MAKALELER

Dar Ayakkabı ile Yaşamak

2013.04.04 00:00
| | |
4562

Sizce Nasıl?
İleri kapitalizm döneminde safların tutulup güçlünün güçsüzü ezdiği.


DAR AYAKABIYLA YAŞAMAK

MEDYANIN SMOKİN GİYDİRDİĞİ CESETLER

Bir oyun bu... 
İleri kapitalizm döneminde safların tutulup güçlünün güçsüzü ezdiği...
İşveren - medya - iktidar üçlemesi el ele vermiş işçileri medya mezatına çıkarıp bir kukla gibi oynatıyor. İnsan gururu iplerin ucunda sallanıyor karşımızda ise kendi tabutlarının üstlerinde oturan cesetler.

    Oyun bütünsel olarak sinematografik bir dille sahne üstüne aktarılmış.. Bununla reji bizlere izledikleriniz aslında bir kurgu ey seyirci ve bu kurgunun aktörleri -sefilleri - karşınızdaki insanlar ama bu kurgunun yazarı ve yönetmeni ise tamamen kapitalizm diyordu. Oyunda işçilerin direnişini kırmak  için yapılan televizyon programındaki "Hangi numara kazanacak" yarışması zaten - işçi grevini kırmak için uydurulan - kurgunun ta kendisiydi ve bize bunun bir kurgu olduğunun altını çizen başat etmendi. İşte tam bu noktada  rejinin başarısı ortaya çıkıyor.  Yarışma programının bir kurgu olduğunu sinemanın kullandığı kurgu sistematiğiyle anlatıyordu. Sahnede bir film izliyorduk, sanki bir kurguymuş algısına kapılarak oysaki sahnede olan gerçeğin ta kendisiydi. Oyun boyunca algıları bozmak oyunu diri tuttu.


 
    Özelleştirilip kapatılan ayakkabı fabrikasında haklarını alamayan işçiler açlık grevine başlar. Beş işçi canlı yayında ölmeyi kabul ederek "toplumsal devrim" yapmayı amaçlar. Amaç, gücü elinde olanların aracına dönüşünce, sonunda ölüm olur ama adalet gerçekleşmez.  *1

    Oyunun  özetlemek gerekirse, iyi iş yapan bir ayakkabı fabrikası özelleştirme kurbanı olup satılır, çalışan işçilereyse tazminat olarak ayaklarına küçük gelecek ayakkabılar verilir. Sadece beş işçi yapılan bu haksızlığa - fabrikalarının satılmasına- karşı direnir. Fabrikanın her yerine sanayi tüplerini patlayacak şekilde yerleştirip açlık grevine başlarlar. Medya bu açlık greviyle ilgilenir ve bunu "Benim Numaram Kazanacak" adlı bir reality yarışma programına çevirir.

   Oyunun ikinci perdesi açlık grevinin 10. günüyle başlar. Burada grev yapan işçilerin bir televizyon şovuna yakışırcasına birer birer ölümlerini izleriz. Orada ölen sadece işçilerin bedenleri değil, onların hayalleri ve bu hayaller üzerinden insanlığın ta kendisidir. 

Medya, televizyon izleyicisinin sınır tanımaz isteklerine karşı yepyeni ve farklı bir eğlence programı formatı bulmuştur. -Açlık grevini bir yarışmaya çevirmek.-  Bu dahiyane formatın altında yatan asıl sebepse işçi grevini kırmaktır, amiyane deyişle işçileri haklamaktır ve seyirciler tüm bu sürece şahit olur; olan biteni  algılamaz, anlamlandırmaz, sorgulamaz, izler geçer. Altı oyulan sosyal devlet politikalarına ilişkin işçilerin, sendikaların hakları birer birer yok edilirken tüm dünyanın seyirci kaldığı gibi...

    Oyun, beş işçinin yüksek kar yapan fabrikalarının özelleştirilip satılmasına karşı tepkilerini anlattıkları bir röportajın fondan aktarılmasıyla başlıyor.


Oyunun 1. perdesinde oldukça gerçekçi bir anlatım vardı. Tiyatro salonu bir fabrikanın içine çevrilmişti. Seyircinin üstünde fabrika tipi aydınlatmalar, etrafımızda gaz çıkış yerine fünyeler bağlanmış sanayi tüpleri vardı. Böylelikle seyirci için yaratılan mekan algısıyla oyuna girmemiz kolaylaştı.


Karşımızda gerçekçi terk edilmiş bir fabrika görüntüsü vardı. Dekorda fabrikanın demir boşlukları arasında beş direnişçi işçinin yatakları vardı. Oyunda  "bir maymun kafesi içerisindeyiz" diye geçen replikte bir işçi kadının içinde yattığı demir konstrüksiyonun gerçekten bir maymun kafesi gibi gözükmesi çok başarılıydı, bu da zaten oyun tekstinde geçen "kim bilir belki buradan bakınca aslında dünya bir kafesin içersindedir" çıkarımını vurguluyordu.


 
   Oyundaki bir başka reji- oyuncu başarısı da sessiz sahnelerdeki rejinin koyduğu yorumlar. Gerek karşılıklı repliklerde gerekse oyun genelinde olan sessiz anlarda sürekli bir hareket devinimi vardı; hareketlerle bir şeyler anlatılıyor ve oyuncular hareketleriyle adeta konuşuyordu. Böylece oyunun içinde ki es'ler sebebiyle oyun ritminin düşürülmesi önlenmiş oluyordu.
 
    Oyunun ikinci perdesi ise tamamen absürt bir teknikle bir sahnelenmişti. Açlık grevlerinin 10. gününde medya işçilerle "kendinizi ifade etme imkanını sağlama" sözüyle anlaşır, kandırır demek daha doğru olur. Benim Numaram Kazanacak yarışmasında absürtlük son seviyededir. Bu şekilde reji, oyunda karşıtlıklardan bir bütün oluşturuyordu. Birinci perde ne kadar gerçekçi şekilde sahnelendiyse ikinci perde ona zıt bir şekilde absürt bir şekilde sahnelendi, üstelik bu iki zıtlık durumu tek mekanda -fabrikanın içinde - sağlanıyordu, bu şekilde seyircinin algısını bozmayı, kırmayı hedeflendiği anlaşılıyordu. Bu mekanda görülen olayların gerçek ve hayal çizgisi katmanlar oluşturacak şekilde üst üste bindirilmişti.  

 

    Yarışmacıların oturtulduğu koltuklar sonradan sedyeye ve tabutlarına dönüşecek şekilde dizayn edilmesi sunulan hayatların bir ölüm olduğu gösteriliyordu ve tekstteki bu karşıtlar bütünlüğünü desteklemeye devam ediyordu. 


    İşçilere sanki bir eğlence programında ki hostesler gibi parlak açık renkli smokinler giydirilmişti. -TV nin sunduğu pembe tabloya nazire yaparcasına ayrıca sahnenin arkasına konan büyük perde, fon görevinde kullanılıp seyircileri sanki o programın canlı stüdyo izleyicilerine çeviriyordu, işçilerin canlı yayındaki yüzlerini yakından görmemizi sağlayan bu fon her şeyin toplumun gözünün önünde gerçekleştirdiğini vurguluyordu. İşçilerin yüzlerinin büyütülmesi seyircinin bütünü görmesini önleyen bir paravan görünümündeydi. İşçilerin kişisel acılarına odaklanan seyirci ortadaki toplumsal cinnetin vahametini göremiyordu. Parçadan bütüne gitmesi önleniyordu. 


 
   Fona televizyon programını izliyormuşçasına izlenim yaratan canlı yayında olup bitenin yansıtılmasını ve bu yolla fabrika mekanında yabancılaşma sağlanmasını başarılı buldum.    

 

  Yarıştırılan işçilerin koltuklarının seyircinin tam karşısında olması yaratılan absürt dünyanın grotesk yorumuydu. Yani komik olan aslında çok korkunçtu.

Oyunda ki karakter isimleri İsa, Maldiv...
İsa'nın toprak yemesi,
Dar ayakkabılar,
İki grevcinin birbirine aşık olması ama aralarından sadece birinin kazanacak olması,
fabrikanın dışında gezen ama sahnede hiç görünmeyen köpek,
tabut görünümlü sedyeler,
yönetmenlere yazar tarafından verilmiş imgelerdi. Tüm bu imgeler oyun rejisine farklı açılımlar sağlaması için kullanılacak çok önemli doneler... Engin Altan Düzyatan'da bu doneleri başarılı bir şekilde kullanmıştı. 

 

Oyunun ışık tasarımı oyuna çok şey katmış. Gerçekçi fabrika dekoru, fabrikanın giriş kapısını mekansal olarak başka yerde düşünülmesi de seyir açısından hoştu.  

 

    Oyunda sadece beş işçinin mücadeleye örgütsüz, kendiliğinden girmesi aslında toplumdaki devrim itkisinin ne acınası noktada olduğunu karamsar ve gerçekçi bir tabloyla gösteriyor. Ama o insanların kaybedeceklerini bile bile giriştikleri bu mücadelelerini izlerken içsel olarak umudu duyumsamamıza da yol açıyor. Oysaki adalet o fabrikayı çoktan terk etmiştir. Açlık grevi ise sanal, medyanın oyunlaştırıp yarıştırdığı bir şekilde "şeyleştirilmiştir". İşçilerin televizyondaki yarışmayı kazanmaları için ölmemeleri gerekir ve bu ise devrimin sistemin izin verdiği bir devrim şeklinde olabileceğini gösterir, umut bile "onların" elindedir. Peki bu noktada umudu nerede aramalıyız? Oyun tekstinde belirttiği üzere bulutların üstünde mi? 

 

   Oyun tekstinde "Göğün Yedinci Katı" şeklinde belirtilen bulutların üstünde geçen son sahne  kullanılmamıştı. Bu kullanılmayan son sahnede ölen beş fabrika işçisi hatıralarında yaşadıkları tek mutlu gün olan yirmi yıl önceki 1 Mayıs'ı hatırlıyorlardı. Oyundaki "Medyanın Şeytanlığı" vurgusunun bütünlüğünü bozmamak adına sanırım bu sahne reji tarafından tercih edilmemişti.   

 

   Özetle Diyarbakır Devlet Tiyatrolarını hem bu teksti seçmelerinden ötürü hem de  oyuncularının başarısından ötürü kutluyorum.  Alkışları bol olsun. 


DİYARBAKIR DEVLET TİYATROSU 

YAZAN : DUŞAN KOVAÇEVİÇ 
ÇEVİREN :BİLGE EMİN 
YÖNETEN : ENGİN ALTAN DÜZYATAN
DEKOR TASARIMI : KAAN GÜREŞÇİ
GİYSİ TASARIMI : CANDAN GÜNAY
IŞIK TASARIMI : İZZETTİN BİÇER
YÖNETMEN YARDIMCISI : M. LEBİP GÖKHAN
ASİSTANLAR: GONCA COŞKUN, MEDİNE AKIN
SAHNE AMİRİ : MURAT ATILGAN
KONDÜVİT : UMUT AYANOĞLU - ALİ HAYDAR KAPLAN
MÜZİK - BESTE : BOZKURT CENDEY
IŞIK KUMANDA : YUSUF BOZYEL
SUFLÖR: YUNUS EMRE ÜNLÜ

OYUNCULAR
MÜMTAZ AYDOĞAN MENGİ
M. LEBİP GÖKHAN
ÖZDEN GÖKÖZ
ERCAN KILIÇARSLAN
N. ÖZGÜN ÇOBAN
DİLEK MENGİ
GÜLİZAR OLTULU

Kaynakça 
*1 Bilge Emin : Oyun broşüründen  

Anahtar Kelimeler: dar ayakkabı ile yaşamak, diyarbakır devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir