MAKALELER

Derviş ve Ölüm - Kocaeli Şehir Tiyatrosu

2009.09.20 00:00
| | |
1411

Sizce Nasıl?
Bosna'nın en ünlü yazarı olarak tanımlanan Meşa Selimoviç'in "Derviş ve Ölüm" başlıklı romanından Sırp tiyatro yönetmeni, oyun yazarı ve Sırbistan Kültür Bakanı Nebojsa Bradiç ...


 
DERVİŞİN İÇİNDEKİ DERVİŞİN ÖLÜMÜ: "DERVİŞ VE ÖLÜM"...
 
Bosna'nın en ünlü yazarı olarak tanımlanan Meşa Selimoviç’in “Derviş ve Ölüm ” başlıklı romanından Sırp tiyatro yönetmeni, oyun yazarı ve Sırbistan Kültür Bakanı Nebojsa Bradiç (1956)’in tiyatroya uyarlayıp, M. Nurullah Tuncer’in yönettiği “Derviş ve Ölüm”, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenmeye başlandı. “Derviş ve Ölüm”de Osmanlı döneminde, küçük bir kasabadaki tekkelerden birinde “mutlak dini doğrular” üzerine kurulu dünyasında yaşayan Mevlevi Şeyhi Ahmet Nureddin’in yaşadığı olaylara hep seyirci kalıp gerçeklerden kaçması; bu çerçevede iktidar ve adalet mekanizmasının sorgulanması konu ediliyor.


 
M. Nurullah Tuncer, Nebojsa Bradic’in uyarlamasını neredeyse bire bir sadık kalarak sahneye taşırken, “ramp ışıkları” önünde dile getirilecek metni doğrusu iyi çözümlemiş. Uyarlamanın başındaki “İtiraf” bölümü yerine, neden besmele ile başlayan “Tanıklığa Çağrı” bölümünü eklemiş, bu eklemeyle ne elde etmiş anlamamakla beraber metni sese, bedene kavuşturmuş, oyunlaştırma yöntemlerini betimlerken oyunun etkisine ve yararına yardımı olabilecek her şeyi korkusuzca kullanmış. Bu arada, sanırım titizliğiyle “maruf” dramaturg Dilek Tekintaş’tan da alabildiğine yararlanmış. Bir yandan eylemi düşünüp tasarlarken, diğer yandan da oyunculara yerlerini, birbirlerinden uzaklıklarını, yapacakları hareketleri, dekorla, döşemeyle, aksesuarla ilişkilerini, konuşmalarının hızını, susuşlarını, giriş çıkışlarının değişen temposunu iyi açıklamış, iyi belletmiş. Sonuç olarak, bulanık olmayan bir oyun, iyi belirtilmiş hareket, değişik ritim, sürekli uyum elde etmiş.


 
Bilge Emin’in Sırpça aslından özgün çevirisi alkışlanacak kadar temiz. M. Nurullah Tuncer’in dekoru gene düş gücünü yerinden oynatır, duygu birikimlerini dışarıya fışkırtır, hareketin dramatik yoğunluğunu çimdikler nitelikte. Sadece, hiç karartma yapmadan tablo geçişlerini sağlattığı paravanların yüksekliğini neden hesaplamamış diye merak edip soracağım. Paravanlardan biri, sahnenin üç yanını kaplayan alışılmamış boyuttaki panoramik barkovizyonlardan tam karşıdakini boylu boyunca kapatıyor. Bir de, barkovizyondan gösterilen, Mevlevi tarikatına göre bütün evrenin ve insanın toprak, ateş, hava ve su gibi dört ana ilkeden kurulu olduğu inancını simgeleyen görüntülerde toprak mı yok, yoksa yanılıyor muyum, bilemiyorum. Bu arada, cam fanus içine hıdrellez ile ilgili dilek kâğıtlarının bırakılması esprisi; cam fanusların temizliği, dürüstlüğü simgelerken finalde içlerinin kanla dolması, yönetmen-dekor tasarımcısı Tuncer’in yaratıcı zekâsının ürünü olarak dikkat çekmekte. Gene M. Nurullah Tuncer imzalı Mevlevi kostümleri, arakiyyeler, sikkeler, destarlar belli ki titiz çalışmalar sonucu elde edilmiş. M. Nurullah Tuncer’in ışık tasarımını yaparken makyaj-ışık bağlantısında kurduğu denge de gerçekten övülmeye değer boyutta. Nedim Yıldız’ın müziği mistik atmosfere son derece uygun. Gjergji Prevazi; Nagihan Zengin, Fatma Yılmaz, Aslı Kömürcü, Ülkü Aksoy, Zeynep Özan için çizdiği koreografi ile seyirciye adeta beden sanatından oluşan bir gökkuşağı sunmakta.


 
Hasan’ı canlandıran Koray Onur, Hasan’ın Nureddin’i: “Söyleyemem, önemi de yok,“ diye yanıtlarken “söyleyemem” sözcüğünün vurgusuna dikkat etmeli. Tarık Keskiner İshak’ı iyi incelemiş ve iyi çözümlemiş. Deniz Alan’ın, temsil ettiği Kadı’nın Karısı karakterinin tutkularını düşünce soyluluğunun süzgecinden iyi geçirdiğini söyleyeceğim ve kendisinin bugün itibariyle eleştirmen amcasının merceği altına girdiğini söyleyeceğim. Mehmet Serimer’e, Müftü’ye can verirken, Müftü karakterinde temel nitelikte görerek seçip ayırdığı, ayrıştırdığı tutkuları seyirciye sunması gerektiğini anımsatmak isterim. Molla Yusuf’da Serhat Güzel, Kadı’da Mehmet Çevik, Müsellim’de Şafak Karali, Hacı Sinaneddin’de Melih Düzenli, Cemal’de Cemal Aldıç yönetmenin istediğini ne bir eksik ne bir fazla, kendilerinden istendiği kadarıyla vermişler. Tekin Ezgütekin, Nureddin’in: “Söyle Kara Zalim,” sorusuna yanıt repliğinin tonlamasını biraz daha çalışmalı.
 
A.Nejat Birecik ise, Ahmed Nureddin’in içsel boyutunu iyi kavrayıp iyi duyumsamış. Abartmıyor da... Oyun yazarı-uyarlayanı tarafından yaratılan o bilmediği evreni ve yaşamı tümüyle kabullenip, sahiplenmiş. Ve de pek iyi etmiş… 

Anahtar Kelimeler: derviş ve ölüm, kocaeli şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir