MAKALELER

Deli Kadın Hikayeleri - Tiyatro Viya

2018.07.17 00:00
| | |
2728

Sizce Nasıl?
“A la bone votre chats morts ! (Şerefe ölü kediler!). Et c'est toi le plus honorable, salopard de Cinnet (En şereflisi de sensin Cinnet ibnesi!)...

Kedilere Fransızca Konuşan Kadınlardan: Deli Kadın Hikayeleri
 

“A la bone votre chats morts ! (Şerefe ölü kediler!). Et c’est toi le plus honorable, salopard de Cinnet (En şereflisi de sensin Cinnet ibnesi!). Vous etes tous des sots. (Hepiniz aptalsınız). Oui mademoiselle, nous sommes tous des sots, et vous autant que nous.. Nous sommes tous des sots, parfaitement. ( Evet bayan, hepimiz topyekun aptalız, siz de biz de.. Biz hepimiz aptalız tabii ki!) ” Kadın küçük bir kitap çıkarır ve kedilere okumaya başlar. “ Garibe haksızlık etmeyeceksin ve ona gadretmeyeceksin; çünkü siz Mısır diyarında gariptiniz.” Belli ki hayattan çok zulüm görmüş bu garip kadın, cahil bir perinin saflığı ile ısrarla Fransızca soruyor. “Mısır c’est ou, vous savez?” (Mısır neresi biliyor musunuz?) Kedilerle Fransızca konuşan garip kadın acıyla yoğrula yoğrula pişmiş. Sesi ipek gibi yumuşacık, anne sesi gibi sıcak. Muhatap olduğu kediler tarafından pür dikkat dinlenmenin keyfiyle onlarla Fransızca konuşuyor ısrarla. Bir yandan da kutsal kitaptan parçalar okuyor. Tabii eğitim önemli.

“Aklın kıyısında gezinen, kadınlıklarını bir lanet gibi sırtlarında taşıyan, hepsi kaybetmeye yazgılı içe işleyen yalnızlıklarıyla kalp burkan hayatlar, varoluş kabusları..” diye tanımlanan “Deli Kadın Hikayeleri” oyununda, İzmir Sanattayız. Çokça hırpalanmış, keskin yaralarla sarmalanmış, yalnız bırakılmış, yoksun ve yoksul ruhlardan sonsuzluğa uzanan bir çığlık Deli Kadın Hikayeleri. Yazar Mine Söğüt’ün Yapı Kredi Yayınlarından çıkan kitabından, İbrahim Yalçın tarafından tiyatro sahnesine aktarılan oyun, Tiyatro Viya tarafından sahneye konuyor. Günay Toprak’ın yönettiği oyunda, başrolleri Yasemin Şimşek Tüzün ve Hicran Çalı paylaşıyorlar. Oyunun kostüm tasarımı Funda Çebi’ye ait. Oyunun sahne tasarımı çok basit tutulmuş. Sahnenin arka planında 21 kadın tablosu yer alıyor. Hayal dünyamızı harekete geçiren ve insanı heyecanlandıran tablolar Ayşegül Güngören tarafından yapılmış. Kitaptaki 21 kadının hikayesinden yola çıkılarak hazırlanan tablolar farklı bir teknikle hazırlanmış. İnsanın yüreğine kazınan oyunun müzikleri Alpdoğan Selçuk’a, oyunun insanı çarpan afişi ve kitapta yer alan benzersiz tabloların tümü Bahadır Baruter’e ait. Oyunda kitaptan alınan altı kadının hikayesi diğer hikayelerle harmanlanarak ve düzenlenerek Füsun Ataman’ın dramaturgluğunda yeniden yazılan bir metin üzerinden anlatılıyor. Oyunda öyküler iki oyuncu tarafından monologlar halinde canlandırılıyor. Bazen bir öyküde bir anlatıcının sesini de duyarız. “Beni Öldürmek İsteyen Muhteşem Hayat” öyküsünde olduğu gibi. Oyuncuların “Lemon Tree” şarkısını söylemeleri ve “aşk ta şarkı gibidir, limon çiçekleri harikadır ama meyvesini dilin damağın kamaşmadan yiyemezsin” demeleri insana bir şekilde dokunuyor.
  
“Annemin O Harika Saçları” öyküsünde, falcıdan intihar eden annesini ve annesine aşık olan kardeşini öldüren babasını öğrenir. “Elinde kör bir makas / önce annemin saçlarını kesti/ sonra kardeşini öldürdü/ babam kardeşini öldüren o adam/ Bir annemin saçlarını kesti / Bir kardeşini öldürdü,..” Acı, çaresizlik, umutsuzluk, insanın elinden kayıp giden bir hayat. Devlet ve baba otoritesinin ezdiği, baskı altındaki hayatların öğütüldüğü umutsuz kadınların hikayelerini izliyoruz. Yıkımın, savaşın mahvettiği bir dünyada kadınların ellerinden alınmış hayatları sahneye vurucu bir dille yansıtılıyor. 

Yazar Mine Söğüt kadınların öykülerini yazarken insanın canını yakan, şiirsel bir dil yakalamış. Hem bu dünyaya ait hem de bu dünyanın dışından bakan bir gözle ama son derece şiirsel bir anlatımla, olayları, insanları, nesneleri ve mekanları estetik bir zarafetle tanımlamış. Zarif, keskin bıçaklar halinde yüreğimize sapladığı öyküleri ince bir sızı olarak içimize akıyor. 
Sahnede iki kadın Yasemin Şimşek Tüzün ve Hicran Çalı karakterleri canlandırırken, görünür kıldıkları hayali dünyalar yaratıyorlar. Sadece vücut dillerini ve seslerini kullanarak çok canlı, çok başarılı ve çok gerçek bir anlatımla bu hayali dünyalara bizi inandırıyorlar. Bu inandırıcılık ve samimiyet duygusu üzerine inşa ettikleri hayatların acıları da elle tutulur hale geliyor. Eğer kulaklarınızı ve gözlerinizi kapamazsanız, elinizi uzatıp her acıya tek tek dokunabilirsiniz. Öylesine gerçekler. Öylesine varlar. Oyunda öyküler hiç ara vermeden akıp gidiyor. Oyuncular nefes almadan karakterden karaktere girip çıkıyorlar. Oyunun bir yerinde, anlatıcı “çocukları şarkısız, şiirsiz, masalsız bırakmayın. Çünkü şarkısız, şiirsiz, masalsız kalan çocuklar diğerlerini öldürüyor” der. Doğru tespit.

Sahnede yer alan tabloların çerçevelerindeki deformasyon aslında kadınların gözünden parçalanmış hayatların bir görüntüsünü yansıtıyor. Çünkü hayatları tamamen deforme olmuş. Munch’ın çığlık tablosundaki gibi çığlık atan kadınlar bunlar. Kadınlar “sorun var” diye bağırıyorlar. Pencerelerini açmış dünyaya çığlık çığlığa bağırırken, dış dünyanın umurunda bile değil. Sokaklarda gündelik hayat çok normal akıyor. Her şey insanın canını acıtırcasına güllük gülistanlık. Yaldızı parlatılmış bir medyadan üzerimize doğru köpürtülmüş bir mutluluk yağıyor. Yaratılan sahte hayatların, iğreti mutluluklarının ardında pis bir gerçeklik saklanıyor. Bu vıcık vıcık mutluluğu kazıyınca, arka sokaklardan yükselen çığlıklar duyuluyor. Bu çığlıkları yok sayamazsınız !

Bu kadınlar gerçek. Çığlıklar gerçek. Umutları ve hayatları ellerinden alınan bu kadınların öyküleri gerçek. Pisliğin ve acının ağırlığı altında ezilen bu kadınlar gerçek. Kendi gerçekliğimize dönüp bakıyoruz. Gerçek nedir? Hangisi gerçek? Aşırı mutlu programcılar tarafından yaratılan çok renkli bir dünya. Steril bir yaşamın hüküm sürdüğü başka bir gezegene ait reklam kuşakları. Ve savaşın, yıkımın, açlığın, yoksulluğun ve yoksunluğun pençesinde kıvranan, tıkış tıkış sardalye kutularındaki milyonlar. Ve bu karanlık katmanın en dibindeki kadınlar. İşte bu gerçeklikte, kendini var etmeye çalışan kadınların iç seslerini bulmak çok zor. Sesleri duymak için öyküleri içselleştirmek lazım. 

Oyuncular öyküleri içlerinde demlenmeye bırakmışlar. Her öykü mayalandıkça kendi iç sesini bulmuş. Bu sesler çok tanıdık ama çok özel, tek, benzersiz sesler. Bu kadın seslerini dinlemek lazım. Oyuncular bu kadınların sesi, bu kadınların öyküleri olurken, onların kendi iç seslerini de bulmuşlar. O nedenle, oyun çok iyi çıkmış. Kadınlar çok güçlü. Öyküleri içimize işliyor. Karakterlerin sesleri birbirine karışmadan, birbirinin önüne geçmeden, sahnede ayrı ayrı kendi ses renkleriyle var oluyorlar. Her karakter bütün acısıyla, sessiz çığlığıyla, söyleyecek sözüyle, öyküsüyle, bağırmadan katman katman var oluyor. Açılan her katmanda, çevremizdeki kadınlardan, bizden, kendimizden izler çıkıyor ortaya. Bu çok ürkütücü. Havada korkunun, endişenin ve itirazın kokusu var. Yüzleştik artık. Aynamıza baktık. Acımızı biliyoruz. Kabuğunu yolduk yaramızın. Rüzgara bıraktık söylenmeyen bütün sözleri. Bu iyi. Her insan, kendini tiyatro sahnesinde tanır. Tiyatro bu yüzden iyi geliyor insana. 
   
Oyunun yönetmeni Günay Toprak “Ben ölünce bu içimden çıkan şarkılar ne olacak doktorcuğum?” kaygısıyla içi acıyan kadından yola çıkarak bu oyunu sahneye koyuyor. Artık kadının içinden çıkan ve dört bir yana saçılan o güzelim şarkılar yok olmayacak. Çünkü her oyunda bir şarkı, bir izleyiciye ulaşacak. Şarkılar kurtulacak. Sanki hiç söylenmemişçesine, daha önce hiç anısı olmamış, yüreklerde hiç sevilmemişçesine eriyip gitmeyecekler. Artık o şarkılar sizlerin yüreklerinde söylenecek. Yeni anılarda çiçek açacaklar. Şarkılar her söylenişte, kadınların çığlıkları yavaş yavaş dinecek, acılar közlenmeye yüz tutacak. Sokakları dolduran kalabalıklar yeniden “insan” olunca, güneş hayatlarımızın üzerinde gerçekten parlamaya başlayacak. Yeniden hayatın bir değeri olduğunu anlayacağız… 

Anahtar Kelimeler: deli kadın hikayeleri, tiyatro viya



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir