MAKALELER

Halit Akçatepe

2009.06.14 00:00
| | |
5974

Sizce Nasıl?
"Hababam Sınıfı`nın oyuncularından `Güdük Necmi` lakaplı tiyatro ve sinema oyuncusu Halit Akçatepe ile eşi Rezzan Akçatepe sanat merkezi kurdu...

    "Hababam Sınıfı"nın "Güdük Necmi"si HALİT AKÇATEPE...
 
    "Hababam Sınıfı`nın oyuncularından `Güdük Necmi` lakaplı tiyatro ve sinema oyuncusu Halit Akçatepe ile eşi Rezzan Akçatepe sanat merkezi kurdu. `Akçatepe Sanat Merkezi`, yeni eğitim-ögretim döneminde faaliyete başlayacak. Koşuyolu`nda üç katlı bir villada hizmet verecek.
 


     Hababam Sınıfı`nın oyuncularından `Güdük Necmi` lakaplı tiyatro ve sinema oyuncusu Halit Akçatepe ile eşi Rezzan Akçatepe sanat merkezi kurdu.
 
    `Akçatepe Sanat Merkezi`, yeni eğitim-ögretim döneminde faaliyete başlayacak. Koşuyolu`nda üç katlı bir villada hizmet verecek merkezde, her yaş grubundan isteklilere tiyatro-drama, oyunculuk, bale, müzik ve latin dansları dersleri verilecek.

 


 
    Rezzan Akçatepe, sanat merkezi kurma fikrinin bir kaç yıldır aklında olduğunu söyledi. Akçatepe, yaklaşik 5 yıldır Marmara Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı kapsamında drama ögretmenligi yaptığını belirterek, `Biz artık dersleri bir üniversite ya da kurumda değil, kendi adımızı taşiyan ve bütün insanların gelip bizimle birlikte olabileceği bir yerde vermek istedik. Böylece sanat merkezi kurma kararı aldık` diye konuştu. Halit Akçatepe`nin anne ve babası Leman-Sıtkı Akçatepe`nin Türkiye`de operet ve tiyatro sanatının oluşumuna önemli katkıları olduğunu dile getiren Rezzan Akçatepe, `Merkez, Akçatepe soyadını ve sanat ruhunu yaşatmak ve yeni nesile bu ruhu taşimak amacıyla kuruldu` dedi.

 


 
    Rezzan Akçatepe, merkezde, tiyatro-drama, oyunculuk, bale, müzik velatin dansları derslerinin verileceğini ifade ederek, oyunculukderslerine Halit Akçatepe ile onun kuşağında yer alan Ayşen Gruda veZihni Göktay gibi oyuncuların davet edileceğini, böylece ögrencilerinbir tiyatro oyuncusunun yaşamıyla doğaçlamalarıyla ve deneyimleriylekarşilaşacaklarını dile getirdi.Merkezin sadece konservatuvar düzeyinde oyuncu yetiştiren bir yer olmayacağını belirten Akçatepe, sanat yapmak isteyen herkese açıkolduğunu söyledi.Rezzan Akçatepe, merkezin Hababam Sınıfı`nın ilk üç bölümünün çekildigiValidebagi Ögretmenevi`nin yakınında bulunduğunu da belirterek, `Omistik havayı burada ögrencilerimize yaşatmak istedik. Oyunculuk bölümüöğrencilerimizi ayda bir toplayıp oraya götürmeyi planlıyoruz` diye konuştu.

 


 
    Halit Akçatepe de uzun yıllardır böyle bir merkez kurmak istediğini,ancak bir sanat merkezini yönetemeyeceği düşüncesiyle bu arzusunu hayatageçiremediğini, bu fikrinden haberi olmayan eşinin kendisine sanatmerkezi kurma isteğini açıkladığında çok heyecanlandığını ve gururlandığını kaydetti.Akçatepe, drama ve tiyatro eğitimi alanlar ve sahneye ilgisi olanlararasında yetenekli gördüklerini, yapımcılardan talep gelmesi durumunda dizi setlerine gönderebileceğini bildirdi. Türkiye`de tiyatronun durumunun iç açıcı olmadığını savunan Akçatepe,`Bu durum oyunculardan kaynaklanmıyor. Çok iyi oyuncularımız var, dahada iyi olacaklar. Bu durumun nedeni tiyatro seyircisi. Tiyatro,seyircisini kaybetti` görüşünü dile getirdi.Akçatepe, 1960`lı yıllarda 36 tiyatronun perde açtığını ifade ederek,sözlerine şöyle devam etti:

 

 

     Şimdi bu yok. Ancak bu, tiyatroculuğun yanlışından değil, buseyircinin tiyatrodan uzaklaşmasından. Eskiden gençler sevgililerinialıp tiyatroya gelirlerdi. Şimdi başka yerlere gidiyorlar. Gençleretiyatroyu sevdirmemiz lazım. Çocuk ve gençlik oyunlarıyla genç nesilehitap ederek, onları yeniden tiyatroya bağlamayı ümit ediyorum. Merkezde buna ön ayak olmak istiyoruz. Gençleri tekrar tiyatroya çekmekte fayda var, çünkü, tiyatroyu yürüten genç nesildir. Bir oyunu her gece sergileyebilmek için genç insanların tiyatroya gelmesi lazım.`-
 
    Seyircinin tiyatrodan uzaklaşmasında televizyonun da etkisi olduğunu belirten Halit Akçatepe, `Otları göstersen insanlar bedava diye oturup izliyor. Seyirci bunları bedava izlediği için para verip bir yere gitmeyi düşünmüyor. Seyirciyi evinden çikaracak bir olay lazım. Dünyanın her yerinde televizyon tiyatroyu yıktı. Hepsi atlattı, biz de atlatacağız bu kesin` diye konuştu. Akçatepe, tiyatronun hiçbir zaman ölmeyecegini, bu sıkıntılara atlatarak eski günlerine döneceğine inandığını söyledi.
 
Sinemanın da aynı sorunları yaşadığını öne süren Akçatepe, şu görüşleri kaydetti:
 
`Yavaş yavaş seyircinin koşa koşa gittiği filmler çekilmeye başlandı. Film sayısı artıkça izleyici de artacaktır. Bu sıkıntıyı sinema yaşadıysa tiyatro da yaşayacaktır, başka çaresi yok. Tiyatrocu olarak buna katlanmak lazım, ancak katlanmak çok zordur. Tiyatrodan geçimini sağlayan insanlar aç kalırlar. Bütün mesele budur. O açlığa tahammül etmek lazım. Ben çok tahammül ettim kendi adıma, babam da etti. Ben deliydim tiyatrocu oldum, şimdi arkama bakıyorum bir sürü deli var...`Sakal bıraktığı gözlenen Akçatepe, hayatında şimdiye kadar hiç sakal bırakmadığını, yeni imajının `Miras` adlı yeni bir dizide Türkan Şoray`ın babası rolünü oynamasından kaynaklandığını söyledi. Yeni tiyatro sezonuna da `Hırsızistan` adlı bir oyun yazıldığını dilegetiren Akçatepe, oyunda doğuştan hırsız olan `bir genci`canlandıracağını bildirdi." - Tiyatro NET / 2008
 
    Sanat yaşamı 5 yaşında iken, anne ve babası tiyatro ustaları Leman Akçatepe ve Sıtkı Akçatepe ile "Nasreddin Hoca Düğünde" adlı sinema filmiyle 1943'de başlamış 1938 İstanbul / Üsküdar doğumlu Halit Akçatepe'nin. Tam 60 yıl sonra, 65 yaşında, yani sanat yaşamının 60. yılında "43. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği"nde Nasreddin Hoca'nın Kavuğu'nu on yıldır taşıyan usta sanatçı Erol Günaydın'dan teslim almış. O'nu daha çok "Hababam Sınıfı'nın Güdük Necmi'si" olarak tanıdık. O, hiç yaşlanmadı. O, hep güldürdü, hiç ağlatmadı. Oynadığı rollerde hiç ağladığına rastlamadım. Rol arkadaşı "İnek Şaban" yani rahmetli Kemal Sunal ile oynadığı ve dört kez çekilen "Hababam Sınıfı" artık klasikleşti; 30 yıldır bıkmadan usanmadan hala seyretmekteyiz. Şimdi ise yine çekiliyor ve o yine "Güdük Necmi"yi canlandırıyor. Tiyatro hayatı 1945'de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü'nde başlamış Halit Akçatepe'nin. 90'a yakın film, bir o kadar da tiyatro oyununda rol almış. Oyun çevirileri de var. Konserve Asker, İki Ayağı Bir Çukurda... gibi. Rol aldığı filmlerden bazıları: Nasreddin Hoca Düğünde, Günahsızlar, Dertli Pınar, Köprüaltı Çocukları, Bir Dağ Masalı, Hababam Sınıfı, Süt Kardeşler, Köyden İndim Şehire. Televizyon yapımları: Kaygısızlar, Şaban Askerde, Konu Komşu, Bizimkiler... 1962 Avni Dilligil, 1963 Halk Tiyatrosu-Toros Canavarı, 1964 Aksaray Opera-Hisse-i Şayia, 1965 Kadıköy Tiyatrosu-Baba Evinde Hayat, 1967/68 Devekuşu Kabare-Vatan Kurtaran Şaban, 1969/70 Dostlar Tiyatrosu-Rosenbergler Ölmemeli, 1980 Ortaoyuncular-Şahlarıda Vururlar, 1980/81 Şan Tiyatrosu-Selam Meloş, 1989 Ah Şu Gençler... rol aldığı bazı tiyatro grupları ve oyunlar. 2003 yılının Ekim ayında da 8. kez yapılan Diyalog Tiyatro Festivali'ne "Tıpkı Sen - Tıpkı Ben" oyunuyla katılan Yeditepe Oyuncuları arasında o da vardı. Hadi Çaman, Suna Keskin ve Halit Akçatepe gibi üç usta oyuncunun sergilediği bu oyun, kalabalık seyirci tarafından nefes almadan seyredildi. Zaman zaman güldüren, zaman zaman da düşündüren oyun, ne pahasına olursa olsun tiyatrolarını ve tiyatroyu yaşatma mücadelesini veren iki yaşlı tiyatrocunun ve onlara yardım etmeye çalisan yaşlı bir kadının tiyatro için çirpinisini anlatıyor. Hepsiyle ayrı ayrı sohbet ettim. Sizlere ilkönce "Güdük Necmi" yani Halit Akçatepe ile yaptığım keyifli sohbetimi sunuyorum:
 
    2002 yılında, 60. sanat yılınızda, Nasreddin Hoca'nın Kavuğu'nu Erol Günaydın'dan devraldınız. Bu size sorumluluk verdi mi?
 
    Erol Günaydın Usta bu kavuğu 10 yıl taşidı. "Bu yorucu bir iş, ben artık yapamayacağım" deyince, kendisine "kavuğu kime devredeceksiniz?" diye sormuşlar. O da "bu iş için en uygun insan Halit'tir" demiş. Sağolsun kavuğu ve kaftanı bana devretti. Ben de 10 yıl gibi uzun süre taşimak yerine, daha sık devretme yoluna gittim ve geçtiğimiz yıl karikatürist Hasan Kaçan'a devrettim. Artık her yıl kavuk ve kaftan kimdeyse uygun bulduğu bir sanatçıya devredecek. Nasreddin Hoca kişiliğini bir yıl da olsa taşimak çok güzel ve onurlu bir şey. Akşehir Belediyesi bu konuda çok güzel hizmet veriyor. Benim Nasreddin Hoca olduğum yıl, Akşehir Meydanı'na 12 Güldürü Ustası'nın büstünü diktirdi. Sağolsunlar.
 
    Gerek tiyatroda gerekse filmlerde, eski güldürü ve komediyi bulmak çok zor. Güldürünün ve komedinin tarifi mi değişti?
 
    Güldürünün tarifi değişmedi. Ancak bunu yapacak sanatçı lazım. Erol Günaydın, Altan Erbulak, Muammer Karaca... gibi. Bunlar büyük güldürü ustalarıdır. Bunların yaptığı güldürüler halkın sevdiği, kabul ettiği güldürülerdi. Bunların yerlerine gelecek kimse yok. Müjdat Gezen, Hadi Çaman ve benim gibiler, bu ustaların yetiştirdiği sanatçılardır. Bizden sonra ne olacak? bilemiyorum!..
Siz, 66 yaşındasınız. 1938 İstanbul / Üsküdar doğumlusunuz. 60. sanat yılınızı kutladınız. Kaç yaşında sanata başladınız? 1943 yılında 5 yaşında iken "Nasreddin Hoca Düğünde" adlı bir filmde tiyatro sanatçıları olan annem Leman ve babam Sıtkı Akçatepe ile beraber oynadım. Annem daha sonra sinemaya geçti. Babam çok az filmde oynadı. O tam bir tiyatrocuydu.
 
     Tiyatro ile ne zaman ve nasıl tanıştınız?
 
    7 yaşında İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Tiyatrosu Bölümü'nde tiyatroya başladım. Önce bir çocuk oyununda oynadım. O sırada başka bir oyunda üç çocuk oyuncuya daha ihtiyaç vardı. Böylece Cahide Sonku, Sami Ayanoğlu ile sahneye çıktım ve onlarla seyircileri selamladım. Tabiki 7 yaşındaki bir çocugun bu değerli sanatçıların değerini anlaması çok zor. Tiyatronun bilincine varınca, onlarla aynı sahneyi paylaştığım için çok gururlandım. Tiyatroya parelel olarak ta sinema çalışmalarını sürdürdüm. 1945 yılında sinema ve tiyatroya iyice girmiş oldum.
 
     Tiyatro eğitimi aldınız mı?
 
    Benim öyle kötü bir huyum yok. Ben, eğitimle tiyatrocu veya oyuncu olunacağına inanmam. İnsan okuyarak doktor veya mühendis olur. Ancak okuyarak oyuncu olunamaz. Oyunculuk, insanın içinde ya vardır, ya da yoktur. Yoksa yoktur. İstediğiniz kadar okuyun, içinizde oyunculuk yoksa olamazsınız. Babam tiyatrocu olmamı istemediği için -çünkü babam tiyatroda çok zorluk çekmis- benim de aynı sıkıntıları çekmemem için tiyatrocu olmamı istememişti. Beni Saint-Bendit Fransız okulunda okuttu. Daha sonra hukuk ve iktisat okudum. Fakat ben yine tiyatroculuğu seçtim. Babam bana "okumuş serseri" derdi. Oyunculuk eğitimim yoktur; Allah korusun!..
 
    Sizin rahmetli Kemal Sunal'la çok filmleriniz oldu. Bu filmler niçin bu kadar sevildi?
 
    Kemal Sunal'la çok güzel şeyler yaptık. Bu bizim oyunculuğumuzdan gelen bazı güzelliklerdi. Ancak bir filmin sevilmesi, çok iş yapması için iki kişinin oyunculuğu yetmez. Burada Ertem Eğilmez'i unutmamak lazım. Bu filmlerin bu kadar tutmasında Ertem Eğilmez'in rolü büyüktür. Beni ve Kemal'i keşfeden o'dur. Beraber çalisirken benim ve Kemal'in ortaoyununa yakın olduğumuzu gördü. Dikkat ederseniz filmlerimiz ortaoyunu ağırlıklıdır. O bunları görmüş ve keşfetmiştir. Senaryoları bunları dikkate alarak yapmıştır. Kemal Sunal ile ben ortaoyununa yatkın olduğumuzdan seyirciye ulaşmak çok daha kolay olmuştur. Bizim oyunculuğumuzun dışında çok iyi bir yönetmen farkı vardır. Sinema olsun televizyon olsun, bu üç unsurun biraraya gelmesiyle iyi şeyler yapılabilir. Bizim Kemal'le yaptığımız çalismalarin başarısı da buradadır. Onun içindir ki, bu filmler 30 yıldır hiç yorulmadan ve sıkılmadan seyredilmektedirler.
 
    Tiyatro ve sinema; en çok hangisinden para kazandınız?
 
    Tiyatrodan para kazanmak diye bir şey söz konusu değildir. Tiyatro bir sevgi işidir. Benim 41 yaşında olan kızım, 15 yaşında iken "Baba ben ileride sinemayı düşünmüyorum. Fakat tiyatrocu olmak istersem bena yardım eder misin?" diye sordu. Ben de "Evladım, yardım ederim. Fakat tiyatrocu olmak istiyorum demekle tiyatrocu olunmaz. Bunun şartları var. Tiyatroyu çok seveceksin, aşık olacaksın, hatta evlendiğin kocandan bile daha fazla seveceksin, çocuklarin olacak; zamanı geldiğinde onlardan bile fazla seveceksin" dedim. Baktı suratıma. Bir daha da bu konu hiç açılmadı. 11 yaşında olan küçük kızım ise sadece dinlemekle yetindi. Büyük kızım yani tiyatrocu olmak isteyen Viyana'da üniversite okudu. Sadece dinlemekle yetinen küçük kızım Ebru Akçatepe ise bugün Viyana'da bir tiyatronun başında yöneticilik yapıyor. 13 yıldır bu işi başarıyla sürdürüyor. Evlenmedi de. O sadece tiyatroyu sevdi. Tiyatro bir aşk ve tutku meselesidir. Özellikle Türkiye'de tiyatrodan para kazanmak çok zordur. Bana Türkiye'de tiyatrodan mal mülk sahibi olmuş kimseyi gösteremezsiniz. Sinema ise bambaşka bir sanat koludur. 150 sene tiyatro yapmış olsa idim, Berlin'e geldiğimde beni bu kadar kişi ayakta karşılamaz, omuzlara alınmazdım. Bu tamamen sinemadan kaynaklanan bir şeydir. Tiyatro tanıtmaz, sinema tanıtır. Sinema milyonlara hitap eden bir sanat dalıdır. Tiyatro çok saygı duyulacak bir meslektir. Fakat biz, bu çok saygı duyulacak mesleği yanlış ülkede; Türkiye'de yapıyoruz.
 
     Türk tiyatrosu üzerine düşünceleriniz? Karamsar mısınız?
 
    Tıpkı Sen Tıpkı Ben adlı oyunumuzda karamsarlık vardır. Fakat oyundaki karamsarlık gerçektir. Yaşanan bir olayı oynuyoruz. Tiyatro sonsuza kadar yapılacaktır. Benim gibi, Hadi Çaman gibi ve diğer arkadaşlarımız gibi "deliler" daima olacak ve tiyatro yapacaklardır. Tiyatro ölmez. Çünkü tiyatronun hazzını alan bir insan vazgeçmez. Ben arkama baktığımda birçok genç deli görüyorum. Tiyatroyu seviyorlar ve tiyatrocu olmak için müracaat ediyorlar. Benim babam da deliydi; ben de deli bir babanın deli bir tiyatrocu oğluyum. Hadi Çaman'da bir tiyatro delisidir. Arkamızdan genç deliler geliyor. Tiyatro düzelecek mi? hayır!.. Çünkü tiyatro bir eğitim meselesidir, bir kültür meselesidir. Ülkenin kültürü ve eğitimi tiyatroyu yaşatacak düzeye gelmemiştir. Gelmediği için de Türkiye tiyatrosu daha yıllarca zorluk çekecektir.
 
     Hababam Sınıfı'nın yeniden çekilmesi bazı tartışmalara neden oldu. Eski Hababam Sınıfı'nda oynayanlar yok; Şener Şen, Şevket Altuğ, Tarık Akan gibi...
 
    Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı'nı Şener Şen veya Tarık Akan için yazmadı. Hababam Sınıfı şunla da oynanır, bunla da. O gün onlarla oynanmıştı, bu gün başka arkadaşlarla oynanır. Pembe Panter'i yıllarca Peter Sellers oynadı. Şimdi Stiv Martin oynuyor. Peki Pembe Panter şimdi Mor Panter mi oldu?.. Önemli olan Pembe Panter'dir. İnsanlar onu seyretmeye geleceklerdir. Şu oynamış, bu oynamış; önemi yok. Hababam Sınıfı yeniden çekilecektir. Türkiye'nin klasiği olmuş bir film seneler sonra yeni sanatçılarla yeniden çekilecektir. İlk çekildikten tam 30 yıl sonra Hababam Sınıfı tekrar çekiliyor. O var veya bu var'la bu iş olmaz. Ben bu tartışmalara güler geçerim. Ben bu filmde yine "Güdük Necmi"yi oynayacağım. Tabiki o ögrenci "Güdük Necmi" olamaz. Ögretmen "Güdük Necmi"yi oynayacağım. Güdük Necmi'nin yapmayacağı hergelelik yoktur. Gerisini filmde görürsünüz... Bu keyifli sohbet için teşekkür eder, daha nice 60 yıllar dilerim.
 
ADEM DURSUN
Haziran 2009
adem-dursun@versanet.de
 

Anahtar Kelimeler: halit akçatepe



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir