MAKALELER

Gayrı Resmi Bir Tarihten "Unuttuğumuz" Bir Tragedya

2011.11.19 00:00
| | |
2034

Sizce Nasıl?
Öğretisi ve "aşkı" Uluslararası bir düzeye erişmiş 13.yy’dan bu yana hiç ölmemiş,hep var olmuş bir düşünür,,,

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,

İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,

Öğretisi ve “aşkı” Uluslararası bir düzeye erişmiş 13.yy’dan bu yana hiç ölmemiş,hep var olmuş bir düşünür Mevlana. Şems-i Tebrizi’de onun ruh ikizi. Mevlana ve Şems iki bilinmeyenli denklemin birbirine  denk düşemeyen kutupları gibiler. Mevlana sürekli rüyalarında gördüğü kişiyi bekler,  maddi ve manevi açıdan  dönemin en bilgili kişisi olmasına rağmen. Şems’in kendi Şeyh’i Şems’i “Seni bir Allah sevgilisine göndersem, aradığın her şeyi onda bulsan o zaman O’na başını verir misin ?” der; yani Şems Mevlana’ya giderken öleceğini bilir.  Mevlana ve Şems üç sene boyunca kapanırlar, manevi aşka yolculuğa çıkarlar. Mevlana bir öğrenci gibi Şems’ten dinler her şeyi. Mesnevilik tarikatının fikir babası da Şems sayılabilir. Ancak her yüzyılda olduğu gibi 13.yy’da insan denen mahluk en kötü duygusunu dışa salar “Kıskançlık” . Çünkü Şems’i Mevlana ve ilk oğlu Sultan Veled’den başkası anlamaz.Mevlanın Şems’le olan halveti zamanla halkın ve en çokta ikinci oğlu Alaeddin’in kıskançlığına dönüşür. Ve Şems Mevlana’yı var edip,yıkıp, bırakıp faili meçhul cinayete kurban gider.Unuttuğumuz, unutturulduğumuz bir cinayete.

“Her hikaye de geçer zaman
Her zamandan geçer hikaye
Kalan yok geriye...”

   
Özen Yula kuşkusuz son dönem yeni Türk yazarlarından en çok sevdiklerimden, hatta dahi diye tanımlayabileceğim nitelikte bir oyun yazarı. CEF Prodüksiyon yapımı son oyunu “Şems!... Unutma” Türk Tiyatro’sunda seyrettiğimiz  en özgün prodüksüyonlardan biri. Oyuncu kadrosu da Yetkin Dikiciler, Teoman Kumbaracıbaşı, Sinan Tuzcu, Sema Keçik, Beste Bereket gibi usta oyuncuların yanısıra şarkılarıyla bizi büyüleyen Jehan Barbur bulunuyor. Oyun öncesi konu “Rumi” olunca Kenter Tiyatrosu’nun tüm seyircileri olarak büyük bir heyecan duyduk. Özen Yula oyun öncesi sahneye çıktı ve alkışlamayın dedi, alkışlanacak bir şey söylemeyeceğim. Ve bizden 1.40 dakika boyunca kendimizi sözcüklerin ve o dünyanın masalsı diline bırakmamızı istedi.Bırakmamak elde değildi.

Müzik başlayınca belleğimizde oluşan tarzda bir tasavvufi oyun seyretmeyeceğimizi anlıyoruz.


Postmodern bir anlatım kostümlerden, müziğe kadar her şeye hakim. En önemli kısımsa Özen Yula’nın elinde kelimeler diletanlığa düşmeden öylesine incelikle harmanlanmış ki, kendimizi gerçekten 13.yy’da Konya’daki o evin avlusundaki halktan biri gibi hissediyoruz. Oyun başladığında “Tavus Hatun” rolünde Jehan Barbur sahneye çıkıyor. Oyunda müzisyen Barbur’un oynadığını duyunca çok şaşırabilirsiniz, zira bende oyuna giderken şaşkınlıkla karşılayan güruhtandım. Ancak ilk kez tiyatro sahnesine çıkan Jehan Barbur anlatıcı olarak seyirciyi öylesine etkiliyor ki ,zira oyunu yazmayı dört yıl önce düşünen Özen Yula’nın aklında Yetkin Dikinciler ve Jehan Barbur ilk baştan beri olması oyuncu seçimi konusunda ayrı bir başarı olarak nitelendirilebilir. Ve sonra hikayeci Ravi (Yetkin Dikinciler) geliyor. Yetkin Dikinciler beden ve ruh olarak yabancının etkisini seyirciye ulaştırmayı başarıyor.  Şems ve Mevlana’nın sahnede görünmediğini, dansçılar tarafından simgelendirildiğini belirtelim.  Anlatıcı Mevlana ve Şems’in halvetini anlattıkça, ikinci oğul Alaeddin( Sinan Tuzcu) fesatlığından ölüyor. Mevlana’nın 24.cü kuşaktan torunu Sinan Tuzcu sahnede gözleriyle, bedeniyle ve tüm ruhuyla  bizi etkisi altına alan bir oyunculuk sergiliyor. Yabancı anlattıkça öğreniyoruz ki  Mevlana Şems’i o kadar kaybetmek istemiyor ki üvey kızı Kimya Hatun (Beste Bereket) ile evlendiriyor. Ancak Alaeddin üvey kardeşine aşık, onunki öldükten sonra bile hayaletini görecek şekilde bir beşeri aşk.  

Alaeddin, Mevlana öğretisinin içinde olmasına rağmen Şems cinayetinin iki kutbundan biri, belki de halkın tamamından daha büyük bir nefret var içinde. Müzik ve lirik anlatım devam ettikçe, bir yandan da sahnede 2 ebru sanatçısı canlı bir şekilde olaylara eşlik ediyor. Ve sonunda Şems’in öldüğünü hatta avlunun bahçesine atıldığını öğreniyoruz. Kimya Hatun’un (Beste Bereket) acısına ortak olmak istiyor kalplerimiz, ama elimizden her faili meçhul cinayet gibibir şey gelmiyor, gelemiyor. Cinayetten haberi olan Sultan Veled (Teoman Kumbaracıbaşı) ve Kerra Hatun ( Sema Keçik) Şems’in ölümünü Mevlana’ya söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Kimya’da , dünyada ; Şems’e ve hayata doyamadan göçüp gidiyor.  İlk kez tiyatro sahnesinde seyrettiğim Beste Bereket ve Teoman Kumbaracıbaşı  oyuncunun susarkende rol kişisinden çıkmaması gerektiğine en güzel örneklerden olduğunu gösteriyor. Tüm oyuncuların rollerinin hakkını fazlasıyla verdiğini açık yüreklilikle söyleyebilirim,ancak tüm bedeniyle 13.yy’da var olabilen Sema Keçik’i daha özel bir yere koymak gerekiyor. Sema Keçik,  sahnede  adeta oyunculuk dersi veriyor.Türk tiyatrosu adına özel bir kadın oyuncu olan  Keçik’i seyredebilenler çok şanslı, özellikle de Şems..Unutma’da.

Oyunun ritmi ve temposu günümüz insanınınkinden oldukça yavaş ama buna karşın içsel aksiyon ve tamperanı oldukça yüksek. Tüm oyuncular 1.40 dakika boyunca sahnede yer alıyor, herhangi bir giriş-çıkış olmuyor.  Bunun bedensel açıdan oldukça zor bir durum olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak hiçbir oyuncuda herhangi bir konstrasyon düşüklüğü olmuyor. Aksine oyunda Şems’in kaybolması üzerine altı kişinin lirik koz paylaşımı zamanla yerini “vecd “ haline bırakıyor. Oyuncular yerlerine oturduğunda titrediğini, onlar titredikçe günümüz dünyasının gerçek acılarının belleklerimizden silindiğini duyumsuyoruz. 2 ay gibi kısa diye nitelendirdiğim bir sürede ortaya çıkmış, oyuncular açısından hem bedensel hem de ruhsal olarak oynanması zor bir atipik müzikal bu. Ancak müzikal deyince bizi her türlü koreografi ile şaşırtma, kolaylığına gitmiyor. Aksine yalınlığın ve sadeliğin aslında ne kadar zor olduğunu göstermek açısından kusursuz bir yönetim örneği. Yönetim anlamında oyuncuları hem bir o kadar yormuş, hem de özgür kılmış. Özen Yula Mevlana’nın hiçbir sözünü kullanmadan, Mevlana’nın şiirselliğini mükemmel bir metinle veriyor. Özen Yula’nın dili çok özel ve evrensel ancak; tek eleştirebileceğim nokta ikinci farklı bir göz açısından keşke oyunu kendisi yönetmek yerine başkasına teslim etseymiş. Bu oyunu eksik yönetmesini kastetmekten ziyade farklı bir gözün metine farklı bakış açısını merakımdan kaynaklanmaktadır.  Metin aktıkça , müzik,dans ve ebru sanatı oyunculukların önüne geçmeden tüm lirikliğiyle sürüp gidiyor. “Yaşamıştım diyebileceğin kaç gün var? Tadını aldın mı bu dünyanın?Bir aşık bulup kumlu gözlerinin seyrine daldın mı?” bu kadar güzel sözlere tek eleştirebileceğim nokta dansçılardan birinin dibi çıkmış sarı saçları diyebilirim. Bu küçük ayrıntı ümit ediyorum düzelir.

 

Özen Yula’nın dili çok özel ve evrensel ancak; tek eleştirebileceğim nokta ikinci farklı bir göz açısından keşke oyunu kendisi yönetmek yerine başkasına teslim etseymiş. Asla oyunu eksik yönettiğini kasttetmiyorum bundan  ziyade farklı bir gözün metine farklı bakış açısını merakım beni söylemeye itiyor.

 

Amerikan ve İngiliz Üniversitelerinde tasavvuf eğitimi bizden çok daha kapsamlı verilirken biz kendi değerlerimizi unutmaya meyilli bir toplumuz. Hatta kendi cinayetlerimizi de. Hikayenin ritmine kendinizi bırakırsanız, tasavvuf bilgeliğinin ve aydınlanmasının en güzel anlatımını sahnede seyredeceksiniz. Son yıllarda giderek popülerleşen ama içi boşaltılan tasavvufla ilgili edebi eserlere inat ümit ediyorum Özen Yula gibi kalemler, yürekler varolur. Bu noktada böylesine bir prodüksiyonun özel tiyatro kapsamında çıkmasının da zor olduğunun altını çizmek gerekiyor. Cef Tiyatro sahibi Zerrin Şahinkaya Ongan’a ve Mehmet Ongan’a Türk Tiyatro seyircisine bu oyunu kazandırdıkları için teşekkür etmek gerekiyor. Bu kadar özgün bir yapıtın Cef Tiyatro gibi Türk Tiyatrosunun “ biricik” sayılabilecek tiyatrosuyla çıkması, Özen Yula-Cef Tiyatro ve Mevlana buluşması ayrıcada müzikali özel kılıyor. Biz tiyatroseverlerde  uzun süre kalacak uluslararası düzeyde bir prodüksiyon seyretmiş olduk.11.Direklerarası Seyirci ödüllerinden en iyi özgün müzik ödülünü alan Jehan Barbur ve Cenk Erdoğan’ı tebrik ediyor, Şems..Unutma’nın gelecek sezonuda bol ödüllü geçirmesini temenni ediyorum.Ne yaparsak yapalım kavga ettiğimiz şu günlerde, bu oyunu seyredenler ne yaparlarsa yapsınlar aşkla yaparlar umuyorum..

 

Size bir masal bırakırım
Şu zalim dünyaya bir mesel
Adını “Şems..Unutma” korum
Gün gelir bende hikayemde, yok olurum
Unutma diye sırf unutma diye...

Anahtar Kelimeler: Şems..Unutma da, cef tiyatro



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir