MAKALELER

Dolu Düşün Boş Konuş - Bakırköy Belediye Tiyatrosu

2009.03.02 00:00
| | |
1553

Sizce Nasıl?
Türkçeye Haluk Bilginer tarafından çevrilen, İngiliz oyun yazarı Steven Berkoff'un (1937) "Kvech", yani İbrani'ce "arka plan diyalogu" anlamına gelen oyunu...

AKLIMIZIN GERİSİNDEKİ DİYALOGLAR: "DOLU DÜŞÜN BOŞ KONUŞ"
 
Türkçeye Haluk Bilginer tarafından çevrilen, İngiliz oyun yazarı Steven Berkoff'un (1937) "Kvech", yani İbrani'ce "arka plân diyalogu" anlamına gelen oyunu, "Dolu Düşün, Boş Konuş" başlığı altında Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından sahnelenmekte. Oyunu daha önce ilk kez 1999 yılında Haluk Bilginer-Ferhan Şensoy çevirisiyle ve Şensoy'un rejisiyle izlemiştim. Sonra 2002-2003 sezonunda, gene Oyun Atölyesi yapımı olarak, ancak bu kere Haluk Bilginer'in bir başına çevirisi ve bizzat kendi rejisinden izlediğimi anımsıyorum. İlkinde Haluk Bilginer, Zuhal Olcay, Tamer Karadağlı, Celal Perk, Sermiyan Midyat oynamışlardı; ikincisinde Bilginer ve Olcay'a Bülent Emin Yarar, Şenay Gürler ve Sermiyan Midyat yardımcı olmuşlardı. İlk izlediğimdeki izlenimim, oyunda öyle pek de dolu düşünülen, düşünülmüş, düşünülecek bir şey olmadığı yolundaydı. Sıradan bir oyundu bana göre... "Gereksiz ve bol küfürlü, çok özgün bir 'incir çekirdeği' örneği" olarak değerlendirmiştim. Maskelerimizin gerisinde, başka şeyler düşünüp, başka şeyler konuştuğumuz gerçeğinin altını çizen, kimi zaman eleştiri de getiren, klâsik iç ses-dış ses ikileminden yola çıkarak devinimli bir tartışma ortamı arayan ve de bulmaya çalışan bir oyundu. İlginçti, ama sanki "oyun" gibi değildi.
 
Yazarı tanımıyordum, ama yönetmen ve oyuncu da olan yazarın dilinin, izlediğimizden de sivri olduğunu Ferhan Şensoy'un program dergisindeki yazısından öğrenmiştim. Berkoff'un sıradan insanların, sıradan yaşamlarını, sıradan olmayan bir biçemle ele almasında kullandığı dili, dün gibi anımsıyorum, Cumhuriyet'te Dikmen Gürün de "sert" bulmuştu yazarın dilini. Ferhan Şensoy ise, oyunu yorumlarken bir tek küfür eklemediğini söylüyor ve: "...tersine 'Ferhan koymuş' sanılır diye, çok terbiyesiz bulacaklarınızı attım" diyordu. Bana sorarsanız Şensoy, yüzde ellisini daha atabilirdi ve metin bir şey yitirmezdi, ama nedendir bilinmez kıyamamıştı.
 
Neyse! İkinci izleyişimde oyunu ciddi anlamda sevdim. Aradan geçen süre içinde anlayışımda değişiklik olmamıştı herhalde de, Haluk Bilginer, bu kere çeviriyi bir başına daha mı derlemiş toparlamıştı ne! Kullandığı dil düzgün, doğru, oldukça duru ve akıcı gelmişti kulağıma. Oyunu da bu kere, Ferhan Şensoy'un yerine kendisi yönetmişti. Mizanseni, kısa sahnelerden oluşan bölümler halinde düzenlemiş, karşıt görüntüleri devinimleri dondurarak vermesine karşın oyunu sanki daha bir hızlı tempoya kavuşturmuştu. Yazarın, oldukça sert ve sivri dilini sıradan insanların, sıradan yaşamlarını, sıradan olmayan bir biçemle ele alışını başka bir dinamizmle seyirciye aktarmış, Steven Berkoff'un: "Seyirciye yapılan açıklamalar bir itiraf gibidir ve tam değeri verilerek oynanmalıdır," önerisine harfiyen uymuştu.
 
"Dolu Düşün Boş Konuş", yukarıda da belirttiğim gibi bu kere de Gürcü yönetmen Zurab Siharulidze'nin eline Haluk Bilginer'in çevirisini almasıyla sahnelenmekte. Dolayısıyla çeviriye hiç değinmeyecek, Genel Sanat Yönetmeni Müşfik Kenter'in çeviri seçimini alkışladığımı söylemekle yetineceğim. Siharulidze'nin afişlerde oyunun türünü "fars" olarak kendince saptadığınaysa şaşırdığımı söyleyeceğim. "Kvech"in önceki versiyonlarından farklı olmak isteği, tür değiştirmekle olmaz ki! Metnin epik ve göstermeci tarza kayan türü hangi cesaretle, nasıl değiştirilir? Siharulidze, "Dolu Düşün Boş Konuş"ta güldürü öğelerini fiziksel hareketlerden ve mizahtan emmiş, tamam da, oyunda güldürünün kulaktan çok göze ve duyumlara seslendiğine nasıl karar vermiş anlayamadım. Oysa yazar, olaylar dizisi anlatıyor; seyirciyi gözlemci kılıp, yargı verdirmeye zorluyor, böylece seyircisini etkin bir duruma sokmayı amaçlıyor. Siharulidze bunu es geçmiş. Üstelik: "Oyunu ben fars eyledim," deyince oyun fars da olmamış. Berkoff'un, insanların konuştukları sırada sıkça aklımızın gerisinde süregelen bir diğer diyalogu, izleyicinin ilgisini oyundan bir saniye koparmadan, kendine çekmek istediğini; kişilerin birbirlerine karşı gizledikleri yüzlerinin gerisindeki tartışmayı, eksiksiz ve fazlalıksız verdiğini görmezden gelmiş. Mekanik burjuva uygarlığının sınırları, gerçek, duyumsanan değerlerin yitmesi ve sonuçta yaşamın önemsizleşmesini yazarın istediği açıklıkla verememiş. Taşlaşmış dille şiddetli alayın arkasında, şiirsel bir yaşam kavramı oluşturamamış. Kişilerin kendi varoluşlarıyla yüzleşmelerindeki saygılı şaşkınlığın altını iyi çizememiş. Her vurgunun altındaki dramatik anlatımı türlü gaglarla yok etmiş, ezmiş, bitirmiş.
 
Siharulidze'nin metindeki kaba gülünçlüklerden, tuhaf ve olamaz denilen şakalaşmalardan nasıl olup da incelikle yararlanmayı bilemediğinin (inanmayacaksınız, ama) hâlâ şaşkınlığı içindeyim. Bu konuda (ister darılsınlar, ister kırılsınlar) yönetmen yardımcılarını da suçluyorum. Bu arada, değerli dramaturg Sibel Arslan Yeşilay'dan da yardım almadığını varsayıyorum. Yönetmen, karakterlerin birbirlerine karşı gizledikleri yüzlerinin gerisindeki tartışmayı ya eksik ya da fazla vermiş, Ali Rıza Kubilay ve Yelda Baskın aldırmamışlar. Komik gerçeklerin altındaki dramatik yanı, özellikle Frank'ı avazı çıktığı kadar bağırtarak ya da tahammül dışı kötü efektlere sığınarak vermek istemişler becerememişler. Kim isterse varım! Haydi bakalım, alalım okuyalım metni yenibaştan… Yazarın istediği karşıtlıklar arasındaki bağlantı bu mu? Böyle mi olmalı Siharulidze'nin biçim ve biçem içinde sahnede vuruculuk uygulaması?
 
Gelelim Siharulidze'nin oyuncu yönetimine. Bir yönetmen gereksiz ve sulu devinimlerle davranış biçimlemelerin oyunun gidişini bozarak huzursuzluk yaratacağını bilmez mi? İddia ediyorum ki Siharulidze, "Dolu Düşün, Boş Konuş"'daki karakterlerin birbirlerine karşı gizledikleri yüzlerinin gerisindeki tartışmayı anlayamamış. Bu görüşü savlarken, Donna'da Yonca Cevher Yenel'in ve Frank'da Orhan Kemal Aydın'in yaratıcı imgelemlerini ve ona karşılık düşen, düşsel imgelerini iç göz ile görmelerini sağlayacak güce erişmiş oyuncular olduklarını asla yadsımıyorum. Örneğin, Frank cinsel tercihini değiştirir ve Donna:"İçimdekini dışa vurdum, artık özgürüm" derken, o ana dek sürekli bir sıra izleyen düşsel imgeler Orhan Kemal Aydın ve (benim içimde pamuklara sararak sakladıklarımdan) Yonca Cevher Yenel aracılığıyla yönetmenin koşulları olmamasına karşın seyirciye başarıyla ulaşıyor. Yonca Cevher Yenel, Donna'nın yaşamının gerçek duyumunu, içsel yaratıcı durumunun içine, öylesine güzel akıtıyor ki, ne yalan söyleyeyim en çok onu alkışladım. Diğer oyuncular Çetin Etili ile Ali Rıza Kubilay ise neyse ki oyuna ayak uydurabiliyorlar. Çetin Etili, iki İtalyanca sözcüğü metinde yazılı olduğu şekliyle söylemeli; "Una momento" değil, "un momento" demeli, "grazzie"yi "grazia" olarak değil, "gratziye" olarak "telaffuz" etmeli. Munis Düşenkalkar'a gelince hareket ettirici güçlerini kavrayabilecek olgunlukta, başarılı bir Kaynana çizmekte.
 
Ali Yenel'in dekorunda yüzden sahnede gördüğünüz boş kapılar var; böylece izleyici oyuna ve oyunculuğa odaklanıyor, ama kullandığı malzeme ne mizansene ne de oyunculuğa yansıyor. Tepedeki o abajurdan bozma güya avize olan "nesne" ne öyle? Ayçın Tar'ın Donna için çizdiği iki zevkli kostüm, karakterin içinde yaşayacağı dünyayı kurmuş, yüzeyin altında yaşayanları da görmüş. Alkışlar Tar'a… Maral Ceranoğlu'nun koreografisine koreografi demem, ama Yüksel Aymaz'ın ışıkları ne yalan söyleyeyim gene usta işi.

Anahtar Kelimeler: Dolu Düşün Boş Konuş, Bakırköy Belediye tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir