MAKALELER

Geleneksel Türk Tiyatrosu mu?

2005.08.03 00:00
| | |
3034

Sizce Nasıl?
Osmanlıca'da sıklıkla kullanılan ama günümüzde pek rağbet edilmeyen bir sözcük var.

 

Geleneksel Türk Tiyatrosu mu, yoksa gelenek Tiyatrosu mu?
    

Osmanlıca'da sıklıkla kullanılan ama günümüzde pek rağbet edilmeyen bir sözcük var: Lafzî. Lafzi T.D.K.' nın önerisi ile “adcıl” sözcüğü ile karşılanmış. Batı dillerinde “nominal” denilen aslında önemli yöntembilimsel ve felsefi bir kavramdır. Lafzî bir konu yada kavramın dildeki fiziksel durumuna denir. Kavramın derinliğine inmeden, anlamını gözetmeden biçimsel olarak yaklaşmak anlamındadır. Halk arasında “-Lafzî konuşmak” deyimi de, uygulamadan uzaklaşmak, sözde kalmak anlamında kullanılır.
 
Yirminci yüzyılın ortalarında Türk halk tiyatrosuna karşı oluşmaya başlayan ilgi sonucu Türkiye'de akademik çevreler bu konuda yoğun araştırmalar yapmaya başladılar. Meddah, Köy Seyirlik, Karagöz, Kukla, Ortaoyunu, Hokkabaz gibi seyirlik türleri ele aldılar. Kökenlerini ve tarihini ortaya koydular. Bu akademisyenlerin konu hakkında en yoğun çalışanı kuşkusuz Prof. Metin AND'dır. Geçmişten günümüze hala kalıntıları bulunan bu seyirliklerin, düzenli bir eğitim süreci olmadan, nesilden nesile çoklukla da ustadan çırağa aktarılan bir biçim oluşu ve yüzyıllar öncesinden gelen öğeleri günümüze taşıyabilmesi yanında sadece halk tarafından değil çoğunun yönetici sınıfın da beğenisini kazanması nedeniyle olsa gerek, Metin AND “Halk Seyirliği” yada “Halk Tiyatrosu” yerine GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU terimini kullanır. İlk kapsayıcı araştırmasını da aynı adla yayınlamıştır. O günden beri sayılan türleri kapsayan anlamda “Geleneksel Türk Tiyatrosu” terimi kullanılmaktadır.
 
Son bir kaç yıldır, konuyla ilgili yazı ve tartışmalarda, kimi çevrelerin Geleneksel terimi yerine Gelenek terimini yeğlemeleri dikkat çekmektedir. Geleneksel ile Gelenek terimi arasında kavramsal bir farklılık öneriliyorsa, sözcüğün içeriği konuyu ele alışımızda bize açılım sağlıyorsa bu tür tutumlar dikkate alınmalıdır. Oysa bu kullanım kullanılan Geleneksel kavramına hiçbir yeni açılım getirmeden tercih edilmektedir. Konuya ne yeni bir yöntem, ne de içeriğine katkıyı temsil eder. Kırk yıldır, Geleneksel Tiyatro ile ne kastediliyorsa Gelenek Tiyatrosu terimi ile de aynı şey kastedilmektedir. Bu terimi kullananların içeriğe ilişkin bir farklı bakış açısı önerdikleri, anlamsal bir değişiklik yada daha kapsayıcı bir içerik iddiaları yoktur. Pekiyi neden ısrarla Geleneksel Türk Tiyatrosu yerine Türk Gelenek Tiyatrosu terimini tercih etmektedirler? Araştırmalarında ve sözlü sunumlarında (konferans yada söyleşi) ısrarlarla, epeyce bir bölümü bu konuya niye ayırmaktadırlar?
 
Geleneksel yerine, Gelenek sözcüğünü yeğlemeleri Türk dilinin yanlış kullanımı, başka deyişle Geleneksel sözcüğünün Türkçe olmaması gerekçesiyledir. İddia şudur: Geleneksel sözcüğü yanlıştır, doğrusu Gelenektir.
 
Bilindiği gibi Türk Dil ve Tarih Kurumu Mustafa Kemal Atatürk'ün destek ve önerileriyle kurulmuştur. Daha sonra bu kurum Dil kurumu ve tarih kurumu diye ikiye ayrılmıştır. Türk Dil Kurumu hem yaşayan hem de ölü kelime hazinelerini derlemiş, her şeyden önce kavram ithalini önlemek amacı ile bilimsel ve teknik olarak gelişmiş ülkelerde türetilen kavramlara karşılıklar önermiştir. Öte yandan sadece belli bir seçkinler gurubu tarafından kullanılan ve Türkçe olmayan ama dile uzun yıllar önce girmiş yabancı sözcüklere de Türkçe karşılıklar önermiştir. Gelenek sözcüğünü anane karşılığı, Geleneksel sözcüğünü ise ananevi karşılığı önermiştir. Dil hiçbir zaman zorlamaya gelmez. Dil halkların en özgür davrandıkları alandır. Bu nedenle hiçbir dilbilimci dile yerleşmiş hiçbir sözcük için yanlış-doğru nitelemesi yapmaz. Bunun en güzel örneği Osmanlı Türkçe'sinde aslen Arapça'da farklı anlamda olmasına rağmen dile başka anlamda yerleşen kelime ve terimlerdir; Farsça ve Arapça kelimelerden türetilmiş yepyeni kavramlar vardır. Yabancı köklerle Türkçe biçimler verilmiş ve toplum tarafından kabul görmüştür.
 
T.D.K. da yabancı sözcüklere karşılıklar türeterek bunu topluma önermiştir. Bir dil politikası olarak bunu benimseyen aydınlar bu sözcükleri kullanmışlar, halkın tercihinde yaşam bulanlar dilin sözcük dağarcığına ( vokabler) katılmıştır. Tayyare yerine Uçak benimsenmiş ama pilot yerine Uçman rağbet görmemiştir.
 
Dilin sadeleştirilmesi yada özleştirilmesi, bir kültür politikası olarak ulusçu düşüncelerin ürünüdür. Sadece Türkçe'de değil, Avrupa dilerinde de aynı çaba Ulus Devlet politikaları çerçevesinde 19. ve 20. yüzyıllarda karşımıza çıkar.
 
Bu konuda karşıt görüşler de vardır. Bir dil ve kültür politikası olarak tartışmaya açık bir konudur. T.D.K. nın yaptığı sadeleştirmeler'i ya tümüyle reddetmek yada kabullenmek gerekir. Bir kısmını kabullenip bir kısmını kabullenmemek bireysel bir tercih olamaz bu daha önce belirttiğim gibi halkın süreç içinde ortaya çıkan tercihi olacaktır.,
 
Geleneksel yerine Gelenek Tiyatrosu terimi önermek de bu bağlamda ele alınabilir, fakat bu bir öneri değil zorunluluk olarak karşımıza çıkartılmaktadır. Geleneksel Tiyatro kavramı yerine Gelenek Tiyatrosu kavramı önerilmemekte, dayatılmaktadır. Her şeyden önce bu pek çok suçlamaya muhatap olan T.D.K.'nın bile yapmadığı, yapmaktan kaçındığı bir şeydir. Hiçbir dil kuramcısı sözcük kullanımı yanlış dahi olsa- ki Osmanlı Türkçe'sinden bahsettik- o yanlış bu doğru diyerek dayatamaz..
 
Yine bahsettiğimiz gibi eğer içerikte bir değişiklik de olmuyorsa birden bire ortaya atılan tartışma LAFZÎ bir tartışmadır. TDK'nın Anane yerine önerdiği gelenek sözcüğünü kabullenip, An'anevî yerine GELENKSEL'i kabullenmeme çelişkisi ne ilginç ki yine ulusçu bir gerekçeyle SEL ekinin Türkçe olmamasına dayanmaktadır.
 
Geleneksel Tiyatronun içeriğine hiçbir katkısı olmayan, yakın geçmişteki kısır politik tartışmaları andıran ulusçu ama fazla ulusçuluğa da kaçmayan bir anlaşılmaz tavır kendini Türk Dilinin otoritesi olarak görüp -sel ekinin Türkçe olmadığını gerekçeleyip Geleneksel Türk Tiyatrosu kavramı yerine Gelenek Tiyatrosu kavramını dayatmaktadır. Fakat bu terimdeki Tiyatro sözcüğü dahi bu otoriteyi rahatsız etmemektedir.
 
Gerçekten de durum anlaşılır gibi değildir.
 
Hasbel kader, Üniversitede aldığım eğitimin bir parçası olarak, dilbilim ve Türk dili üzerine az buçuk mürekkep yalamışlığıma dayanarak şu SEL-SAL eki neymiş biraz söz etme gereği duyuyorum.
 
Ortaöğretim terminolojisinde “ek” olarak ele alınan ve yapım ve çekim ekleri diye sınıflandırılan ekler Dilbilim terminoljisinde, “Biçimbirim” (morpheme) olarak ele alınırlar. Eklemeli dillerde- ki Türkçe öyledir- bu biçimbirimler de başka sözcüklerden ses düşmesi ile ortaya çıkmış seslerdir. Yürümek eylem sözcüğü Batı Türkçesinde bir çekim biçimbirimine dönüşmüştür. Yunus Emre :” Ben yörürem yane yane” derken ben yanıyorum demektedir. Ben yana yana yürüyorum anlamına gelmez bu dize. Bugün dilimizde şimdiki zaman olarak çekimlenen tüm eylemler yürümek sözcüğü ile yapılır. Gidi-yürürüm gidiyorum olmuştur. Bir eylemin karşılıklı yani EŞ'li yapılması da EŞ sözcüğüyle türetilir. Atmak [at-eş-mek] atışmak, Bakmak [bak-eş-mek] bakışmak gibi.
 
SEL-SAL biçimbirimi de (ünlü uyumuna uygun olarak= sil, söl, sol, sul, sül, sıl) kökünü tam olarak bilemediğimiz ama su akışı anlamında SEL ve yine güçlü bir akışı ve çokluğu anlatan Salma sözcüklerine kök bir anlamdan türemiş kabul edilir. Bu biçimbirim sözcüklerle kaynaşarak güçlendirme ve ilgilendirme durumu( hali) veren önadlar( sıfat) oluşturmaya yarar. Kimi incelemeciler ise [se] ile [l] seslerinin iki ayrı sözcükten biçimbirime dönüştüğü iddiasındadırlar. Tartışılmayan tek konu bu biçimbirimin (ek'in) Türkçe olduğudur.
 
SEL ekinin Türkçe olmadığı Fransızca olduğu( o hangi ekse Franszıca'daki) öne sürülen Geleneksel Türk Tiyatrosu ile ilgili bir sunum sonrası sunumu yapana :-Pekiyi kumsal da Fransızca mı diye sormuştum. Aradan bir yılı aşkın başka bir sunumda ise Türkçe'de Kumsal dışında örnek yoktur diye aynı sunumun bir tekrarını dinledim. İşte bu yazı her sunum sonrası bir sözcük eklemek yerine konu hakkında fikirlerimi paylaşmak amacı ile ele alınıyor.
 
Eğer Sel TÜRKÇE bir yapım eki yada akademik deyimle biçimbirim değilse YOKSUL hangi dilde türetilmiştir?
 
Eğer Sel TÜRKÇE bir yapım eki yada akademik deyimle biçimbirim değilse Anadolu Türkmenlerince hala kullanılan VARSIL hangi dilde türetilmiştir?
 
Eğer Sel TÜRKÇE bir yapım eki yada akademik deyimle biçimbirim değilse KUMSAL hangi dilde türetilmiştir?
 
Eğer Sel TÜRKÇE bir yapım eki yada akademik deyimle biçimbirim değilse UYSAL hangi dilde türetilmiştir?
 
Ne yapalım da bu işin içinden çıkalım? Bu sözcükleri dilden mi atalım? Türkçe'nin en eski biçimbirimini, aslında amacı muğlak ucuz bir gerekçeyle yok sayarsak, bundan sonra “N A S I L” diye bir soru sözcüğünü kullanmak da bize yasaklanacaktır. Yoksa bu masum görünen, ama nedense iktidarlara yakın kişilerce dillendirilen, “Geleneksel” yerine “Gelenek” kullanma dayatmasındaki gerçek amaç, halkın sorgulama gücü olan tiyatronun soru sorma olanaklarını azalmak mıdır?

Anahtar Kelimeler: geleneksel, geleneksel tiyatro, orta oyunu, karagöz, hacıvat



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir