MAKALELER

Emre Kınay

2008.06.10 00:00
| | |
5276

Sizce Nasıl?
Bundan önceki söyleşimde sizlere Türk Tiyatrosu'nda ailece tiyatronun içinde olanlara örnekler...

 

 - Uygur Ailesi, Sururi Ailesi, Erbulak Ailesi... gibi- ve NAŞİT AİLESİ'nin son ferdi olan Naşit Özcan ile yapmış olduğum söyleşimi sunmuştum...

    Anne ve babasının tiyatro sohbetleri ve anılarıyla büyüyen, Türk Tiyatrosu'nun "akıllı-delisi", "alnı öpülesi bir sanatçı": EMRE KINAY...
 
    Bundan önceki söyleşimde sizlere Türk Tiyatrosu'nda ailece tiyatronun içinde olanlara örnekler vermiş -Uygur Ailesi, Sururi Ailesi, Erbulak Ailesi... gibi- ve NAŞİT AİLESİ'nin son ferdi olan Naşit Özcan ile yapmış olduğum söyleşimi sunmuştum. Bu söyleşimde de yine bu listeye dahil edeceğim bir aileyi ve bu ailenin tiyatro oyuncusu olan, çok yakından tanıdığınız değerli sanatçıyla yapmış olduğum söyleşiyi sizlerle paylaşacağım.


Baba FERİDUN KINAY
Anne MİLLİYE KINAY
ve oğul EMRE KINAY...
 
Anne ve baba 1960'lı yıllarda İstanbul'da tiyatro sanatıyla uğraşmışlar; Halide Pişkin - İhsan Balkır grubunda oynamışlar. Birbirlerini bu grupta iken kuliste tanıyıp evlenmişler.
1970 yılında ise erkek bir evlatları olmuş, ismini EMRE koymuşlar.


Bu arada bu grup dağılınca, Muhsin Ertuğrul'un teklifiyle Darül Bedayi'ye geçmişler. Ancak baba Feridun Kınay kadronun dışında kalınca eşi de bu gruptan ayrılmış ve ev kadınlığını seçerek oğlu Emre'yi büyütmüş. Baba Feridun Kınay çeşitli işlerde bir süre çalıştıktan sonra sinemayı seçerek İpek Film'de ses mühendisliği yapmaya başlamış. 1970'li yıllarda Kara Murat, Taşı Toprağı Altın Şehir, Hedef, İşte Bizim Hikayemiz, Acele Koca Aranıyor... gibi Türk filmlerinde Ses Mühendisi olarak Yeşilçam'a hizmet etmiş.
Emre'nin çocukluğu babasının sinema ile uğraştığı döneme rastlasa da; o hep anne ve babasının tiyatro üzerine yaptıkları sohbet ve anılarla büyümüş.


Evde hep sanat konuşulmuş; gel zaman git zaman derken; liseden sonra iki kez kaybettiği konservatuarın tiyatro bölümü imtihanlarını üçüncü kez girdiğinde kazanmış ve tiyatro eğitimi almış EMRE KINAY.


Herkes tiyatrosunu kapatırken o 2005 yılında kendi tiyatrosunu; DURU TİYATRO'yu kurmuş. İlk oyunları olan "Kara Sohbet"teki "Textor Texel" tiplemesiyle 2006 Afife Tiyatro Ödülleri'nde "En Başarılı Erkek Oyuncu Ödülü"ne layık görülmüş.


Tiyatro eleştirmenlerimizden Üstün Akmen, Tiyatro Dergisi'ndeki "Gözlemevi" köşesinde şu satırları yazmış EMRE KINAY için:


 
    "Duru Tiyatro'nun "Kara Sohbet"ini seyrederken, sanatın kendinden başka hiçbir şeyi dile getirmediğini bir kez daha düşünmüştüm. Sanatın tıpkı düşünce gibi bağımsız bir yaşamı vardı ve yalnızca kendi çizgisi üzerinde gelişiyordu...
 
    Deli miydi bu Emre Kınay? Deli miydi ki, kimi tiyatrolar havlu atarken gidip tiyatro kuruyordu. Belki de değişmeceli anlamda, gerçekten "deli"ydi! Ama: "Medeni toplumlarda sanatın insanı özgürleştirmek gibi görevi vardır," diyebilen bir "deli"ydi. Ne tuhaf!.. "Sanatın kendisi özgürlük hareketidir," dedikten sonra; "Türkiye'nin siyasileri sanatın yeşermesini, dallanıp budaklanmasını, yaygınlaşmasını istemiyorlar," diye inleyebilen bir "akıllı-deli"ydi. Sonuç olarak, karar verdim ki: "İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Kapı komşusunu tanımıyor. Sanat iletişim sağlar," gözleminden yola çıkan bir "akıllı"ydı o. Mecazı falan bir kenara bırakalım: "Bunu istemiyorlar tabii ki," diye celallenirken, alnı öpülesi bir gözlemciydi. Bir üstün akıllıydı. Bir sanatçıydı..."
 
    Ahmet Cemal ise Cumhuriyet gazetesinde "Kara Sohbet" oyunu ve Emre Kınay üzerine şöyle yazmış:
 
    "Bir Tiyatro Şöleni; Kara Sohbet,


    Emre Kınay, "Kara Sohbet"le, daha geçen yıl perdelerini açtığı Duru Tiyatro'su için ön planda gişe kaygısı gütmediği belli olan çok cesur bir seçim yapmış. Çünkü "Kara Sohbet", tüm seyircilerin, dolayısıyla tüm insanların sahnelerde açık ve seçik görmek istedikleri yanlarını gösteren değil, fakat asla görmek ve düşünmek istemedikleri, yüzleşmemek için ellerinden geleni yaptıkları yanlarına inen bir darbeden farksız bir oyun. Bu oyunda, kişiliğin devinimi bağlamında neredeyse Sofokles'in "Kral Ödipus"undakinin tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. Ünlü tragedyada babasını öldürüp annesiyle evlenen Sofokles, bu iki eylemi ancak aile bağlarını öğrendikten sonra kendisine maleder ve bedelini de öder. Oysa "Kara Sohbet"te Bay Angust, daha işlerken suç olduğunu bildiği bir eyleme kendini sonradan yabancılaştırma peşindedir. Amelie Nothomb, genelde eserlerini hep geniş ölçüde diyalog temeline oturtan bir yazar. "Kara Sohbet"in yönetmeni Arzu Bigatbaril, usta işi rejisiyle önemli bir tehlike olasılığını, seyirciyi iki kişinin diyaloglarıyla bazen sıkabilme tehlikesini daha en baştan ortadan kaldırmış. Emre Kınay ile Arif Akkaya'nın kusursuz oyunculukları da bu usta işi rejinin her santimini taşıyor. "Kara Sohbet", hepimizi 'gizli günahlarımızla' acımasız bir biçimde hesaplaşmaya zorlayan, bu konuda hiçbir kaçamağa sapma olanağı tanımayan bir tiyatro şöleni. Ve -yinelemekten çekinmiyorum-, Emre Kınay gibi "önce tiyatro!" demeyi amaçlayan birine de çok yakışan yüreklilikte bir seçim!" Ahmet Cemal / Cumhuriyet 05.01.2006
 
    BİR MUTFAK MASALI
    
    EMRE KINAY'ın yönettiği ve kendisininde oynadığı "Bir Mutfak Masalı" adlı oyunu, 2007'nin Şubat'ında İstanbul'da Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde seyrettim. Oyundan sonra ise Üstün Akmen'in dediği "akıllı-deli", "alnı öpülesi" sanatçı ile fuayede hem çaylaştık hem sohbet ettik.
Oyunun yazarı Kerstın Specht. Çeviren Sibel Arslan Yeşilay. Yöneten ise Emre Kınay.
Hayattan zevk alamayan, tek başına çocuklarını yetiştiren orta yaşlı bir kadın olan Ulla'nın (Ayşe Demirel) öyküsünün anlatıldığı "Bir Mutfak Masalı" (Kurbağa Prenses) adlı bu oyun Türkiye'de ilk kez sahneleniyor. Specht'in kahramanları gerçekleştirilemeyen arzular ve ütopyalarla örülü, kendi kurdukları hapishanelerde umutsuzca yaşayan bireylerden oluşuyor. "Kurbağa Prenses"(Bir Mutfak Masalı), "Pamuk Prensesler" ve "Kupa Prensesi"nden oluşan "Prenses Oyunları" üçlemesinde, tempolu, esprili bir dille günlük yaşamlarından şaşırtıcı biçimlerde kurtulan kadınların ümitsiz ve komik öykülerini anlatıyor. Almanya'nın bir taşra kasabasında geçen, eğlenceli fakat dokunaklı bir kadın masalı. Oyunun diğer oyuncuları: Edip Saner, Elif Ürse, Ali Aziz Çölok, Savaş Akova, Defne Şener Günay, Ulaş Suphi Bakır ve Emre Kınay.
 
    Emre Kınay'ı ilk tanıyışım "Yılan Hikayesi" adlı televizyon dizisiyle oldu. Daha sonra yine televizyon dizisi "Yeditepe İstanbul"u zaman zaman seyrettim. Fakat son iki yıldır televizyonda oynayan "İki Aile"yi hiç kaçırmadım; hem de ailece...
 
    2007 yılının Kasım'ında yapılan 12. Berlin Diyalog Tiyatro Festivali çerçevesinde Tiyatro Duru, Kara Sohbet oyunuyla festivale katılacaklardı; sevinmiştik. Fakat bir aksilikten dolayı gelemediler.
 
    Anne ve babamın tiyatro anılarıyla büyüdüm...
    
    1970 İstanbul doğumluyum. Küçük Çekmece'de liseyi bitirdikten sonra iki kez girdiğim Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü imtihanını üçüncü kez girdiğimde kazandım. Babam Feridun Kınay ve annem Milliye (yanlış olabilir... bazen ses alma cihazımda isimler tam net anlaşılmıyor:A.D) Kınay, her ikisi de tiyatro oyuncusuydular. 60'lı yıllarda İhsan Balkır-Halide Pişkin Tiyatro Grubu'nda imişler. Bu grupta oyuncuyken kuliste tanışmışlar ve evlenmişler. Grup dağılınca Muhsin Ertuğrul'un teklifi üzerine Darül Bedayi'ye katılmışlar. Ancak babama kadroda yer verilmeyince annem de istifa ederek tiyatroyu beraberce bırakmışlar. Babam bir süre çeşitli işlerde çalıştıktan sonra branş değiştirip sinemaya geçmiş. İpek Film'de Seslendirme Mühendisi olarak yıllarca çalıştı. Her ikisini de pek tanıyan yoktur. Onlar tiyatroyu bıraktılar, fakat senelerce hep tiyatro anılarını anlatırlardı. Ben o anılarla büyüdüm. Çok sık tiyatroya giderdik; tiyatro kültürüyle büyüdüm. Babam maalesef yaşamıyor artık.
 
     Bazı şeyleri okuyamadım, çünkü yasaktı!..
    
    Çocukluğum babamın sinema ile uğraştığı döneme rastlar. Tiyatro sanatının ne kadar önemli olduğunu keşfetmem lise ikinci sınıfta oldu sanıyorum. Bir şeyi seversiniz fakat öğrenemezsiniz. İşte öğrenmeye başlamam lise ikinci sınıfa rastlar. O zamana kadar bir şey okumadan saman gibi büyüdüm. Çünkü okuyacak kitap yoktu. 1980 Darbesi'nden sonra her şey toplatılmıştı; yasaklanmıştı. Nazım'la ben sonra tanıştım. Yasaktı bulundurulması ve okunması. İnsanlar korkuyordu okumaktan... Yıllar sonra piyasaya çıktı yasaklı kitaplar.
 
     İki hedefim...
     
    Darbe olduğunda ortaokulda idim. Ancak kitaplar basılmaya başlayınca okumaya ve bazı kitaplarla tanışmaya başladığımda lise de idim. İki hedefim vardı: Hukuk okumak ya da tiyatrocu olmak. 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nü kazandım. Hocalarım arasında Müşfik Kenter, Zeliha Berksoy, Cihan Ünal... gibi değerli tiyatro eğitmenleri vardı. Dönem arkadaşlarım arasında Nejat İşler, Meltem Cumbul, Güven Kıraç, Timuçin Esen ve Engin Günaydın vardı. Engin Günaydın hem sınıf hem de oda arkadaşımdı. Tiyatrodan nefret ederdi. Şimdi doğru yolu buldu.
 
     İlk profesyonel oluşum...
    
    Mimar Sinan'da öğrenciyken, 1991'de Bakırköy Devlet Tiyatroları beni çocuk tiyatrocu kurmak için çağırdı. O ara Bakırköy Devlet Tiyatroları kurucusu Zeliha Berksoy idi. Biz o sene çocuk kulübü kurup tiyatro eğitimi vermeye başladık. O gruptan Bülent Polatlar çıktı. Bir de İki Aile'de kızım rolünü oynayan. 60 kişilik gruptan 15'i tiyatroda kaldı. Bu kursta "Çocuklar"ı sergiledik.
 
     Türk Tiyatrosu'nun dinamosu...
    
    Türk Tiyatrosu'nun dinamosu olan Işıl Kasapoğlu ile çalıştım. Çok üretken olan bu kişinin asistanlığını yaptım. Çok şey öğrendim Işıl Ağabey'den. Çok saygı duyduğum bir ustadır o.
 
     Yönetmenliğe önem verdim...

    Ben, oyunculuktan daha çok yönetmenliğe önem verdim. Bir rolü yorumlamaktan ziyade, bir bütün hikayeyi yorumlamaktan daha zevk alıyorum. Bu konuda bir arayış içersindeyim. Hedefim, idealim mümkün olduğu kadar çok hikaye anlatmak. Kendi yazdığımı sahnede yorumlamak...
 
     İki Aile...
    
    İyi yapımcı, iyi hikaye ve iyi yönetmendir İki Aile gibi bazı dizilerin tutması. Oyuncu, sinemada çok sonra gelir, tiyatroda ise ilk gelendir. Televizyon işleri çok keyif alarak yaptığım işler değil; sadece ekonomik amaçlıdır. İnsani iş değil televizyon çalışması; çok yorucu ve zaman alıcı. Kendinize ve ailenize vakit ayıramıyorsunuz. Ben, iyi oyunculardan seçilen kadro ile, iyi yönetmenlerden oluşmuş işleri severim. Fakat gözbebeğim tiyatrodur.
 
     Tiyatro DURU...
   
    Tiyatro DURU'yu 2005 yılında Şehir Tiyatroları'ndan iki arkadaşla kurdum. Çok önem verdiğim bu tiyatroya da kızımın ismini "DURU" koydum. İst. Şehir Tiyatroları'ndan Arif Akkaya ve İzmit Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan Arzu Bigat ile kurduk. Amacımız sadece tiyatro yapmak. Türkiye'de hiç sahnelenmemiş oyunları sergilemek istiyoruz. Bu amaçla da ilk oyun olarak "Kara Sohbet"i seçtik. Kara Sohbet'in dünya prömiyeri Tiyatro Duru'da yapıldı.
 
     Oynadığım oyunlardan örnekler...
    
    Dostlar Tiyatrosu'nda konuk oyuncu olarak Simyacı'da oynadım. Aşk Heryerde, Bir Mutfak Masalı, Sınır, Lütfen Kızımla Evlenir misiniz, Kara Sohbet (2006 Afife Tiyatro Ödülü En Başarılı Erkek Oyuncu Ödülü), Antigone, İkinci Caddenin Mahkümu, Rumuz Goncagül, Barış, Fırtına, Bozuk Düzen, Kuzguncuklu Fazilet...
 
     Sinema Filmleri...
   
    Dün Gece Bir Rüya Gördüm, İnşaat (2004 yılında 23. İstanbul Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü), Okul, Kurtlar İmparatorluğu..
 
     Dizi filmler...
    
    Yılan Hikayesi, Yüzleşme, Baba, Berivan, Esir Şehrin İnsanları, Yeditepe İstanbul, İstanbul Şahidimdir, Ölümüne Sevdalar, Sen misin Değil misin?, Seni Çok Özledim, Kamyon ve İki Aile..
 
     Yönettiğim bazı tiyatro oyunları...
    
    Aşk Her yerde, Bir Mutfak Masalı, İkinci Caddenin Mahkümu ve Sınır.
4 Nisan 2008'de prömiyeri yapılacak romantik bir komedi olan "Aşk Her Yerde" oyununda benden başka Pelin Körmükçü, Sait Genay, Bahar Yanılmaz ve Cem Yanılmaz oynayacak.
 
    Tüm bu film ve dizilerin dışında, Emre Kınay'ın, Zülfü Livaleni'nin başından geçen gerçek bir öyküden yola çıkarak çektiği "Kendi Ağıdına Ağlamak" adlı kısa filmdeki rolü de var. 24 Ocak 1993'te arabasına bomba koyularak katledilen gazeteci yazar Uğur Mumcu'nun öyküsünün anlatıldığı kısa filmde, Mumcu'yu Güven Kıraç, Livaneli'yi ise Emre Kınay canlandırmış.
Uğur Mumcu'nun katledildiği haberini alır almaz Cumhuriyet gazetesine koşan Emre Kınay, bu belgesel için şunları söylemiş:
 
     " Gençliğimin idolleri
  
      İkisi de gençliğimin idolüdür. Çocukluğum ve ilkgençlik yıllarım Zülfü Livaneli'nin şarkılarıyla geçti. İlk kez Gülhane Parkı konserinde izledim onu. Daha sonra ise onun şarkılarını söyleyebilmek için gitar ve bağlama çalmayı öğrendim. Zülfü Livale'nin bundan haberi yok. Söyleyebileceğimi de sanmıyorum. Uğur Mumcu daha öldürülmeden önce bütün kitaplarını okumuştum. Ölüm haberi üzerine 4 gün boyunca Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde nöbet tutanlardan biri de bendim. Ülkenin Uğur'suzlaştığı bu dönemlerde göz göre göre kaybettiğimiz değerlerin, ülkenin ne kadar önemli kirişleri ve kolonları olduğunu anlıyoruz. Kitaplarında hepsini yazıyor zaten, bu nedenle biraz olsun umutluyum." 
Cumhuriyet / 30.09.2007
 
 
ADEM DURSUN
Haziran 2008
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: emre kınay, sahne insanları



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir