİNE - UZAM - OLUŞ - ZAMAN - ÇAĞIN KOŞULLARIDIR!
 
İNSANIN İNSANA OYNADIĞI BU OYUN ANCAK BİLİMİN ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ ZOR OYUNU İLE BOZULABİLİR.
 
    HAŞMET ZEYBEK
 
    Kendimi bildim bileli hep tiyatronun içinde oldum... Başka bir seçme olanağım olmadı, olamazdı da!..
 
    Tiyatro ile yaşamım boyunca hep beraber oldum, kendimi bildim bileli hep tiyatronun içinde oldum... Bulunduğum ortamda anam elimden tutar düğünlere, ninem ise Mevlit'e götürürdü beni. Ortaokula başladığımda güreşler tutup, halay çektim. Her hafta bir düğüne veya eğlenceye davetli olurdum. Ortaokulda Temsil Kolu Başkanı idim. O yıllarda okullardaki edebiyat öğretmenleri, tiyatro koluna , tiyatro faaliyetlerine çok önem verirlerdi. Tarsus Lisesi'nde kendi yazdığım oyunları Halkevi'nde yönettim. İlk oyunum "Kalem Tutan Eli Öp" lise temsili olarak sahnelendi.
 
     İlk sahneye çıkışım...
 
    Babam PTT Müdürü idi. Fevzipaşa'da "Hakan'a Tuzak" adlı bir oyunu büyükler sergileyeceklerdi. Bu oyuna bir de çocuk oyuncu gerekliydi. Ben bu oyuna çocuk oyuncu olarak katılmıştım. Oyundan hatırladığım sahne şudur:
 
Dekorun bir parçası olan su dolu havuzun kenarında dolanıyorum. Ben çocuk aklımla havuzdaki sudan su alıp seyircilerin üstüne serpiyorum. En önde de yörenin valisi ve kaymakamı oturuyor.
 
     Lise yılları...
 
    Lise de ise çok ciddi başladım tiyatroya; hem kültürel hem siyasi hem de politik boyutlarıyla uğraştım tiyatro ile. Irgat, ilk Tarsus'un dışına çıkan ulusal bir oyunumdu. Amatör Tiyatro Ödülü'nü almıştım. Bu oyunda oynadım da. Ben kumpanyacı'yım; yazıyorum, yönetiyorum ve oynuyorum. Bu oyunda Tarsus'un gençleri ve esnafı da vardı oynayanlar arasında. Aralarından profesyonel olanlar da oldu. Örneğin Erdal Gülmen, Bursa Devlet Tiyatrosu'nda yönetmendir.
 
     Muhsin Ertuğrul'un daveti...
 
    1968'de oynadığımız IRGAT oyunu çok yankı yaptı ki, İstanbul'dan Muhsin Ertuğrul "Bu çocukları seyretmek istiyorum" demiş. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu (AST)'nda üç gün oynadık. Muhsin Ertuğrul bizi seyretti. Sonra İstanbul'da Robert Koleji'nin Kültür Haftası vardı. Orada da bu oyunu oynadık. O sırada Ayla ve Beklan Algan'la tanıştım. Muhsin Ertuğrul bana LCC'de burs hakkını verdi. O zamanlar LCC'de Ayla - Beklan Algan, Haldun Taner ve Muhsin Ertuğrul vardı.
 
     Dostlar Tiyatrosu... ALPAGUT OLAYI...
 
    1968-70 yılları arasında da Dostlar Tiyatrosu İşçi Kolu Tiyatro Kursları'na katıldım. 1969'da bu kurslar sırasında "Alpagut Olayı" adlı oyunu yazdım. Çorum İl Özel İdaresi'ne bağlı Alpagut Linyit İşletmeleri'nde çalışan 768 işçinin çalıştıkları fabrikanın yönetimini ele geçirip işgal edişlerinin hikayesidir. Oyun ilk kez Dostlar Tiyatrosu İşçi Kolu tarafından 1971 yılında oynandı.
 
 
"Alpagut Olayı" oyununda oynayanların arasında Levend Yılmaz'da vardır. O da Dostlar Tiyatrosu İşçi Kolu Tiyatro Kursları'ndadır. Onunla yaptığım sohbetimin bir bölümünde "Alpagut Olayı" üzerine şu satırları beraber okuyalım:
 
     "İlk oyun: Alpagut Olayı... 12 Mart...
 
    Dostlar Tiyatrosu'ndaki iki yıl süren bu kursların sonunda, bizden bir oyun sergilememiz istendi. Bir yıl da bu çalışma sürdü. O dönem bizim bağlı olduğumuz politik etüt içinde Emek Dergisi vardı. O dergide Alpagut'ta kömür işletmelerini anlatan bir dizi yazı yayınlanmıştı. Ücretlerini alamayan işçiler fabrikayı işgal ediyorlar, üretime geçip işletmeyi kar ettirmeye başlıyorlar. Bu işyerine bizden daha deneyimli olan Haşmet Zeybek'i gönderdik. Haşmet dönünce yazdığı yazıları ve notları tartıştık; Mehmet Akan bu notları toparladı ve oyunu yazdı. Adını da Alpagut Olayı koyduk. Rahmetli Mehmet Akan'ın çok hakkı vardır bu oyunda. Bu oyunu Yavuzer Çetinkaya, İdiz Baykal, Erhan Gümüş, Latif Özalp, Gülümser Günhan gibi oyuncularla oynadık. Fabrikalarda, düğün salonlarında işçilere oynuyorduk. Ve 12 Mart oldu; oyunu oynayamadık.
 
     Ulvi Uraz'a geçiş...
 
    12 Mart sonrası Ulvi Uraz beni tiyatrosuna davet etti. Beraber turnelere çıktık; ben burada profesyonel oyuncu oldum. Daha sonra da Güzin Özyağcılar ve Erdal Özyağcılar ile Gazete Tiyatrosu'nu kurduk. Burada da "Düzenbaz", "Şaşkın Politikacı Abidin Bey", "Bu Kaçıncı Baskı", "Grev Ya da Refarandum" oyunlarını yazdım. 1974 yılında Muhsin Ertuğrul tekrar tiyatroya dönünce, beni çağırması üzerine Şehir Tiyatrosu'na girdim. 1402 sayılı yasa yüzünden ayrıldım.
 
    Halkalı Köle, Kimlik, Çark, Şaşkın Ördek, Aptal Kahraman adlı sinema filmlerinin, Hanım Çiftliği ve Serçeler Göç Etmez gibi dizilerin senaryo çalışmalarını yaptım. Kimlik ve Ayran Geven oyunlarını yazdım yönettim. Meddah, Karagöz ve Ortaoyunu üzerine çalışmalar yaptım. Şamanizmi araştırdım, "Bir" oyununu yönettim.
 
     Ulvi Uraz üzerine...
 
    Ulvi Bey, Batı ve Doğu Tiyatrosu'nu özümsemiş, çok büyük bir tiyatro yönetmeniydi. Ulvi Uraz'ın öyle özellikleri vardı ki; öyle reji yapar, öyle oyunlar koyardı ki; her insanı kendi özelliğine göre sahnede oynatır ve beğendirirdi. Ulvi Bey, Türk Tiyatrosu'nda oyuncu fabrikası gibiydi. Konservatuar dışında komedyen olmuşların büyük çoğunluğu Ulvi Bey'in tiyatrosundan geçmiştir. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan, Kemal Sunal... gibi. Çünkü, Ulvi Uraz bilinçli bir tiyatro adamıydı. Çalışkandı, dünyayı izleyen bir çağdaş bir kişiydi. Aradan seneler geçmesine rağmen, zaman zaman "ben bunu nereden biliyorum?" diye sorduğumda; hep "Ulvi Bey'in anlattıkları şeyler" diyorum. Ulvi Uraz'la aynı sahneyi paylaştığım oyuncular arasında Erdal Özyağcılar, Yavuz Şeker, Ercan Yazgan gibi değerli oyuncular vardı. O kuşağın bir özelliği vardı; bizler her tiyatroya oyuncu olarak gitmezdik. Ya Ulvi Uraz, ya AST ya da Dostlar Tiyatrosu'nda çalışırdık. Vodvil oynamazdık. Şimdi böyle bir şey yok!..
 
     Oyunculuk devam ediyor...
 
    Yaprak Dökümü, Eskici ve Oğulları (Biz Eskici Dükkanı olarak oynuyoruz)'nda oynuyorum. Öyle bir tesadüf ki, Eskici ve Oğulları 1968 senesinde sahneye konduğunda ben oyunun şivelerinden sorumluydum. Aradan kırk sene geçti ve ben oyunda oynuyorum...
 
      Ve Theodora...
 
    En son üzerinde çalıştığım Theodora diye bir oyunum var. Seyir Oyunları'ndan mitolojiye geçmek istedim. Bu bir oyun değil; çeşitli bölümleriyle 15 bölümlük bir zincir oyun. Bir bölümü de Bizans Tiyatrosu. Önce onu yapıp, diğerlerine sonra geçeceğim. Theodora Bizansça bir kelime; Allah vergisi demek. Theodora'nın hayatı çok ilginç. 20 yıldır bu oyunla uğraşıyorum. Sahneye koymak yedi yılımı aldı. Her bölüm ayrı mekanlarda geçecek; hipodrom, Ayasofya, Beyazıt Meydanı... gibi 15 ayrı mekanda geçecek.
 
      Tiyatro bağımsız olmalı!..
 
    Günümüz gençleriyle bizler arasında kuşak farkı değil; teknoloji farkı var!.. Bizler kitaptan, dergiden kısacası matbuattan geliyoruz; yani okuyarak öğrendik. Ve şöyle diyoruz: "düşünüyor insanlar", şimdikiler ise, televizyondan, internetten geldikleri için "görünüyor insanlar" diyorlar... çelişki bu!..
 
    Ben, mesleğimi çok seviyorum; gece gündüz kafa yoruyorum. Çünkü düşünüyorum ki; tiyatro hangisi? ikisi de değil!.. edebiyat değil, sinema değil... insanın yine insana karşı kullanıldığı bir meslek olduğu için tiyatronun ayrıcalığı var. Tiyatro bağımsız olmalı, ayakları üstünde durmalı, seyircisiyle ilişkisini kuran bir sanat dalı ve meslek olduğunu haykırmalı. Bakınız, mesala bütün yazarlar; roman, şiir ve hikaye yazanlar, entellektüel olduklarını ispatlamak için oyun yazarlar; Viktor Hugo da bunlara dahildir...
 
     Türk Tiyatrosu'nun sorunu felsefidir!..
 
    Türk Tiyatrosu'nun felsefesi, ironisi, üslubu, kökündeki kültüründen kopmuşluğudur. Bunu şöyle anlatabilirim: Kerbela'yı düşünün; Hüseyin'in yetmiş ferdi öldürülüyor, sıra kendisine gelinceye kadar... Neyi öğreniyor? sabretmeyi. Bundan büyük trajedi var mıdır?.. Hangi tarajedi buna yaklaşabilir? Bizim tarihimiz, kültürümüz, felsefe derken bunu demek istedim. Topluma bakabilmek!.. Burada tiyatro yazarına büyük iş düşüyor. Kemal Tahir yaşarken dışarıdan gelen bir yazar "romancıyım" diyerek Kemal Tahir'den görüşmek için randevu istiyor. Kemal Tahir'de "200 yıllık bir milletten romancı mı olur" diyor... Şu hayran olduğumuz kültür, kültür değil!.. Amerikan kültürü pragmatik bir kültür. Buna özenerek bir yazar ne yazabilir; hiçbir şey yazamaz, bundan birşey olmaz!.. Tarih bunu gösteriyor. 1947 yılında Harvard Üniversitesi'nde bir felsefe toplantısında "Bir Amerikan Felsefesi'nden bahsedilebilir mi?" diye bir soru sorulduğunda oturumdaki herkes gülüyor. Ama bugün edilebiliyor. Ancak bu felsefe, felsefe değil, pragmatik bir felsefedir; insana hayır getirmez. Yani, satıyorsa herşey iyidir demek anlamına gelmez!..
 
    Yaygınlık ve saygınlık...
 
    Bazı oyunlar yazarını çok popüler yapar. "Düğün Ya Da Davul" oyunu da beni popüler yapan bir oyunumdur. "Alpagut Olayı" da Almanya'da oynadığı zaman büyük yankı yaptı. Yaygınlık ve sagınlık ters orantılıdır. Her yaygın olan saygın olan anlamına gelmez. Beni ben yapan şudur: Sokrat demiş ki: "Doğru adam işini doğru yapandır". Ben mesleğimi doğru yapıyorum, severek yapıyorum; o da beni seviyor...
 
     Tiyatro eleştirmeni...
 
    Eleştirmen yol gösterici olmalı, kutup yıldızı gibi. Eleştirdiği adamdan daha bilgili olmalı. Bir yazar düşünebilir misiniz ki, kendinden daha akıllı bir tip yapsın. İşte eleştirmenle yazar arasındaki çelişki bu. Bizde küfür edebiyatı çok fazla. Herşeyi mantığa ve akla dayandırmak lazım. Eleştiri tiyatronun bir parçasıdır. Akıllı bir eleştiriyi kim yansır...
 

ADEM DURSUN
Eylül  2008
adem-dursun@versanet.de

06.EYLÜL.2008

Anahtar Kelimeler: haşmet zeybek, sahne insanları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir