Haber

Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Bildirileri

Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Bildirileri

2017.03.19 00:00
| |
0
|
331

Sizce Nasıl?

Çocuklar kendi kendilerine tiyatroya gidemezler.


20 Mart 2017 Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Bildirileri
Yvette Hardy, Uluslarası ASSITEJ Başkanı

 
Çocuklar kendi kendilerine tiyatroya gidemezler.  Her yıl 20 Mart’ta kutlanan Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü, çocukların genelde sanat faaliyetlerine katılmak ve özelde tiyatro deneyimi yaşamak için çevrelerindeki yetişkinlere bağımlı olduklarını hatırlatan bir çağrıdır. Bu nedenle diyoruz ki “Bugün bir çocuğu tiyatroya götürün”.
Tiyatro, belirli bir zamanda ve mekânda gerçekleşir ve geçici olma özelliğinden dolayı, sadece o belirli ana aittir. Tiyatro bu belirli anda yaratılan görünmez ilişkiler hakkındadır; bu ilişkiler insan kalbinin kilidini çözerek, empati tohumları eker, merak ve sorgu filizleri oluşmasını sağlar ve bunlar insanın tüm gelişimini ve yaşamının gidişatını etkileyebilir.


Ama tiyatro ile bağ kurmak, tiyatronun takdir edilir özelliklerinden biri olarak, sürece katılan seyircinin de çabasını gerekli kılabilir. Bu pasif değil, alımlayıcı bir fonksiyondur. Tiyatro, ilgi, katılım, açıklık, merak ve eleştirel düşünme gerektiren bir aktivitedir. Bu sadece entelektüel bir katılım değil, tam bir katılımdır,  fiziksel, duygusal ve kimilerine göre de ruhsal. Bu katılım tamamlıyla sağlandığında, pek çok duyu aynı anda uyarılır ve sonuncunda kazanılan deneyim de zengin, etkileyici ve dönüştürücü olur.
Kendileri iyi okuyucu olsun ya da olmasın, pek çok ebeveyn okuma alışkanlığının öneminin bilincindedir. Okumanın işlevsel değerini bilir, onun çocukları ve gençleri gerçek dünyadan yeni âlemlere götürecek bir pasaport özelliğinde olduğunu kabul ederler. Başlangıçta çetin ve sinir bozucu süreçler de yaşansa okumanın vaz geçilmemesi gereken bir şey olduğunun farkındadırlar. Tam tersi,  bilirler ki okumak, genç insanlara farklı dünyaların kapılarını açan bir anahtardır ve kitaptan öğrenilen bir düşünce, hayat için bir yola dönüşebilir… Ebeveynler çocukların okumayı öğrenme sürecinde yaşadığı zorluklarla baş etmek için çocukların hayal güçlerine hitap edecek kitabı bulma konusunda çaba sarf etmeye hazırdırlar. Peki, neden aynı özen tiyatro okuma deneyimine de verilmez?


Tiyatro, sadece tek bir kötü deneyim sonrasında vazgeçilebilecek bir şey değildir. Tek bir kalıp ya da konuyla sınırlandırılacak bir şey de değildir. Zor ve moral bozucu da olabilir, zevkli ve çekici de.  Tiyatro okuyucusunun, verilen çok katmanlı simgeleri, duygu ve anlamları tamamen kavrayabilmesi için zaman geçmesi gerekebilir. Ama damıtılmış bir deneyim olarak tiyatro, seyircisine orada “gerçekte” ne olduğunu kendi gözleri ile görme fırsatı verir; konuyu, kişileri, ilişkileri, simgeleri yeni bir biçimde görme ve anlamlarını keşfedip kendileri için yorumlama fırsatı.


Tiyatro, çocuklar için kişisel anlam üretme deneyimi sunan tek daldır, katılım gerektirir ve bu katılımın kalitesi, çocuk ve gençlerin oyun izleme deneyimine alışmasıyla birlikte, giderek artar.


Tiyatro okuryazarlığı fikri, öylesine söylenmiş bir düşünce değildir; okumaya ve dünyanın anlamını kavramaya açılan evrensel bir penceredir. Ve pek çok çocuğun fakirlik, savaş, çatışmalar ve zorunlu göç nedeniyle ihmal edildiği, gelişimlerinin engellendiği bir dünyada, bu beceriler daha da önem kazanmaktadır. İşte bu çocuklar bizim ortak sorumluluğumuz olmalıdır.


Sanatçılara ve sanat aktivistlerine düşen görev ise, bir çocuğu tiyatroya götürebilecek yetkinlikte olan her yetişkinin, çocukların onlar olmadan hiçbir zaman tiyatro izleyemeyeceğinin ve bunun kendi sorumlulukları olduğunun farkına varmalarını sağlamak ve yetişkinlerin çocukların okuryazar olması için uğraştıkları gibi tiyatro okuryazarlığı için de çaba sarf etmelerini garantiye almak olmalıdır.


 
 Fransisco Hinojosa
 
(Mexico City, 1954) Meksika’nın çocuk edebiyatı alanında önde gelen yazarlarındandır. Edebiyat alanında eğitimini tamamladıktan sonra, şiir yazmaya başlamış, sonrasında ise çocuklar için kısa öyküler ve romanlar kaleme almıştır. 1984 yılında “ İnsanları Yiyen Kadın” kitabıyla IBBY ödülünü kazanmıştır, sonrasında ise on kitabı daha yayımlamıştır. Aynı yıl, Meksika Kültür ve Sanat Ulusal Konseyi tarafından Meksika’da çocuk ve gençlik edebiyatını temsil ve teşvik etmek üzere elçi olarak seçilmiştir.
 
On yedi yaşında iken, sık sık tiyatroya giden bir genç olmamım dışında, hiçbir deneyimim olmadan, sınıfımdaki öğrenciler ve birkaç arkadaşımdan oluşan bir grup ile bir oyun sahnelemiştim. Oyun, önce okuduğum lisede, sonrasındaysa daha uygun bir mekânda, halka açık olarak sahnelenmişti. Oyunun ismi “Kostüm Provası” idi; uyuşturucu konusuna ve asıl, adından da anlaşıldığı üzere, oyun sahnelemeye değiniyordu.  Oyunu, doğuştan gelen oyunculuk yeteneğini, gençliğinde hayır kurumlarında arada sırada oynadığı oyunlarla geliştirmiş olan babam yazmıştı. Ne babam, ne de sadık bir tiyatro izleyicisi ve okuyucusu olmama rağmen ben, onun bu tiyatro yolcuğuna devam etmedik. İlginçtir ki, ben sonradan tiyatro ile farklı bir biçimde yeniden buluştum; çocuklar için yazdığım öykülerden bazıları, yirmi yılı aşkın bir süredir sahneye uyarlanmakta. Başlarda, eğer topluluk profesyonel ise, onlardan onaylamam için uyarlamayı göndermelerini istiyordum. Ancak zaman geçtikçe, bunu yapmamayı ve kontrolü -öyküden sahneye geçiş sürecinde esneklik olması gerektiğinin farkında olarak- bu uyarlamayı yapanlara bıraktım. Bazen, bu gösterimleri izledim. Bazıları hakkında ise basın ya da internet sayfaları aracılığı ile bilgi edindim. Kimi zaman edebi metnin özüne sadık kalınıyordu. Kimi zaman ise, öykü, yeni bir yapıma ilham olarak kullanılıyordu. “Dünyadaki En Kötü Kadın” adlı öyküm, kimi zaman tek kişilik bir gösteri, kukla ya da gölge oyunu, kimi zaman bir okuma tiyatrosu metni ya da okul oyunu, kimi zamansa tam donanımlı profesyonel bir oyun olmak üzere, en fazla sahnelenen eserim oldu. Bir keresinde bir tiyatro topluluğunun yönetmeni, başroldeki kadın oyuncuyu, onu şeytanın vücut bulmuş hali olarak gören, öfkeli genç seyirci grubundan kurtarmak zorunda kaldıklarını söylemişti: kurgu ve gerçek, grubun ortak hayal gücünde birbirine karışmıştı. Ayrıca, bazı oyunlarda, öyküyü bilen çocukların, öykünün aslından farklı bir metin izlendiğinde, verdikleri tepkilere de tanık oldum.


Sahne üzerinde iyi anlatılan bir öykü, hiç kuşkusuz ki çocuk seyircileri cezbeder ve bir şekilde onları dönüştürür. Bir oyundan sonra tiyatrodan çıkınca, dünya gözünüze farklı görünür; bu durum, seyircisinin yüzeyin altındakilerini görmesini sağlayan performansın etkisidir.  Ve çoğunlukla ardından,  çeşitli karakter ve durumlarda kendi yansımasını gören seyircinin yaşadığı katarsis (arınma) gelir. Okuma faaliyetinin yalnız yapılmasının tersine, öykünün sahneye sıçramasıyla birlikte,  deneyim farklılaşır; şimdi bir şeyler bizim gözümüzün önünde olmaktadır, diğerleriyle paylaşabileceğimiz bir şeyler. Artık tek tanık bizler değilizdir. Öykü, bizim hayalimizin ötesinde hayata geçer ve bir şekilde bizi öyküdeki kahramanlara çevirir, çünkü biz karakterleri duygularımızla, korkularımızla, tutkularımızla ve hayal kırıklıklarımızla görevlendiririz. Sahneye taşındığında artık, öykü, müzik, dans, şarkı, şiir, oyun, sihir ve jonglörlük,  tiyatro sanatının -kostüm, ışık, dekor, makyaj ve aksesuar gibi- olanaklarını kullanarak bir ahenk içinde bütünleşir. Kültürel mirasımıza -tiyatro ve edebiyat üzerinden- yapılan bu katkı,  çocukları sürekli olarak hayal güçlerini kullanmaya ve hayatın gerçek anlamını aramaya teşvik eder.
 
 
Türkiye Ulusal Bildirisi
 Prof. Dr. Tülin Sağlam

 
Var oluşumuza anlam arayışı çabamız devam ettikçe tüm sanatlar gibi kuşkusuz tiyatro da var olacaktır. Yaşamı merak eden, irdeleyen, olanı değil olması gerekeni hayal ederek eyleyen ve yaşama anlam katmaya çalışan tiyatro insanlarının varlığı tiyatro sanatının var oluşunun garantisidir. Bu nedenle her tiyatro gününde onlara olan şükran borcumuzu bir daha hatırlamanın ve hatırlatmanın görevimiz olduğunu düşünüyorum.


Tiyatro anlamın ortaklaşa üretildiği ve paylaşıldığı bir sanat dalıdır. Anlam provalarda ya da oyun seyirciye ulaştığı anda oluşmuş, bitmiş değildir; oyun seyirciyle her paylaşıldığında anlam yeniden ve çeşitlenerek çoğalır ve bu son temsile kadar devam eder.  Çünkü her seyirci kendi hazır bulunuşuyla sahnede olanı algılar, yorumlar, kendi anlamını üretir ve bunu sahneye iletir. Tiyatronun seyirciye ulaşınca tamamlanan bir sanat olduğunun söylenmesi bu nedenledir. Seyircinin kim olduğu sözü edilen sürecin niteliğini etkilemez. Çocuk, genç, yetişkin herkes dünyaya bakar ve kendi deneyimleriyle bir anlam dünyası oluşturur ve yeni bir deneyim edinir.


Sahne denen evrende oluşan ve sahne seyir yeri iletişimiyle çoğaltılan anlamların dünyayı daha yaşanılır bir yer kılması dileğiyle bir çocuk ve gençlik tiyatroları gününü daha kutlarım.

 

Anahtar Kelimeler:

0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.

TİYATRONLİNE

Görüş Bildir