MAKALELER

Dünyanın Ortasında Bir Yer - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2007.07.30 00:00
| | |
1610

Sizce Nasıl?
Ödüllü yönetmen Ayşenil Şamlıoğlu’nun rejisiyle, İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sahneye koyulan "‘Dünyanın Ortasında Bir Yer"’ adlı oyun;


 

     İSTANBUL DEVLET TİYATROSU'NDAN GÖRSEL BİR ŞÖLEN : DÜNYANIN ORTASINDA BİR YER…

     Nefes kesen bir oyun!
 
     Önüne çıkan her türlü kapının açılmasına alışık bir kişinin,Ahten’den yediği gönül tokadıdır. Tutku kılavuz olunca, her kadın yolunu çizer.Beklenmedik sonlar beklemektedir. Canlı performanslı operanın ve düşsel imgelemenin buluştuğu muhteşem bir oyunla karşı karşıyayız.

 


 
    Oyunun konusu itibariyle köy seyirlik bir oyun beklerken,ortaya çıkan manzara karşısında açıkçası çok şaşırdım. Usta yönetmen Ayşenil Şamlıoğlu oyunu sahneye koyarken,basma kalıp bir reji anlayışı yerine,seyirciye görev vermiş. Seyircinin oyunu anlaması,hatta yaşayabilmesi için elinden geleni yapmış. Perdelerin dansı olarak nitelediğim bu görsel şölende,dekoru bertaraf eden,ilk defa karşılaştığım bir reji anlayışı vardı.


 
     PERDELERİN DANSI…

    Oyunun ana noktalarından biri olan bir bütünün eşit parçalara ayrılarak,oyuncular tarafından farklı şekillerle,oyunu anlatma konusunda başı çeken bir görsel tasarım. Atölye,ev ,hanımın odası gibi dekorları,perdelerle yapılan ilginç karikatürizeler hakikaten insanın başını döndüren bir anlayış tarzı.

 


 
    Oyunda anlatıcı kullanma ihtiyacı hissedilmiş. Bu ağır oyunda,oyunu anlamakta yardımcı olarak güzel düşünülmüş. Oyuncuların yürüyüşleri,mizansenleri,sevişme ve tecavüz sahnelerindeki figürleri estetik. Yeşil çam filmlerindeki gibi ağır çekimlerle yavaşlatılarak yapılmış. Bu ironik anlayışı,insanın düşsel aleminde farklı, bir o kadarda zihinsel bir düşünceye itiyor. Yani oyunun konusu olarak bağnaz bir çiftlik beyinin,gerçek hayatta olmaması gerektiğini,bunun doğru olmadığını,bunu düşsel bir hayatmış gibi lanse etmek istemelerinden kaynaklanıyor. İşin en güzel yanı da bu aslında.


 
    Yer yer söylenen akepella,ve müzikli operalardaki canlı performansları çok iyi. Devlet Opera ve bale oyuncularının da bu oyunda yer almaları ve becerilerini oyuna uyum sağlaması,deyim yerindeyse cuk oturmuş.Yalnız oyun boyunca çalan canlı müziğin sesi biraz daha kısık tutulmalı. Bazı yerler anlaşılmıyor. Müzikler konu itibariyle,ağır parçalar olunca birazda uyutur gibi olmuş. Oyun boyunca anlatılan tek taraflı ve yasak aşkı canlandırmadaki yakın temaslarda,konu anlatımını hiç dokunmadan, bale yaparak canlandırmaları da takdire şayan.

 


 
    Aslında yaşanmış bir hikayenin sahnede anlatarak yapacaklarını değil,yaptıklarını anlatan farklı bir sunum.
 
    Oyun boyunca çiftlik beyi Emre beyin sahnede olduğu sahneler dışında,Emre beyin haremi sahneden hiç çıkmıyorlar. Doğurma sahnesindeki,perdelerin ve kadınların dansları,hem bir odayı canlandırıyor,hem de tecavüzden doğan bir erkek evladın,Emre beyin zürriyetinin devam etmesindeki tedirginliği yansıtıyor.
 
    Yanlarında işçi olarak başlayan Can ustaya aşık olan Ahet’in, çiftlik beyi Emre beyin dostu olmasıyla,sevdiği kadına bacım demesi ve bunun sonucunda buna dayanamayan Ahet’in, karnındaki çocuğunu öldürme sahnesindeki ürpertici bakışlar,diyalogların başarılı sunumları oyunun en can alıcı sahnesi konumuna getiriyor.


 
    Aldatıldığını öğrenen çiftlik beyi Emre beyin,çiftlikten ayrılan Can’ın başını ezerek öldürmesi;törenin acımasız ve hiyerarşi duygularını gözler önüne sunan bir betimleme. Oyun sonunda üzerlerine örtülen beyazlar, görsel şölene renk katmış. Bunun anlamını oyun sonunda sayın yönetmen Ayşenil hanıma sorduğumda,yeni bir sayfanın açılacağını,buna kara lekeler değmemesi dileğiyle yapılmış bir teknik olarak yorumladı. Ne diyeyim ellerine,yüreğine sağlık.


 
    Aşkın ve sevdanın parayla alınamayacağını,nerenin beyi,yada nerenin ağası olursan ol,sevdaya kelepçe takılamayacağını anlatan bu evrensel mesaj,günümüz Türkiye’sinde hâlâ bu yobazlıktan kurtulamayanlara da ders olması dileğiyle.


 
    Oyunda rol alan, Müge Arıcılar, Nurinisa Yıldırım, Funda Eskioğlu, Zerrin Tekindor, Gülen Çehreli, Yetkin Dikinciler, Erdal Bilingen’i muhteşem bir iş çıkarmışlar. Hepsini teker, teker kutlarım.Buna ek olarak Devlet Opera balesinden oyuna katkısı olan oyuncularında yüreklerine sağlık.

 
     AYŞENİL SAMLIOĞLU’NU ANLAMAK…

    Oyuna çok farklı bir bakış anlayışı getirerek,yaşanılacağı değil,yaşanılanı anlatan bir betimlemeyle oyunu sahneye koyan bu yönetmeni alkışlıyorum. Devlet Tiyatrolarının böylesine özgün,çağdaş tasarımlara ihtiyacı var. Hakikaten parmak ısırtan bir tekniği var. Oyunu bu karografiyle anlatmak,hakikaten çok zor. Oyuncuların uyumu,kullanılan sahne estetiği,perdelerin dansı ve Devlet Opera balesinden oyuncuları da oyuna katarak,oyunu farklı bir konsepte getirmek, her babayiğidin harcı olmasa gerek. Oyuncularıyla beraber turne, turne dolaşması da hakikaten sorumluluğun bilincinde ve her buluştuğu seyirciyi de ne kadar önemsediğini ortaya koyuyor.

 
     İŞİN KİTABINI YAZAN BİR IŞIK VİRTÖZÜ…

    Bu başlığı mecazi anlamda değil,hakikaten ilk defa ayrıntılı bir şekilde Devlet Tiyatrolarının da desteğiyle birikimini kitaplaştırmış bir ustadır. Hayatı başarılarla dolu. Yakup Çartık, oyunun en temel noktasını oluşturan bir usta. Oyundaki en büyük görevi almış. Perde üzerindeki simgeler ve oyun içerisindeki konulara göre kullandığı renkler, anlatımdaki en büyük görselliği sağlamış. Onlarca rengi bir arada kullanan,yerine göre süzme ışık ve reosta ışıklarla görselliğin baş mimarı olmuş. Bu oyunla ödül alması kaçınılmaz bir iş çıkarmış. Ayakta alkışlanacak en büyük mimar.
 

 

 


     BU DEKOR ANLAYIŞI, TAM BİR İLHAM KAYNAĞI…

    Tüm tiyatroyla uğraşanlara,ilham kaynağı olacak bir tasarım sunmuş. Ne bir ev dekoru,ne bir kapı,nede bir han. Aklınıza gelen tüm dekor anlayışlarını silin. Bu usta, oyunda sadece perde kullanmış. İnanılması güç ama,perdelerin oyun içerisindeki betimlemeleri,konunun anlaşılmasına o kadar yardımcı ki. Işığın ve dekorun buluşması da , işi daha anlamlı kılmış. Ortaya görsel bir şölen çıkmış. Bu tasarımıyla hakikaten,insanın kanını donduracak nitelikte. Dikkat edilmesi gereken,yabana atılmayacak bir iş çıkarmış.


     OYUNU ANLATAN KOSTÜMLER…

    Konunun çiftlikte geçmesi nedeniyle,on harem, hanım ağa,Emre ,Can bey ve bir anlatıcıyla toplam on üç kostüm gibi zor bir görev üstelenen,köy kıyafetlerini,çiftliğe yakışır şık tasarımıyla, Gülhan Kırçova üzerine düşen görevi çok başarılı çıkarmış. Oyundaki görevi çok önemli. Bunun bilincinde olan Gülhan Kırçova el üstünde tutulmalı.
 
     RUHU DİNLENDİREN BİR SEÇİM…

    Müzikte Can Atilla mistik parçalarla,oyundaki misyonu büyük. Canlı müziklerin oyuna katkısı tartışılmaz. Müzik Yönetmeni, Çiğdem Erken’in seçimleri ve Dans Düzeninde Handan Özer’de özellikle doğum sahnesindeki,oyuncuların karografisi alkışlanası. Çok büyük alkış hak ediyorlar.
 
    Gerek dekoru,gerek ışığı ve gerek kostüm tasarımlarıyla, İstanbul Devlet Tiyatrosu,adına yakışır bir şölen hazırlamış.İnanılması güç tasarımları emin olun ilk defa karşılaşacaksınız.
 
    İlk defa karşılaşacağınız bu muhteşem görsel şöleni, kaçırmamanızı öneririm.
 
İyi Seyirler…
 
 

Anahtar Kelimeler: dünyanın ortasında bir yer, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir