MAKALELER

Dünyanın Ortasında Bir Yer - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2011.12.03 00:00
| | |
4348

“Dünyanın Ortasında Bir Yer” İstanbul Devlet Tiyatrosu'nuda...

    "ZembilFiroş Destanı" mı? "Dünyanın Ortasında Bir Yer" mi?

   Özen Yula'nın yazıp Ayşenil Şamlıoğlu'nun sahneye koyduğu “Dünyanın Ortasında Bir Yer” İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun değişik sahneleme tekniği ile izleyenlerle 2008 sezonunda izleyici karşısına çıkıyor. Oyun geçtiğimiz sezon içinde bir çok ödüle imza attı. Özgün Tiyatro Müziği Kategorisi'nde Lions Tiyatro Ödülleri'nden büyük bir ödül alan oyun, mistik konusu ile tiyatro dünyasını büyülüyor. Fakat oyunun kritiğine geçmeden önce Değerli Özen Yula'ya birkaç sorum olacak. Bu sorularım içinde, oyunun konusunun benzerlikler gösterdiği bazı durumları dile getireceğim. 


 
    “Dünyanın Ortasında Bir Yer” in Konusuna Bakar isek; 

    Anadolu'nun her hangi bir yerinde çok zengin bir hayat süren Emre Bey, canından çok sevdiği Ahten'nini kendisine zorla eş yapar. Ama bunu yaparken zenginliğini ve gücünü kullanarak Ahten'i seven öz kardeşini öldürmekten de kaçınmaz. Ahten, zorla evlendiği Emre Bey'i asla sevmez. İçindeki duyguyu yok edemeyen Ahten, bir gün Emre Bey'in çiftliğine gelen marangoz ustasına aşık olur. İçindeki kinle hareket ederek, ustayla bir gecesini geçirir. Böylece zorla iffetini lekeleyen Emre Bey'den de intikamını almış olur. Bu olay üzerine Marangoz, Emre Bey tarafından öldürülür. 


 
    Konu hem masalsı hem de destansı özellik gösteriyor. Aslında öykü Anadolu coğrafyasının hiçte yabancısı olmadığı bir konu… Fakat oyun broşüründe ve tanıtımında bu durumdan hiç bahsedilmiyor. Oyun, Diyarbakır/Silvan yöresine ait “Zembilfiroş Destanı” ile epeyce benzerlikler gösteriliyor. Zembilfiroş Destanı'ndan biraz bahseder isek; 


 
    Efsaneye göre bir padişahın zevk ve sefa içinde büyütülmüş, çok yakışıklı bir oğlu varmış. Genç prens sık sık ava çıkarmış. Bu av gezilerinin birinde yol kenarındaki mezarların birisinden çıkmış iskelet ve kafatası görür. O zamana kadar ölüm kavramına yabancı olan genç prens o andan itibaren ölümün gerçekliliği ile yüz yüze gelir. Ölümün zengin, yoksul, genç, yaşlı dinlemediğini, dünya malının dünyada kaldığını ve bir gün böyle iskelete dönüşeceğini anlar. Prens o andan sonra elini eteğini dünya nimetlerinden çekmeye karar verir ve Tanrı'ya sığınıp, o'nun yolunda yürümeye yemin eder. Sarayı ve yaşadığı ihtişamı geride bırakıp eşi ile birlikte yollara düşer. Diyar diyar gezerek zembil yapıp satmaya ve hayatını böyle kazanmaya başlar. Çocukları olur. Sırtlarında çadırları, üzerlerinde yıpranmış giysilerinden başka bir şeyleri yoktur. Genç prens, artık zembil satarak, geçimini sağlayan Zembilifroş'tur. Son durağı olan Fargin'e gelir. Zembil satmak için Fargin (Silvan) sokaklarını arşınlarken Fargin Beyi'nin karısı Xatün'un dikkatini çeker. Xatün, Fargin Beyi'nin zorla eşi yapılmıştır. Sevdiği adamla evlenememiştir. İçindeki bu kin yüzünden Zembilfiroş'a ilgi duymaya başlamıştır. Bu ilgi ilerleyerek aşka dönüşmüştür. Zembil alma bahanesiyle Zembilfiroş'u saraya çağırır ve o'na olan aşkını dizelere dökerek anlatır. Bu dizeler Fargin Bey'i çılgına çevirir. Zembilfiroş, durumunun kötü bir olayla sonuçlanmaması için bulunduğu ortamdan kaçar. 


 
    Destan böyle sürüp gider. Söylentiye göre destanın sonunda Xatün, Zembilfiroş ile bir gece beraber olur. Tanrı da bu suçun karşılığında her ikisinin de canını alır. Bir söylentiye göre de Fargin Beyi bu durumdan kaynaklı Zembilfiroş'u öldürür…


 
    Oyunla destan arasında çok fazla bağlantı var demiştik. Bunlardan biri çiftliğe gelen kişilerin her ikisinin de el sanatları ustası olması. İkincisi, sevgisiz bir evlilik ve aldatmaya dayalı kurgu… Ve üçüncüsü -ki en önemli olanı budur- Zembilifiroş Destanı'nın gelişme bölümü ile oyunun gelişme bölümünün aynı olması… Bu durumdan oyunun broşüründe bahsedilmiyor. Destan ile oyun birebir benzerlikler gösteriyor. Kürt kökenli bir destan farklılaştırılarak farklı kimlikte izleyene sunuluyor. 
 
Teknik Kritik ve Oyuncuların Performansları


    Hakan Dündar dekor tasarımında gayet başarılı. Perdelerle bezeli sahneyi çok iyi kullanmış. Oyuncuların müzikal ritmik hareketleri ile perdeler uyum içinde izleyeni büyülüyor. Can Atilla'nın müzikleri oyunun tüm sahnelerine egemen. Özellikle de gerilim sahnelerindeki müzik oyunu bambaşka duyguların içine çekiyor. Oyunu sahnede yaratan kişi… “Ahten” rolünde Zerrin Tekindor'un rolünün psikolojik yapısına yabancı kaldığı kanısındayım. Aşk yaşadığı “Marangoz Ustası” Erdal Bilingen ile duygusal konuşmalarda aksaklıklar mevcut.. Sadakat ile kin duygusunu aynı karede göstermek oyunun mistik konusuna ters düşüyor. Erdal Bilingen'i oyun boyunca başarıyla izledim. “Emre Bey” rolünde Yetkin Dikinciler haşmetli görüntüsü ile oyunun en önemli karakterini mükemmel bir gösterimle seyirciye sundu. Destansı hava o'nun gizem dolu bakışlarında belirginleşiyor. 
 
    Ayşenil Şamlıoğlu, kendi hayal dünyasından kattıkları ile mistik havayı soluyan seyirciyi konudan uzaklaştırmamış. Olayı, sahne grafiğine iyi yerleştirerek konunun akşını hızlandırıyor. Törenin yazgısına eleştirel bir düşünce sunuyor. Oyunun yazarı Sayın Özen Yula, Zembilfiroş Destanı'ndan çok fazla etkilenmiş. Fakat bu etkileniş, tarihe ışık tutan bir destanı yok etmekle eş değer. Eğer ki konu, bu destandan bağımsız yazılmış ise -ki bu hiçte inandırıcı değil- o halde neden doğunun toplum kuralları üzerinden kurgu yapılmış? Her şeye rağmen “Dünyanın Ortasında Bir Yer” bu sezonun izlenmesi gerekli en önemli gösterimlerden bir tanesi. 
 
    Oyun, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun Şişli Cevahir Sahnesi'nde…

Anahtar Kelimeler: Dünyanın Ortasında Bir Yer, İstanbul Devlet Tiyatrosu, istdt, özen yula, Ayşenil Şamlıoğlu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir