MAKALELER

Gözü Kara Alaturka - Bakırköy Belediye Tiyatrosu

2008.01.14 00:00
| | |
654

Sizce Nasıl?
Okur-yazar olmanın, bilgi birikimiyle donanımın ve kendine özgü duyarlılığının sonucunda, ne yazık ki sistemin içinde yer alamayan kişilerin yazarıdır Özen Yula.


 
 

YATAK ODASINDA KESİŞEN YOLLAR: "GÖZÜ KARA ALATURKA"

 
Okur-yazar olmanın, bilgi birikimiyle donanımın ve kendine özgü duyarlılığının sonucunda, ne yazık ki sistemin içinde yer alamayan kişilerin yazarıdır Özen Yula. Toplumun çeşitli katmanlarından karakterleri okuruna/seyircisine tanıtır, tanıştırır; çürümeyi, tükenişi bıkmadan usanmadan anlatır. Kişileri genellikle güçsüzdür Yula'nın ya da o öylelerini seçer. Aralarında, kendilerini öldürebilecek gücü bulamayanlar “bile” vardır. Başkasından, başkalarından yardım umarlar hep. Yeri gelir “karton” tiplere de can vermiştir Özen Yula. Bana sorarsanız, esasında 1980 sonrasındaki aydın karamsarlığını kaşımak istemektedir.
 
ÖZEN YULA'NIN OYUNU BAKIRKÖY'DE

Yazarımız, bu kez bir “Pop Art” denemiş. Nedir “Pop Art” dediğimiz? II. Dünya savaşından sonra meydana gelen köklü değişimlerin bir getirisi değilse nedir “Pop Art”? Tüketimi çekici hale getirmek için reklamlar, renkli afişler, hatta resimli dergi ve romanlar bile kullanılmaya başlanılan bir tür değil midir? Öyleyse sanat, tüketime meze yapılacaktır. Sanat, reklama katık edilecektir. Sanat, artık sadece bu amaçlarla doğacak ve gelişecektir. Özen Yula, sırtını bu türün özüne dayar ve “Gözü Kara Alaturka”yı yazar.


 
Bakırköy Belediye Tiyatrosu yapımı bu oyun için mizah, arabesk, şiddet, seks, Yeşilçam karışımından oluşan, 80'li yılları anlatan hüzünlü bir kara komedi deyip geçebiliriz. Dilin kemiği yok ya, toplumsal ahlakın çifte standartlarını eleştiren bir oyun diye de tanımlayabiliriz. Konusunu, Harbiye'deki bir evin yatak odasında yolları kesişen, hepsi de karanlık birer geçmişe sahip kahramanların kendilerinin ve toplumun değişimiyle yüzleşmeleri diye de özetleyebiliriz. Ama bana sorarsanız, içini deşmeden geçmemeliyiz.
 
GEÇER MİYİM HİÇ

Geçmemeliyiz, en azından, kimilerinin vazgeçilmez şakşakçısı, tiyatro sanatının haini, eleştirmen kimlikli, kimliksizler cenahından soyaçekimli bazı ablalarım, ağabeylerim, bacılarım, kardeşlerime inat ben deşmeden geçmeyeceğim. “Gözü Kara Alaturka”, aydınların dile pelesenk ettikleri söylemlerin daha alt düzeydeki okur-yazarlar tarafından nasıl sahiplenildiğini gözümüze sokan bir oyun. Medyanın öğrettiği Türkiye sorunlarını, alt düzeydeki okur-yazar takımı da öğrenmekte, bilmekte artık. Örnek vermek gerekirse, İstiklal Caddesi'nde bir barda garsonluk yapan Süha: “… Mesela öğrencilerin dayak yemesinden, birbirlerini yaralamalarından konuşalım mı? Ya da dama çıkıp çocuklarını kendilerine siper eden, evlerinin yıkılmamasını isteyen insanlardan? Ya da köprüye çıkıp, intihar edeceğim diye bütün gazetelere ve televizyon kanallarına çıkanlardan? Ya da maskeleri yüzlerinde gezen siyasetçilerden konuşalım istersen,” der. Bu bir anlamda durum, kişilik, olasılık sergilenmesidir. Yazarın, çözümlemeye başlama arifesidir. Çözümleme, hiç kuşkusuz, kendi aydın duruşu ile hesaplaşmasını da beraberinde getirecektir.


 
Oyunun bir diğer karakteri “Duyarlı Deli” Rüstem'in bir bilinçlenme serüveni vardır, Özen Yula Rüstem'in ağzından anlatır. Rüstem'in o pek bilinen mahalle delikanlısı yönü de kaybolmamıştır daha. Özgürce konuşmak için, bu ülkede ya deli olmak gerekmektedir ya da hapislere girmeyi göze almak... Paranoid-Skizoid Rüstem, mahalle delikanlılığı ile aydın arasında kalmış bir kimlikle tanıtılır seyirciye. “Gazetelerdeki haberleri boş ver sen,” deyiverir. “Gerçekte var olan durum, orada, yazanın isteğine göre değişiyor. Bambaşka gerçeklikler çıkıyor ortaya. Yazanın birikimi, kültürü, romantizmi ya da hırsı neyse, sen onu okuyorsun. Gerçekte var olan veya olmuş olanı değil! Bambaşka gerçeklikler... Bugün, bu şehirde aşk, vahşi kapitalizmin izin verdiği kadar vardır. Vahşi kapitalizm öyle gerektiriyorsa, aşıklar ölür veya öldürülür. Hepsi bu!” Rüstem, hem kendi egosunu, hem de “nesne temsilcilerini” iyi ve kötü olarak bölünmeye uğratır. Yıkıcı itilerini kendine zulmettiğini duyumsadığı kötü nesneye yansıtarak ele alır.
 
BU DÜNYA BATSIN MI, YARINLARA SARKSIN MI?

"Gözü Kara Alaturka”da, üç potansiyel katil; Süha, eski konsomatris Gönül ve raporlu deli Rüstem, sıkışıp kaldıkları apartman dairesinde alaturka bir hesaplaşmaya girişirler. Özen Yula'nın oyunlarında birden fazla anlam yüklenen ölüm, bu kere de ortaya çıkar. Özen Yula'nın alıştığımız “İnsan doğar ve ölür” söylemi, neredeyse: “Önce en doğal anlamıyla ölüm vardır”a dönüşür. Her tutkuda bir ölüm olmalıdır. Ve oyun toplu katliamla son bulur: Ölmeyen tek kişi, katliama yol açan “muhbir” Gönül'dür. Oysa, vurdumduymazlık ona da ölümü getirecektir ya da Gönül'ü ölüme götürecektir. Ancak yaşadıkları Gönül'ü daha da vurdumduymaz yapar. Gönül, nelere yol açtığının asla farkında değildir ki! “Ne gereği vardı,” der. “Herkes öldü!... Halbuki, güzel güzel yaşayabilirdik.” Ölüm, daha çok bir kurtuluşu, çöken, çürüyen bir yapının dışına çıkma çabasının son basamağı gibi biçimlenir. Bu dünyada bir araya gelemeyenler ancak ölümle birlikteliklerini sağlayabilirler. İnsan, kapandığı/kapatıldığı dört duvarın dışına ölümle ilk adımını atar, temelsiz “bilinçlenme” yok olur, bilgi ve yaşantı zaten “alaturkalaşmıştır”, özgürlük ölümle gelir, ölüm kurtuluşun göbek adıdır. Kaderciliğin, uyumsuzluğun ve yabancılaşmanın şarkısı “Batsın Bu Dünya”nın tam da sırasıdır.


 
SÖZCÜKLERDEN DAHA AÇIK, DAHA SEÇİK NE OLA Kİ!

Oyunun özü bence bu. Şimdi gelelim sadede. Yani işin tiyatro yanına. Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nda oyunu Levent Tülek sahneye koymuş. Mizansenine şarkılar döşemiş. Metni “Pop Art”a yaslamamış. Tiyatronun alanının psikolojik değil, plastik ve fiziksel olduğunun bilinci içinde çalışmış. Keşke absürd bir reji deneseymiş. Tiyatronun fiziksel dilinin sözcüklerin diliyle aynı psikolojik çözümlemelere ulaşıp ulaşmayacağını, duyguları ve tutkuları sözcükler gibi dile getirip getiremeyeceğini öyle pek derinlemesine düşünmemiş. Ama sözcüklerin üstlenemediği, jestlerin ve uzamdaki dilin niteliklerini taşıyan her şeyin, sözcüklerden daha açık ve seçik bir biçimde bir tavra erişeceğine yazarın işaretleri doğrultusunda inanmış. Eriştiği tavrın, düşünce ve zekâ alanı içinde var olup olmadığını iyi araştırmış, bulmuş, çıkarmış.
 
BEHLÜL TOR'UN DEKORU

Dekor tasarımını yapan Behlül Tor'un dekoru bence metne ve oyuna katkı sağlamıyor, keşke “Pop Art” deneseymiş, soyut ya da absürd çalışsaymış Özen Yula'nın bu oyundaki çizgisine daha iyi yardımcı olurdu kanısındayım. Siyah saten çarşaflı, bronz başlı yatak, İstiklal Caddesi'nde bir “café”de garsonluk yapan Süha için pek lüks değil mi? Ayçın Tar'ın kostümlerine iyi diyeceğim. Yüksel Aymaz, sahne, dekor, fon ya da oyuncular üzerine yansıtarak kullandığı “gobo”ların da yardımıyla etkili görüntüler üretmiş. Oyuna yorum, dekora derinlik, oyunculara üçboyutluluk sağlayan bir çalışma Yüksel Aymaz'ın ışık tasarımı.


 
OYUNCU KADROSU

Yatağın altındaki Ceset'te Kadriye Çetinkaya'yı küçük rolde de ya da hiç hareket etmeden de başarı elde edilebileceğine inanması açısından kutlamam gerekiyor. Figen'de Füruzan Aydın kendisine ne verilmişse almış ve iyi de değerlendirmiş. Aytekin Özen, Rüstem'e can üflerken, karakteri kendine mal etmekte. Bir anlamda, Özen Yula'nın sözlerini sayfalardan sıyırıyor. Ali Rıza Kubilay, Süha'yı olamazcasına abartmış. Ama ne abartma! O ne gürültü, o ne canhıraş bağırtı öyle! Kubilay, Süha'nın komik ve ciddi özelliklerini iyi bilememiş, yani incelememiş, yorumlayacağı özellikleri kavrayamamış, ikisi arasındaki farklılığı ortaya çıkartamamış. Mert Asutay, Barbaros'un buğdayını ve samanını çok iyi ayırmış, ayıklamış, artistik benliğinin süzgecinden geçirdikten sonra elde ettiği özneyi seyirciye aktarmayı başarmış. Gönül'ü canlandıran Nurhayat Atasoy ise, oyunun komedi unsuruna olan etkisini oyun boyunca bütünüyle planlamamış, ama oyunu seyirci önünde kontrol altına almayı başarıyor. Jest ve mimiklerinin yanı sıra, sahne üzerinde gerçekleştirdiği hareketler gerçeğe olabildiğince yakın. Gel gelelim, ikinci perdedeki sarhoşluk tablosunda doğallığını yitiriyor, inandırıcılığı kalmıyor.


 
O halde ne yapmalı?
 
Nurhayat Atasoy, bunu bana değil, elbette Levent Tülek'e sormalı.

Anahtar Kelimeler: gözükara alaturka, bakırköy belediye tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir