MAKALELER

Deli İbrahim - Bursa Şehir Tiyatrosu

2009.04.01 00:00
| | |
1369

Tarihsel olanın özündeki trajik öğeyi keşfedip evrensel insan sorunu üzerinde odaklanan ve bunu genelde yazınsal, özelde teatral yaklaşımın özgün diliyle...

Padişahın Dadısı Korku Olunca Başına Neler Gelir: Deli İbrahim 
 

Tarihsel olanın özündeki trajik öğeyi keşfedip evrensel insan sorunu üzerinde odaklanan ve bunu genelde yazınsal, özelde teatral yaklaşımın özgün diliyle ortaya koymaya çalışan önemli yazarlarımızdan Turan Oflazoğlu’nun “Deli İbrahim”i, şu günlerde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun usta sanatçısı Ali Düşenkalkar’ın yorumu ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nca sahnelenmekte. 

Ali Düşenkalkar için, keşke oyunun hemen başında Kösem Sultan’ın giriş yapıp, seyirciye sırtını, oyunculara yüzünü dönerek müzik girinceye kadar tam on dakika sessiz/sözsüz beklediği tabloyu kısaltsaymış; keşke, Kösem Sultan’ı makyajla biraz yaşlandırsaymış diyerek söze başlayacağım. Ne yapalım ki Düşenkalkar, Oflazoğlu’nun metni ile sahneleme arasındaki bağı bir geçiş, bir aktarım, birinin diğerine indirgenmesi olarak düşünmeyerek sözümü balla kesiyor. Tarihsel olayların ortasında yaşayan ve onlarla bütünleşen kişilerin iç ve dış çelişkilerini yansıtmayı ön planda tutmuş Düşenkalkar, diğer taraftan oyunu sadece tarihsel oyun olma özelliğinde bırakmamış. Ayrı göstergesel dizgeler arasında, örneğin sözel/sözel olmayan, simgesel/görüntüsel dizgeler arasında anlam ve karşıtlık etkileri kurmuş. Oflazoğlu’nun tarihsel dönem yorumunu, insanın evrensel gerçeğini yakalamaya doğru çekmiş. Böylece başarıyı elde etmiş. 

Tayfun Çebi’nin bu oyun için yaptığı dekor çalışması, bence Çebi’nin özgün yaratıcı gücünü cömertçe sergilediği bir çalışma olmuş. Tayfun Çebi kalıpları bilerek, bildiği “kalıp” öğretilerinden yararlanarak, ama o kalıpları aşıp, kalıp kurallarını delerek özgün yaratıya varmış. Funda Çebi, kostümlerine düşünsel işlem yüklemiş, anlamsal değerler katmış, imbikten geçirilmiş zevk ürünü kostümler tasarlamış. Kostümlerini Tayfun Çebi’nin paralelinde ana fikri ve malzemeyi tarihi belgelerden derlemiş, olguyu malzeme yığını içinden özenle seçtikten sonra yaratısını başlatmış. Murat Gedikli, içinde yemeğin zorunlu tuzu kıvamında Osmanlı motiflerini kullandığı özgün müzikler yapmış. Notalar eylemin yerini pek belirtemiyor, ama doğrusunu söylemek gerekiyorsa müzik, oyunun atmosferini kimi kez tam bir akustik dekora dönüştürüyor. Ali Düşenkalkar, kullanacağı ışık türünü pek güzel saptamış, ışığın hangi anda ve hangi etki üzerine gösterimin gelişimi içinde devreye gireceğini iyi belirlemiş. 

Bursa Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun başarılı bir oyuncu kadrosu var. Bu oyundaki kalabalık oyuncu kadrosunu Ali Düşenkalkar da fevkalade yerli yerinde, pek iyi yönetmiş. Gel gelelim nedense, Günay Y. Güney’den Silahtar Yusuf Paşa’nın uzun repliğinde sesini değişik akustik parametrelerde kullanmasını istememiş. Bülent Uçar (Kızlar Ağası) ile Nilgün Türksever Güçlü’nün (Hümaşah Sultan) 1. perdedeki tablolarında entonasyonla dile gelebilecek çeşitlemeleri es geçmiş. Ama kadro, genel anlamda iyi bir oyunculuk performansı sergilemiş. Kaan Nalcı, Cansu Can, Sinem Akar, Asaf Baran Bozkurt, Suat Oktay Şenocak, Burhan Narınç, Seyit Ahmet Sancak, İlyas Sarı, Uğur Serener, Esra Yaşar, M. Eren Topçak görülebilir, okunabilir ve duyguların temsil edilme uzlaşımlarına (“konvansiyon” karşılığı kullanıyorum) uygun düşen oyunculuklar sergiliyorlar. 

Nilgün Türksever Görgü, rolden dışarı taşmadan oyunu sürdürüyor, varlığına inanmamız gereken o karmaşık kişi Hümaşah Sultan’da yanılsamayı bozmuyor. Didem Hun Liman’ın yorumladığı Turhan Sultan’ın duygulanımları, seyirci tarafından (üzgünüm ama) rahatça ve tam olarak okunamıyor. Bülent Uçar, bence Kızlar Ağası’nı iyi çözümlememiş. Oysa belli ki yetenekli bir oyuncu Uçar. Kızlar Ağası kişiliğine bürünmek için özel kanı edinmeli, dış görünüşü (duruş dahil) vermek için teknik geliştirmeli ve bunu yönetmeninden beklememeli. Müge Açıkdüşünenler de öyle… Can verdiği Hobyar ile arasına mesafe koyabilir, onun içini okuyabilir, role pekâlâ istediği gibi girip çıkabilir. Cinci Hoca ve Soytarı’da Murat Liman abartıya kaçmadan oluşturduğu coşkularını okutmayı çok iyi biliyor. Özellikle Cinci Hoca’ya gözle görülebilen fiziksel işaretler ekliyor. Günay Y. Güney ezberine daha bir ruh katmalı. E. Ertan Akman birikimindeki yaratıcılığın bütün yollarını ve yöntemlerini kullanıp tüketiyor, kusursuza yakın bir Kara Mustafa Paşa çiziyor. Nihal Türksever, kendine canlı fiziksel ve psikolojik yönelimlerden oluşan bir yön çizmiş koşuyor. Kösem Sultan karakterini nasıl biçimlendireceğini, bunu gerçekleştirmek için nelere çalışacağını, karakteri hangi yönden didikleyeceğini iyi bilmiş. Türksever, pertavsız altına alınması, gözlem altında tutulması gereken oyunculardan. Altuğ Görgü ise hiç kuşkum yok iyi bir oyuncu. “Lala” sözcüğünü bir daha “Lela” olarak kullanmayacağından eminim. Özgün sesini anında birkaç yarı-ton oranında değiştirip daha kalın, daha sıcak ya da tersine daha zayıflatarak ses rengini geliştireceğine, yüksek sesli repliklerinde sözlerinin anlaşılabilir olmasına çalışacağına da inanıyorum. Sultan İbrahim’in deliliğinin kendince bir zorunluluktan ileri gelmekte olduğunu iyi kavramış. İbrahim’i çılgınca davranmak, “cinnetinden daha çılgın” olmak zorunda olarak yorumlamış. Pek de iyi etmiş, başarıyı enselemiş. 

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu “Deli İbrahim” çalışmasıyla, ne yalan söyleyeyim Bursalıların alkışlarını analarının ak sütü gibi hak etmiş. 

Anahtar Kelimeler: deli ibrahim, bursa şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir